İçeriğe geç

doin time • minsung

Bölüm 8 · 3 dk okuma

doin time • minsung

Bölüm 8

𝟖- 𝐊𝐢𝐫𝐢𝐤 𝐊𝐚𝐥𝐩

Minho ve Jisung, o geceyi bir şekilde geçirmişlerdi. Depo bölgesinden kaçtıktan sonra, arabalarında sessizlik hakimdi. Birbirlerine bakmadan, sadece yolda ilerliyorlardı. Ama o sessizlik, hiçbir şeyin tamamlanmadığını hissettiren bir sessizlikti. Bir şeyler eksikti. Bir şeyler kırılmıştı, ama ne olduğunu anlayamıyorlardı.

Jisung, Minho'nun direksiyon başındaki o tanıdık soğuk yüzüne bakarken, kalbindeki huzursuzluk büyüyordu. Minho'nun hâlâ savaşçı kimliğiyle buradayken, Jisung ona her zamankinden daha yakın hissediyordu. Fakat içinde bir şeyler tıpkı minik kırık parçalar gibi yerinden oynuyordu.

“Minho…” dedi Jisung, sesi sanki korku ve kırgınlıkla karışmış gibiydi. “Ne olacak şimdi? Nerede kalacağız?”

Minho derin bir nefes aldı, gözlerini yoldan ayırmadan, soğuk ve kararlı bir şekilde cevap verdi:

“Senin için her şeyi yaparım. Ama bu işler, sanmışın gibi kolay değil. Yine bir gün bitebilir.”

Jisung, Minho'nun tam anlamıyla “bitti” dediği şeyin ne olduğuna dair bir açıklama alamadı. O yüzden soramadı. Belki sormamalıydı.

Minho'nun bu soğuk ve mesafeli tavrı, Jisung’un içinde cevaplanmamış soruları birikmeye başlamıştı. Yine de bir şeyleri anlamak için sabırla beklemeye karar verdi. Çünkü Minho'nun kaybettiği her şeyin, her anın, kendi yıkımının içinde olduğunu hissedebiliyordu.

Evlerine döndüklerinde, Minho biraz daha farklıydı. Huzursuzdu. Gözlerinde bir şeyler kaybolmuş gibiydi. Jisung bu değişimi fark etti ama ne olduğunu anlayamıyordu. Her zamankinden daha fazla içine kapanmıştı. Ya da belki de öyle olmak zorundaydı.

Birkaç saat boyunca sadece sessizce odada oturdular. Minho, telefonuyla uğraşıyor, Jisung ise pencerenin dışında sadece bir gölge gibi duran geceyi izliyordu.

“Beni… korkutuyorsun,” dedi Jisung, birdenbire. “Sana yaklaşıyorum, ama sanki bir duvar var aramızda. Kimi koruyorsun? Kendini mi, yoksa beni mi?”

Minho bir an sustu, sonra cebinden bir sigara çıkararak, pencereden dışarı doğru attı. Gözleri, tavanda sabit bir noktaya odaklanmıştı.

“Beni, seni... sanırım her şeyi koruyorum. Ama seni kaybetmek, asla kaybetmeye tahammül edemem.”

Jisung, derin bir nefes aldı. Bu sözler Minho’nun içindeki karanlıkla bir tür hesaplaşma gibiydi.

“Bu kadar karanlıkla… her şey zorlaşıyor.”

Minho’nun gözlerinde korku vardı, ama o korku tam olarak kimseye ait değildi. O, bir savaşçıydı. İçinde barındırdığı her acıyı savaşarak atmayı öğrenmişti. Ama bir yanda da... Jisung’a hissettiği yoğun duygular vardı.

“Beni sevmek, Jisung…” Minho, sesi titreyerek devam etti. “Bazen seni korumak istemek, seni kaybetmemek, her şeyden daha önemli oluyor.”

Jisung, onun yaklaşıp gözlerine bakmasına izin verdi. Gözleri Minho'nun gözlerine takıldığında, içindeki o kırılgan bağın gücüyle bir adım daha ileri gitmeye karar verdi. Kendi içindeki kırılma noktalarını kabul etmek gerekiyordu. Bunu kabullenmek… belki de sevmenin en zor yanıydı.

“Minho, beni sevdikçe... kendini kaybetmekten korkuyor gibisin. Beni sevdikçe seni daha fazla seviyorum. Ama korkuyorum da.”

“Ne? Neden korkuyorsun?”

Jisung, gözlerini Minho’nun gözlerinden ayırarak, titreyerek başını salladı.

“Çünkü ben seni kaybetmek istemiyorum, Minho.”

Minho, Jisung’un bu sözlerinin altında ne kadar derin bir anlam olduğunu fark etti. Ama aynı anda, kendi duvarlarını daha da sıkılaştırıyordu. “Beni kaybetmek… o kadar kolay değil.” Minho, bir an aralarındaki mesafeyi kapatacak gibi oldu. Ama sonra durdu. İçindeki karanlık, her şeyin bir bedeli olduğunu hatırlatıyordu.

Ertesi sabah, Minho çok geç uyandı. Odaya girdiğinde, Jisung yine bir şeylere odaklanmıştı. Bu kez daha fazla sessizdi. Kafasında farklı düşünceler vardı. İçindeki kırılmalar, bir kayboluşun sonunu işaret ediyordu. Artık her şeyin üstesinden gelmeye çalışırken, birbirlerine ne kadar yakın olduklarını hala anlayamıyorlardı.

Minho, Jisung’a doğru adım attı. Yavaşça elini uzatarak, Jisung’un omzuna dokundu. “Buradayım,” dedi. “Ve seni kaybetmeyeceğim.”

Jisung başını kaldırdı, gözlerinin içinde hala bir belirsizlik vardı. Ama bir şeyler değişmişti. Minho’nun kalbi, kırık olsada, ona ne kadar bağlı olduğunu hissediyordu.

“Bunu bana her zaman söyleme,” dedi Jisung, bir gülümsemeyle. “Ama hep yanında ol.”

O an, aralarındaki gerginlik bir nebze de olsa gevşedi. Kırık kalplerin birleşmesi… yavaşça büyüyen bir bağın, belki de aralarındaki tek kurtuluş olacağına dair umut taşıyordu.

O gün, Minho’nun gözlerinde daha önce hiç görmediği bir şey vardı. Jisung’a doğru adım attığında, kendini korumak için yaptığı her şeyi bir kenara bırakmaya karar vermişti. Kendisini ona açtı. Belki de içindeki karanlık, ona gerçekten aşık olmayı öğretebilirdi.

“Jisung,” dedi Minho, ellerini yavaşça Jisung’un ellerine doğru götürerek, “Bunu… asla unutma. Sadece seni seviyorum.”

Jisung, bu sözlere karşılık verdi. Gözlerinde kırık kalp vardı, ama aynı zamanda bir güven vardı.

“Biliyorum, Minho. Ben de seni seviyorum.”

Ve o anda, ikisi de kırık kalplerinin parçalarını birleştirip, birbirlerine en derin güvenle sarıldılar. Her şeyin tam olmadığı, ama her şeye rağmen doğru olduğuna inandıkları bir hayatın içine adım attılar.

──★ ˙🍓 ̟ !!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.