İçeriğe geç

DOKUNAÇLAR

Bölüm 4 · 6 dk okuma

DOKUNAÇLAR

Bölüm 4

Dördüncü Oda: Denizkızı Çığlıkları Benzersiz Bir Şarkı

Peki nasıl yapacaktım? Hariles'i ulu orta yerde öldüremezdim. Diğerlerini ortadan kaldırana kadar yakalanamazdım. Saray çok kalabalık değildi ama yine de bir prensesi öldürüp yakalanmamak mümkün değildi. Hariles'i sarayın dışına da çağıramazdım. Eminim dışarıya çıktığımız an Merlana peşimize muhafızlar gönderirdi. Düşünebildiğim tek yer saray canavarının tutulduğu mahzendi. Canavarın nasıl bir şeye benzediğine dair en ufak fikrim yoktu. Canavar yalnızca en büyük suçluların yem edilmesi için kullanılırdı. Sadece yüzlerce yıl önce büyük Atlantis Savaşı'nda bir kez mahzenden çıkartılmıştı ve efsaneye göre bir ordunun yarısını parçalayıp yemişti. Bu düşünebildiğim tek şeydi ve sanırım tek şansımdı. Mahzen sarayın en altındaydı ve ses geçirmez bir büyü ile korunuyordu. Bu büyü canavara kurban edilen suçluların çığlıkları sarayda yankılanmasın diyeydi. Ne yapacağımdan emin olduktan sonra Hariles'i bulmaya gittim. Hariles sarayın bahçesinde tek başına oturuyordu. Onu ikna etmek kolay olmayacaktı ama yine de denemem gerekirdi.

"Abla, burada ne yapıyorsun?" Dedim.

"Ah Ursula sen miydin? Sadece bahçenin sakinliğini izliyordum." Dedi Hariles.

"Babam sana hediyesini verdi mi?" Dedi.

"Evet. Bana bu kolyeyi verdi." Dedim.

"Sanırım kolye konusunda sadece bana karşı özenli davranmış." Dedi ve kıkırdadı Hariles. Kıkırdamasına rağmen yüzü yorgun görünüyordu. Sanırım Shera'yı düşünüyordu. Ama onun bu hali bile benimle dalga geçmesi yüzünden duyduğum öfkeyi azaltmamıştı.

"Sadece şunu söylemeye gelmiştim. Shera'nın bilekliğini bir hizmetkar mahzende bulmuş ama canavara korkusundan yaklaşamadığından bilekliği orada bırakmış." Dedim düşünceli bir şekilde.

"Bu saçmalık neden Shera'nın bilekliği orada olsun ki? Ayrıca canavar zaten parmaklıkların ardında neden canavardan korksun?" Dedi Hariles sorgular bir tavırla. Yalanımın ortaya çıkmaması için büyük çaba sarf ederek "Bilekliğin neden orada olduğunu bilmiyorum belki Shera'nın bundan önceki görevlerinden biri canavarı kontrol etmektir. Canavarın hakkındaki efsaneleri biliyorsun hizmetçinin korkması nomral bu konuda. Belki de gidip bilekliği almalıyız?" Dedim usulca. "Merlana'ya ve diğerlerinine söyledin mi? Muhafızlar da gidip alabilirler." Dedi Hariles. İşi yokuşa sürüyordu. "Bilekliği onlar alırsa bize vermezler. Merlana hemen bilekliği sahiplenir ve kız kardeşimin hatırası bende diyerek etrsfta dolaşır. Shera'dan son bir hatıranın sana kalmasını istemez misin?" Dedim ikna edici bir tonda. "Doğru söylüyorsun tabiki isterim ama neden gelip bana anlattın neden beni seçtin?" Dedi Hariles. İçimden çünkü aptalsın diyerek anlık sinirimi atmaya çalıştım. "Çünkü senin bilekliğe daha çok kıymet vereceğini düşündüm." Dedim. Hariles gülümsedi ve "Tabiki ben diğerlerinden daha çok kıymet veririm. Haklısın Ursula." Dedi. Mercan kokyenin gücünü bile dinlemeye tenezzül etmeyip ne kadar da güzel parladığına dair susmayan sanki bendim diye içimden geçirdim. "Ursula gitmeliyiz. Ablalarım bilekliği almadan biz gidip alalaım. Eminim Shera abalam bilekliğini en çok benim taşımamamı isterdi." Dedi Hariles yerinden kalkarken. Beni kolumdan çekerek mahzene sürüklemeye başladı. Mahzen düşündüğüm gibi sessizdi. Mahzenin girişindeki askıdan çoktan canavarın parmaklıklarının kilidini almıştım. Hariles mahzenin her tarafını arıyor ama bilekliği bulamıyordu. "Ursula burada olduğunu söylemiştin bulamıyorum." Dedi. "Bilmiyorum bana burada- ah Hariles bak bileklik orada parmaklıkların arkasında!" Dedim blöf yaparak. "Ne? Parmaklıkların ardında ne işi olabilir? Hani ben göremiyorum." Dedi Hariles. "Bileklik kapkara olduğu için görmemen normal hemen dümdüz gidersen bilekliğe dokunursun ben bile zor görüyorum." Dedim. Hariles eliyle parmaklıklarının diğer kısmını yokladı ama bir şey bulamadı. "Yetişemiyorum ki!" Dedi. "Fazla uzakta kapıyı açıp almalıyız." Dedim. "Sen kafayı mı yefin canavarın olduğu tarafa mı gideceğiz!" Dedi gözlerini kocaman açarak. "Başka yolu yok." Dedim. "İyi o zaman sen geç al bilekliği." Dedi Hariles. "Sen benim ablamsın senin alman gerekir hem ayrıca bilekliği ben alırsam benim olur sana vermem." Dedim kollarımı önümde birleştirerek. "Ama böyle dememiştin." Dedi Hariles. "İyi o zaman ben de ya kendim alırım ya da Merlana'yı çağırırım." Dedim. "Hayır." Dedi Hariles. Parmaklımlara baktı tedirgince "Tamam kapıyı aç ben alırım." Dedi. Parmaklığı anahtarla açtım ve Hailes temkinli bir şekilde içeri girdi elleri titriyordu. "Ursula göremiyorum sen görüyor musun?" Dedi Hariles. İçeri tamamıyla girmesiyle güçlü bir şekilde kapıyı kapattım ve anahtarı sokuo kilitledim. "Hariles gözleri fal taşı gibi açılmış bir şekilde bana döndü. "Ursula ne yapıyorsun! Aç kapıyı! Kafayı mı yedin?!" Diyerek çığlık attı ve parmaklıkları ittirmeye çalıştı. Zifiri karanlıktan garip bir uğultu geldi. Uğultu öyle güçlüydi ki parmaklıklar ititredi. Ben bile korkudan donakaldım. Hariles sesi duyduğu anda çıldırmış gibi bağırmaya başladı. "URSULA! YALVARIRIM ÇIKAR BENİ! BEN SENİN ABLANIM BUNU BANA NASIL YAPARSIN?!" Ona boş bakışlarla baktım. "URSULA LÜTFEN! NE OLUR ÇIKAR BENİ BURADAN! NE DERSEN YAPARIM! ÇOK İYİ ABLA OLMAK İÇİN HER ŞEYİ YAPARIM! SEN NE İSTERSEN! BENDEN İSTEDİĞİN İNCİ TOKAYI SANA VERIRİM! OYNADIĞIMIZ OYUNLARDA HEP SENİ SEÇERİM! HATTA BUNU ALABİLİRSİN! AL BUNU! AL! SENİN OLSUN! SEN BENDEN DAHA ÇOK HAK EDİYORSUN!" Hariles boynundaki babamın hediyesi mercan kolyeyi çıkarıp bana fırlattı. "URSULA BİR DAHA ASLA SENİNLE DALGA GEÇMEM! BABAMA SENİ DAHA ÇOK ÖVMESİ GEREKTİĞİNİ SÖYLERİM LÜTFEN!" Hariles hüngür hüngür ağlıyordu. Canavrı uğultsu bir kez daha duyuldu. Hariles korkudan parmaklıklara yapışmıştı. "URSULA! SENDİN! SEN ÖLDÜRDÜN SHERA'YI!" Hariles çığlıklar atıyor parmaklıkları delip geçmeye çalışır gibi tüm gücüyle itiyordu. Canavar görünmüyordu ama ne olduğunu anlamadığım bir güçle Hariles'i çekmeye başladı. Hariles daha çok parmaklıklara tutunuyor daha çok çığlık atıyordu. "BABACIM LÜTFEN YARDIM ET! USLU BİR KIZ OLACAĞIM SÖZ VERİYORUM! BABACIĞIM KURTAR BENİ!" Diye bağırdı Hariles. Babam onu duyamazdı mahzen sadece fiziksel olarak uzakta değildi. Bir büyü ile korunuyordu. Babamın ya da başka bir Tanrı'nın onun dualarını duyması imkansızdı. Hariles'i en son gördüğüm an canavar tarafından zifiri karanlığına çekilmesiydi. Gözleri sonuna kadar açılmıştı ve kıpkırmızıydı. Elini bana doğru uzatmıştı. Ondan sonra zifiri karanlığa çekilen Hariles'ten ibaret olan tek şey onun bitmeyecekmiş gibi gelen acı dolu çığlıklarıydı. Bir süre bekledim. Mahzen tamamıyla sessizliğe bürününce Hariles'in kolyesini alıp mahzeni terk ettim. Odama doğru giderken Ampheta'yı gördüm

"Ursula! Sen iyi misin? Bembeyazsın korkunç görünüyorsun. Hasta mısın?" Dedi Ampheta. Koluma şefkatli bir şekilde dokundu. Istemsizce kolumu hızlıca ondan çektim. "Tamam, tamam ben seni rahatsız etmeyeyim." Diyip yanımdan geçip gitti Ampheta. Odama gidip kolyeyi ilk bulduğum mücevher kutusuna koydum ardından yatağımın altına attım. Ben, ben kızkardeşimi öldürmüştüm. Yine. Bir süre sakinleşip kafamı toplamaya çalıştım. Yeni bir plan düşünmem gerekiyordu. Diğer ablalarımı da hızlıca ortadan kaldırmalıydım. Hariles'i bulamazlardı ama yok olduğunu anladıklarında benden de şüphelenmeye başlayabilirlerdi. En iyi ihtimal iki prensesin de yakın aralıklarla kaybolmuş olmasıyla gözlerini üstümüze dikebilirlerdi. Bu da benim için tüm şansımın yok olması demekti. Bunları kafamda tartarken bir çığlık duydum. Ses morgana'ya aite benziyordu. Odamdan çıktım ve sesi takip ettim. Ses hariles'in odasından geliyordu. Bir anda durdum. Hariles kurtulmuş muydu? Mümkün değildi? Ya kurtulduysa bana ne olacaktı? Ya Hariles değil de başka biriyse? Beni gördüyse? Yavaşça kapıya yaklaştım. Ablalarım ve birkaç muhafız odadaydılar. "Başka bir şey var mı?" Dedi ablam Merlana. "Sadece bu not." Dedi Ampheta elindekini göstererek. Merlana muhafızlara dönüp "Sarayın çevresi aranacak. Eğer gün sonuna kadar birşey bulunmazsa arama çemberi genişletilsin. Halkın arasındaki muhbirleri bilgilendirin gözlerini dört açsınlar. Bu durumdan babamın ve halktan kimsenin haberi olmayacak. Tüm sorumluluğu ben alıyorum. Şimdi gidin!" Dedi. "Neler oluyor burada?" Diyerek içeri girdim. "Hariles kaçmış." Dedi Merlana. "Ne?" Dedim. "Yatağında bu notu buldu Morgana." Dedi Ampheta notu uzatırken. Notu alıp okudum.

"Sevgili ailem, ablam Shera'nın yokluğuna dayanamıyorum. Ona bunu yapan korsanlardan intikam almak için herşeyi yapmak istiyorum. Ama bunu saraydan yapamam. O yüzden bir yolculuğa çıkıyorum. Ablamın intikamını almadan dönmeyeceğim. Kalbimdeki küçük bir umut ablamı sağ bulabileceğimi söylüyor. Belki birgün krallığımıza ablamla birlikte tekrar gelebiliriz. Merlana ablam bize yine küçük dersler verir. Ampheta ablam yine bütün güzelliğiyle dans eder. Shera ablam bize yine güzel şarkılar söyler. Morgana ablam hepimize kitap okur. Sorin ablam bize arp çalar. Yine babamla birlikte mutlu yürüyüşlere çıkarız. Ben de size kocaman sarılırım. O zamana kadar kendinize iyi bakın. Sizleri seviyorum. -Hariles" Mektubu sanki bir rüyadan uyanamıyormuşcasına okudum. Hariles'in öldüğüne emindim. Yani bu mektubu ölmeden mi yazmıştı? Gitmeye mi karar vermişti? Gitmeden önce Shera'nın hatırasını mı almak istemişti? Anlamlandıramıyordum.

"Odalarınıza gidin kızlar. Dinlenmeniz gerekiyor." Dedi Merlana yorgun ve üzgün bir suratla. "Eminim onu bulacağız." Diye tekrarladı. Odama geri dönüp kolyeyi birkez daha kontrol ettim. Gerçekten oradaydı. Yani bu bir rüya değildi. Sadece işler benim şansıma iyi gitmişti. Böylece biraz daha vakit kazanmıştım. Şimdi planlamam gereken şey sırada kimi nasıl öldüreceğimdi.

Bölüm sonu

1 yorum