İçeriğe geç

DOKSANDAN AŞK

Bölüm 4 · 4 dk okuma

DOKSANDAN AŞK

Bölüm 4

3. Maç

3.Bölüm Berke Koç namı spor camiasında duyulmuş, işinin ehli kişilerdendi. Kül Kedisi’nin önüne vardığımda kendisinin çoktan orada olduğunu fark ettim. Dakik birisi olduğunu duymuştum. Yanına vardığım sırada sokağın köşesinden Sinan’ın bize doğru geldiğini gördüm. Poyraz da tam o sırada park ettiği Mercedes’inden inerek yanımızda belirmişti. Yavaş yavaş herkes toplanıyordu. Doruk kaptan olmanın yarattığı özgüvenle bir adım öne çıktı. Ancak ondan önce Berke Koç konuştu. “Merhaba gençler, ben Berke Güvenç, dilerseniz devamını içeride konuşalım.” Berke Koç’un yönlendirmesiyle beraber içeri geçtik ve önceden rezervasyonunu yaptığımız masaya oturduk. Salih Koç’un abartı disiplininden sonra Berke Koç’un rahatlığı biraz garip gelmişti. Çağatay birden boğazını temizledi. “Doruk Kaptanımın da izniyle,” dedi ve göz ucuyla Doruk’a bakıp devam etti. “Berke Hocam sizi bizim takıma istiyoruz.” Ulaş birden araya girdi. “Hop! Allah’ın emri peygamberin kavri varken o ne lan.” “Oğlum sanki kız istiyoruz.” diye homurdandı Demir. Balığımdan bir lokma daha alırken göz ucuyla Sude’yi gördüm. Kaşlarım çatıldı, neden mutfakta değildi? Sert ama yavaş adımlarla ilerleyerek önümüzdeki masanın önünde durdu ve orada oturan müşteriye döndü. “Buyrun beyefendi, beni çağırmışsınız.” Hızlıca masaya göz gezdirdim. Masada üç adam vardı. Kirli sakallı, tekinsiz bir tipleri vardı. Daha dikkatli izlemeye başladım. O sırada adamlardan elebaşı gibi görüneni konuştu. “Yemeği siz hazırlamışsınız,” dedi onay bekler gibi. Sude başıyla onayladığında devam etti. “Tadını beğenmedim. Oysa ben yemeğimi yediğim yerden en iyi verimi almak isterim. Nasıl telafi etsek ki?” “İsterseniz yenisini getirebilirim.” dedi Sude. Adam dudağını büzdü. “Ama benim aklımda daha farklı bir ödeme şekli vardı.” Kısa bir an duraksayıp Sude’nin vücudunu süzdü. “Mesela güzel bir gece?” Sesi fazlasıyla rahatsız ediciydi. Bir anda yerinden kalktı ve Sude’nin üzerine doğru yürümeye başladı. Bu kadarı fazlaydı. Sinirle yerimden kalktım ve bizimkilere döndüm. “Polisi arayın.” dedim kısık sesle. Sonra garip bakışlarına aldırmadan hızlıca o tarafa doğru ilerledim. Bu sırada Vural telefonunu eline almıştı bile. ——ж—— “Başkomiserim bu silahlar ruhsatsızmış.” Ve ben bu silahların sahiplerilerinden biriyle, hatta çetenin elebaşı ile yumruk yumruğa kavga etmiştim. Zaten büyük ihtimalle polisler gelmeseydi halim haraptı. Eğer polisler gelmeseydi ne olurdu diye düşünürken Gökhan’ın sesini duydum. Nefes nefeseydi. Bir kaç dakika önce onu aradığımda hastaneden telaşla çıkmış olmalıydı. Sude’nin iyi durumda olduğunu görünce derin bir nefes verdi. Sarıldıklarında ikisi de sanki rahatlamıştı. Ancak Sude’nin babası Rıza amca yanımıza geldiklerinde ayrılmak zorunda kaldılar. Sude babasına sarılırken Gökhan yanımdaki boş yere adeta kendini attı. Sonra aniden aklına gelmiş gibi bana döndü. “Kusura bakma telaştan sormayı unuttum da, sen iyi misin?” “İyiyim. Yine de polisler yetişmese aynı cevabı veremezdim büyük ihtimalle.” O sırada uzaktan Vural ve Melis ablayı gördüm. “Hemen geliyorum.” Yanlarına doğru yürürken sesleri kısıkta olsa duyuluyordu. Vural belli ki olanları açıklamaya çalışıyordu. “Melis olaya karışmadım diyorum. Merak etme.” Ancak Melis ablanın ikna olmak gibi bir niyeti yoktu sanırım. “O zaman neden buradasın Vural? Ay delireceğim şimdi.” “İhbarı ben yaptığım…” “İhbar yapınca olaya karışmış olmuyor musun? Bu adamlar sence sadece üç kişi midir? Bir de ruhsatsız silahları varmış.” Yanlarına yaklaştıkça sesler netleşirken müdahale etme ihtiyacı hissettim. “Abla merak etme adamla yumruk yumruğa kavga eden benim. Zaten ihbarı kimin yaptığını da görmemişlerdir. Düşerlerse benim peşime düşerler. Kocan güvende.” “Ay o zaman sen dikkatli ol Ege. Bak iyi çocuksun bir şey gelmesin başına.” “Merak etme abla. Önlemlerimi alırım. Senin duaların da varken sırtım yere gelmez.” “En önemlisi karımın duaları tabii.” diye araya girdi Vural. Son yediği halttan sonra puan toplamaya çalışıyor olmalıydı. O sırada gelen mesajları okumayı unuttuğumu fark ettim. Gözlerim ilk Dila’nın mesajını buldu. Dila: Abim olanları anlattı. İyi misin? Mesajı okuyunca gülümsedim. Beni merak etmesi garip bir şekilde hoşuma gitmişti. Yüz ifadem bir şeyleri ele vermiş olmalıydı ki Melis abla bana imalı bakışlar atıyordu. Hızlıca diğer mesajlara geçtim. Annem ve babama iyi olduğumu belirten mesajlar attım. Belli ki diğer akrabalarımın daha haberi olmamıştı. Yoksa telefon ard arda gelen mesaj sayısını kaldıramayıp infilak edebilirdi. Hoş er ya da geç haberleri olacaktı. Takım gurubuna girerken Vural’a baktım. “Bizimkiler bir sürü mesaj yazmış.” dedim, homurdandı. “Bakıyorum şimdi.” Başımla onaylayarak gözlerimi yeniden ekrana çevirdim. •Doruk Berke Koç kişisini ekledi• Doruk: İyi misiniz ikiniz de? Çağatay: Oğlum ya Ege’yi içeri aldılarsa. Kerem: Lan adamlar silahlıydı. Onlar varken neden çocuğu tutuklasınlar. Sinan: Yalnız Allahtan kullanmadılar silahları. Yalçın: Hakikaten. Ben silahları ilk fark ettiğimde biraz korktum. Demir: Kesin birazdır ya. Doruk: O değilde ben bir an polisler bizi de alacaklar sandım. Mert: Neden sadece Vural’ı aldılar ki? Ulaş: İhbarı o yaptı ya. Mert: Haa, doğru. Yalçın: Melis abla kızmamıştır umarım. Çağatay: Net kızmıştır da. Umarım çok kızmamıştır diyelim. Kerem: Lan! Hesabı kim ödedi? Sinan: O kadar olayın içinde unuttuk. Poyraz: Ben ödedim. Merak etmeyin. Berke Koç: Gençler ses varmı Ege ve Vural’dan? Ben: İyiyiz. Şimdi çıkacağım karakoldan. Vural: Çağatay sana ne benim karımla aramdan? Çağatay: Yok abi ben… Daha fazla okumadan telefonu kapattım. Mesajları okurken Gökhan’ın yanına gelmiştim. “Beni bırakır mısın? Malum araba orada kaldı.” “Tabii gel çıkalım. Sude de benimle gelecekti üçümüz gideriz.” “Tamam. Sen beni oraya bırakırsın, ben kendi arabama geçerim.” Gökhan’ın arabasına bindiğimizde dikiz aynasının altında üzerine siyah, büyük harflerle slogan yazılmış bir kağıt gördüm. Keşke görmeseydim. “EN İYİ SÜT ÇİLEKLİ SÜTTÜR!” “Gökhan, bu ne kardeşim?” diye sordum. “Gerçekler işte.” dedi omuz silkerek. “Ne gerçeği be! En iyi süt çikolatalı süttür bir kere.” “Çilekli olmasın o?” “Çikolatalı!” “Çilekli!” Kavgamız dikkatini çekmiş olacak ki o saniyeye kadar telefonuyla ilgilenen Sude bir yazıya, bir bize, bir de sevgilisine baktı. Gökhan onun da çikolatalı süt sevdiğini hatırlayınca ayılarak yazıyı kopardı ve sessizce önüne döndü. Ben ise zafer kazanmış bir komutan edasıyla arkama yaslandım.

Bölüm sonu

2 yorum