İçeriğe geç

DOKSANDAN AŞK

Bölüm 3 · 3 dk okuma

DOKSANDAN AŞK

Bölüm 3

2. Maç

2.Bölüm “Ve maç sona erdi sayın seyirciler! Göztepe 2 Kasımpaşa 0…” Maçtan sonra dışarıda bekleyen Sude, Gökhan ve Dila ile buluşmak için yürümeye başladım. Bu sırada aklımda attığım gol vardı. İlk golü atarak takımımı 1-0 öne geçirmiştim. Düşününce gülümsedim. Futbol benim için artık yalnızca bir spor değildi, o spor benim hayatımın bir parçası olmuştu ve ben bununla gurur duyuyordum. Düşüncelerden sıyrılıp odağımı bana el sallayan Sude’ye ve onun yanındaki Gökhan’a yönelttim. Bir yıl öncesine kadar anlaşabileceklerine hiç ihtimal vermediğim ve yalnızca aynı ortamda denk geldiğimiz için tanıştırdığım iki arkadaşımın sevgili olması garip ve aynı zamanda güzel hissettiriyordu. Gökhan’ın ona aşkla baktığını görünce sanki birbirileri için yaratılmış gibi olduklarını tekrar fark ettim. Sevgili olduklarını ilk öğrendiğimde biraz kıskanç bir abi gibi davranmıştım. Ancak o, bana ve Sude’nin babasına rağmen vazgeçmemişti. Onlara baktığımda aklımda istemsizce kısık sesle bir şarkı çalmaya başlıyordu. “Aldım bir kere geri vermeyeceğim Aşığım, mutluyum vazgeçmeyeceğim.” Yanlarına vardığımda gözlerim hemen Sude’nin elindeki iki çikolatalı sütü buldu. Gülümseyerek sütlerden birini bana uzatarak kendi elindekinin paketini açtı. İkimiz de sütlerimizi içmeye başladığımızda Gökhan gözlerini devirdi. “Kaç yaşındasınız hala çikolatalı süt içiyorsunuz.” diye homurdanmaya başladı, ancak büfeden elinde çilekli süt ile yanına gelen Dila’yı görünce lafı yarım kaldı. Sütü içmeye başladığında bu kez göz devirme sırası bendeydi. Dila ise şeftalili İce tea’sini içerken düştüğü ortamı sorguluyor gibiydi. ——ж—— Planladığımız gibi Gökhan ve Dila’nın evine gitmek için Gökhan’ın arabasına bindik. Radyoyu açmak için uzandığımda sağ eliyle bileğimden tutarak engel oldu. Gözlerini yoldan ayırmadan bunu yapışı karşısında ters bir bakış attım. Elini yeniden direksiyona götürmeden önce telefonunu uzattı. “Spotify’dan beğendiğim şarkılar listesine gir, oradaki şarkılardan aç. Diğer türlü yola odaklanamıyorum.” Gökhan’ın böyle saçma takıntıları vardı, bu da bunlardan biriydi. Ancak yorgunluktan aklımdan çıkmıştı. En sonunda listeden ilk sıradaki şarkıyı açıp kenara bıraktım. “Ee pizza mı hamburger mi?” Dila’nın arkadan gelen ani sorusuyla üç kafadan da aynı ses çıktı. En azından ikisinden. “Pizza!” “Tabi ki pizza ulan!” Bu cümleyi kimin kurduğunu anlamak için alim olmaya gerek yoktu. Gökhan’ın cümlesi tüm uyumu bozsa da niyet aynıydı nihayetinde. Dila gülümsedi. “O zaman siparişi veriyorum. Hangi boy olsun?” ——ж—— Sude ve Gökhan yarım saattir pizzanın son dilimi için kavga ediyorlardı, en sonunda bıkkınlıkla ellerinden aldım. Dila’nın sadece üç dilim aldığını fark edince yemekten vazgeçtim. Üzerindeki mantarları alıp ona uzattım. “Sen ye, ben doydum zaten.” dedi gülümseyerek. “Çok az yedin inat etme de al.” “Ben mantar sevmiyorum.” “Yok zaten.” dedim. Şaşkınlıkla baktığını görünce ekledim. “Sen sevmiyorsun diye ayıkladım, ye hadi.” O sırada Gökhan’ın ters bakışlarını da üzerimde hissettim ama umursamadım. Sude konuyu değiştirdi. “Ben gideyim artık, saat geç oldu. Yarın sabah mesaim var.” “Seni bırakayım mı?” diye sordum. Yarınki antrenman için erken kalkmam gerekiyordu. “Olur.” Kısa bir vedalaşmanın ardından çıktık. Eve vardığımda çok yorgun hissediyordum. Üzerimi değiştirip kendimi yatağa bıraktım. Telefonumu elime aldım ve takım gurubuna girdim. Çağatay: Beyler hani yeni koç geliyor ya. Demir: Eee? Çağatay: Oğlum adama bir hoşgeldin partisi yapalım. Vural: Abartma, selamlaşsak yeter. Kerem: Odunun tekisin be Vural. Son mesaja katılmaktan kendimi alamadım. Gerçekten biraz duygusuz bir adamdı Vural. Ama çok iyi biriydi. Takımdaki herkes ağzından sır çıkmayacağını bildiği için derdini rahatça anlatır, o da bir abi edasıyla dinlerdi. Çağatay ise takımın komedyeni gibiydi. En kötü geçen maçtan sonra bile bizi güldürmeyi başarabiliyordu. Bazan bu özelliğine imreniyordum. Kerem: Acaba diyorum. Bi mekana falan mı gitsek. Bildiğiniz iyi bir yer var mı? Ben: Kül Kedisi nasıl olur? Yalçın: Olabilir aslında, yemekleri de güzel. Mert: Kalemiz güzel diyorsa güzeldir gençler, mekan belli. Yalçın takımın kalecisiydi. Neredeyse hiç gol yemediği için lakabı Kale olmuştu. Kendisi de bu lakabı gururla taşırdı. Yalnızca konu yemek olduğunda biraz zor beğenen bir adamdı. Yine de şikayet etmez sevmese bile yapana saygısından yemeğini bitirirdi ama arkasından demediğini de bırakmazdı. Çağatay: Vural hiç bahane bulma, şimdiden ayarla programını. Demir: Oğlum adam itiraz etmedi ki. Çağatay: Olsun. Vural: Melis’e sormam lazım. Gözlerimi devirdim, Melis abla Vural’ın eşiydi. İyi bir kadındı, bizi de çok sever evinde ağırlardı ama kocasıyla bir planı varsa bu planı bizim için iptal etmezdi. O bir plan yaptıysa o plan on herifin yaptığı uyduruk bir plandan önemliydi. Vural da itiraz etmezdi zaten. Takımın diğer dört üyesi şuan onuncu rüyasında falan olmalıydı. Ben de telefonu kombidine bırakarak gözlerimi kapattım.

Bölüm sonu

2 yorum