İçeriğe geç

DOKUNAÇLAR

Bölüm 2 · 5 dk okuma

DOKUNAÇLAR

Bölüm 2

İkinci Oda: Bir Ölü Balıkçık

Öfkenin tüm vücudumu kapladığını hissediyordum. Saçma bir hediyeyi bile hak etmiyor muyum yani! Babam artık varlığımı unutacak kadar kör mü oldu? Tüm öfkemi resifi paramparça ederek gidermek istesem de yaptığım tek şey resifi hızlıca terk etmek ve odama sığınmak oldu. Odamda elime geçen her şeyi fırlatıp kırdım. Kendimi durduramıyordum. Bir süre durup sakinleşmeye çalıştım. Öfkem yine de yatışmamıştı. Tam odada kalan bir avuç şeyi de parçalayacakken odamın kapısı çalındı ve büyük istiridye kapıdan Hariles girdi.

"Ursula ben...babamızla konuştum...seni huzuruna çağırdı." dedi Hariles.

yaptığım tek şey Hariles'e ters bir bakış atıp hızlıca yanından geçip gitmekti.

Koridorlardan hızlıca geçip taht odasına gittim. Babam tahtında oturuyordu. Canı sıkılmış gibiydi.

"Beni çağırmışsınız Kral Poseidon" dedim ruhsuzca başım hafif öne eğikti.

"Ursula...benim en küçük kızım...hediyeni alamadığını duydum...bu yüzden...bunu sana armağan etmek istedim." dedi babam kara bir kutuyu bana uzatırken. Yüz ifadesi mutlu durmuyordu. Daha çok vicdanını rahatlatmak adına sefil birine yardım edermiş gibi davranıyordu. Kutuyu elime aldım ve umursamazca açtım. Kutunun içinde Nautilus kabuğundan basit bir kolye vardı. Herhangi bir gösterişi yoktu. Babama bu ne dercesine baktım.

"Bu Nautilus kabuğu antik bir hazinedir. Eski deniz Tanrıçasına aitti. Artık sana ait." Dedi babam.

"Herhangi bir özelliği yok mu?" Dedim garip bakışlarla.

"Kabuğun bilinen bir özelliği yok. Senin...seveceğini düşündüm..." Dedi babam beceriksizce. Bu kabuğun değersiz olduğu ve babamın vicdanını rahatlatmak için hazine odasından rastgele elini attığı bir şeyi bana getirdiğini kesin olarak kanıtlıyordu.

"Teşekkür ederim Kral Poseidon." Diyerek taht odasını terk ettim. Bunun için de sinirlenmek üzereydim lakin öfkem Hariles tarafından bölündüğü için artık yeterince güçlü değildi. Çöpe gideceğine en azından biraz takayım diyip kolyeyi boynuma taktım.

Ursula sarayda dolaşmak istemediği ve odasını da muhtemelen hizmetçiler temizlediği için tekrar sarayın dışına çıkmak zorunda kaldı. Sivri kayalıkların olduğu geniş koya giderse orada yalnız olacağını düşündü. Koya gitmeye karar verdi. Hala harlanmayı bekleyen bir ateş gibiydi öfkesi. Ara sıra kolyeyi boynundan çıkarıp karanlık okyanus derinliklerine fırlatmak istiyordu. İkilemde kalırken Sivri kayalık koyuna geldiğini fark etti. Sonunda braz sessizlik diye düşündü Ursula. Birden şarkı söyleyen bir ses duydu. Bu ablası Shera idi. Ablası Ursula'yı fark etti.

"Ursula burada ne yapıyorsun? Yoksa babam seni bu sabahki davranışlarından dolayı buraya ceza için mi gönderdi?" diyerek kıkırdadı. Daha çok sinirlenen Ursula sakin kalmaya çalışıyordu.

"Sakin bir yer bulmak için geldim." dedi agresif bir şekilde.

"Rahat ağlayabilmek için mi?" diyip güldü Shera.

Ursula sakin olmaya çalışıp oradan gitmenin daha iyi olacağını düşündü.

"Ben de buradaki koyun temizliğini kontrol ediyordum. Sen gelip kirlettin tabi şimdi." dedi Shera. Ursula'yı özellikle rahatsız etmeye çalışıyor gibiydi.

"Ha bu arada babamın Hariles'in zorlamasıyla sana bir hediye verdiğini duydum. Boynundaki kolye olmalı. Baya değersiz görünüyor, bir özelliği de yok. Babam Hariles'e kıyamadığı ve vicdanını rahatlatmak için eline geçen ilk çöpü sana verdi herhalde." diyip kahkaha attı Shera. Ursula'nın gözü dönmüş bir haldeydi. Hızlıca dönüp Shera'yı kayalıklara doğru güçlüce itti. Shera kayalıklara sert bir şekilde çarptı. Öyle ki kayalıktan koca bir çatırtı geldi. Ursula, Shera'nın kemiklerinden bir kaçının kırıldığına emindi. Shera acı bir çığlık attı ve kayalıklardan aşağı düştü. Kendisiyle beraber birkaç kaya da derin bir çukura düştü. Kayalığın bir kısmı düşen kayalarla dengesizleşmişti ve her an yıkılabilecek gibi duruyordu. Ursula kayalıktan refleks olarak uzaklaştı.

"Ursula!Sıkıştım!Ursula yardım et!" Shera'nın çukurdan bağırışı duyuldu.

Ursula çukura baktı. Shera'nın kuyruğu düşen kayalardan birine sıkışmıştı ve zaten yaralı haliyle çıkamıyordu.

"Ursula yardım et. Sıkıştım çıkamıyorum lütfen!" diye bağırdı Shera. Ursula soğukkanlılıkla Shera'ya bakmaya devam etti. Shera sanki uzanabilirmişcesine Ursula'ya elini uzattı.

"Ursula lütfen sıkıştım. Canım çok acıyor yardım et!" dedi son kez. Sallanan kayalık Shera'nın üstüne çöktü ve genç denizkızı onlarca devasa kayanın altında ezildi.

Ursula şokla orada kalmıştı. Ablası gerçekten ölmüş müydü yani!? Birkaç kez korkakça Shera'nın adını seslendi ama sesi mırıltı gibi çıkıyordu. Hiçbir karşılık yoktu. Koyda en ufak bir ses dahi yoktu. Ursula aniden kendine gelmiş gibi koydan hızlıca kaçtı. Nereye gittiğini bilmiyordu ama hızlıca yüzüyordu. En son ufak bir kayalığın ardına çöktü ve kuyruğunu kendine çekerek az önce neler olduğunu idrak etmeye çalıştı. Ablası gerçekten ölmüştü. Babasının biricik üçüncü kızı ölmüştü. Kızkardeşlerinden biri artık yoktu. Sakinleşmeye çalıştı. Eğer bunu onun yaptığı öğrenilirse en ağır ve acımasız cezayı alırdı. Cezanın ne olacağını bile bilmiyordu. Şimdilik sakin kalıp aptalı oynamaya karar verdi. Hemen şimdi saraya dönecekti ve normal davranacaktı. Kayalığın arkasından çıktı ve saraya doğru yol aldı. Saraya gelir gelmez odasına kapandı. Odası çoktan temizlenmişti. Ursula yatağına çöküp olanları anlamlandırmaya çalıştı. Gerçekten ablası ölüydü hem de onu o öldürmüştü. Ablasına sinirlenmişti ama gerçekten onun ölmesini istemiş miydi bunu sorguladı. Kendini berbat hissediyordu. Hatta başı dönüyordu. Kapısının çalınmasıyla irkildi. Kapının ardındaki uşak Ursula'ya yemek vakti olduğunu söyledi.Ursula yerinden kalkıp yemek salonuna gitti. En son gelen kendisiydi. Her an sanki ablası kapıdan girecekmiş gibi tetikte bekliyordu. Babası masaya oturdu ve yemek başladı.

"Shera nerede?" diye sordu babası. Ursula irkildi.

"Bilmiyorum babacım. Uşaklar odasında olmadığını söylediler. Bugünkü görevini bildirmek için de gelmedi yanıma." Dedi Merlana. "Normalde asla yemek saatine gelmemek gibi bir saygısızlık yapmaz." Dedi Hariles. "Görevi neydi ki? Belki görevini bitirememiştir?" Dedi Morgana iyimser olmaya çalışarak. "Sivri Kayalık koyuna gidip koyun temizliği ve düzenine bakması gerekiyordu." Dedi Merlana. "Ben gidip onu kontrol ederim." dedi Ampheta. Endişeli görünen Sorin de Ampheta ile kalktı ve koya gittiler. Poseidon yanındaki uşağa dönerek "Kızlarımla birlikte iki muhafız daha gönder." Dedi. Uşak başını eğerek emredersiniz efendim dedi ve iki muhafız çağırmak için yemek salonunu terk etti. "Yemek saati bittiğine göre odalarınıza dağılabilirsiniz kızlar." Dedi Poseidon. Kızları son bir kez eğilerek odalarına dağıldılar. Ursula'nın içi içini yiyiyordu.

Kısa sürede Ampheta ve Sorin geri döndüler. Onların geri döndüğünü gören Merlana onlarla birlikte taht odasına gitti. "Shera nerede?" Dedi Merlana. "Nerede olduğunu bilmiyoruz onu bulamadık. Kayalıklarda hasar vardı sanırım bir şey kayalıklara çarpmış. Korsan gemisi olabileceğinden şüpheleniyoruz. Eğer bu doğruysa Shera'nın neden kaybolduğunu açıklar." Dedi Ampheta. "Merlana tam konuşacaktı ki Kral belirdi. Kızlar babalarını selamladılar ve Ampheta olayı açıklamak için öne çıktı. Poseidon "Olayı muhafızlardan duydum Ampheta." Dedi. "O zaman Shera'nın ölü olduğuna neredeyse kesin gözüyle bakabiliriz demek oluyor bu." Dedi Ampheta üzüntüyle. Sorin birkaç damla gözü yaşı döktü. Merlana her ne kadar güçlü durmaya çalışsa da ağlamak üzere olduğu belli oluyordu. Haber Morgana, Hariles ve tabi ki Ursula'ya da verildi. Kendisinin suçlu olarak düşünülmediğini duyan Ursula rahatlamıştı. Ablasının olasılığı neredeyse kesin olan kaderini duyan Morgana gözyaşlarına boğuldu. Sarayda bir yas havası hakimdi. Altı kız kardeş Shera'nın odasında onun eşyalarına sarılıyor acılarını onun anılarıyla dindirmeye çalışıyorlardı. En azından içlerinden birisi öyle görünmeye çalışıyordu. Gün sonlanırken Ursula Shera'nın hergün saçlarını taradığı tarağa sarılmış sessizce bundan sonra olacakları düşünüyordu.

Bölüm sonu

2 yorum