Jisung, günlerdir Minho’nun yanında olmanın huzurunu yaşıyordu. Artık her şeyin biraz daha sakin olduğunu hissediyordu. Minho, karanlık geçmişini ve mafya dünyasının tehditlerini bir şekilde geride bırakmış gibi görünüyordu. En azından Jisung, ona böyle inanmak istiyordu. Ama bir gece, her şeyin bir kez daha altüst olacağı anın geldiğini fark etti.
O akşam, Minho’nun telefonuna gelen bir mesaj her şeyin başlangıcını işaret etti. Minho’nun yüzündeki değişimi ilk defa gördü. Gözlerinde, yıllardır gizlediği o korku belirginleşti. Telefonu hızla cebine koydu, ama Jisung her şeyi fark etti.
“Minho, ne oldu?” dedi Jisung, sesindeki endişeyi bastıramayarak.
Minho, ona bakmadan başını salladı. “Hiçbir şey. Bunu şu an konuşamayız.”
Jisung, Minho’nun o soğuk tavırlarına alışmıştı ama bu kez bir şeyler daha farklıydı. İçindeki his, ona bir şeylerin yolunda gitmediğini söylüyordu. Minho’nun geçmişinin onu her zaman takip ettiğini biliyordu, ama bu kadar yakın bir tehditle yüzleşeceğini hiç tahmin etmemişti.
Bir saat sonra, geceyi geçirecekleri evin önüne bir araba yanaştı. Jisung, pencereden dışarı baktığında, tanımadığı iki adamın arabadan indiğini gördü. Yüzlerinde bir şey vardı, bir tehlike. Minho’nun da dikkatini çekmişti, ama o kadar hızlı bir şekilde harekete geçti ki, Jisung ne olduğunu anlamadan kapısını çekti.
Minho, soğukkanlı bir şekilde kapıyı açtı. Adamlar içeriye adım attığında, Minho’nun yüzündeki maskeli hâl bir kez daha belirginleşti. Jisung, Minho’nun hâlini gördüğünde içindeki endişe katlandı.
“Bizi bekliyordunuz,” dedi Minho, gözlerinde hiçbir korku yoktu. Sadece keskin bir güven vardı.
“Beklemekten çok, seni bulduk,” dedi adam, sert bir gülümseme ile. “Geçmişin seni unutmuyor Minho.”
Jisung, durumu anlamaya çalıştı. İçeri giren adamlardan biri, Minho’ya karşı bir tehdit gibi görünüyordu, ama diğeri, onun en karanlık geçmişine işaret ediyordu. Minho’nun önceki yaşamından birini tanıyordu.
“O zaman nereye gitmeyi planlıyorsunuz?” Minho, adımlarıyla kendini savunmaya hazırlarken, Jisung’a döndü. “Odaya git. Beni bekle. Ne olursa olsun dışarı çıkma, tamam mı?”
Jisung, Minho’nun bu şekilde davranmasını istemediğini biliyordu. Ama her şey bir an için o kadar hızlı oldu ki, Minho’nun ne kadar kararlı olduğunu da gözlerinden okudu. Her şeyin tehlikeye girmesini engellemek için bu anı atlatması gerekiyordu.
Odaya geçerken, Jisung’un zihninde bir soru vardı: Minho’nun geçmişi, onu bu kadar zor durumda bırakacak kadar karanlık mıydı? Ya da sadece bu insanlar, Minho’yu gerçekten tehdit etmek için mi gelmişti?
Minho’nun sol elindeki silah, karanlık adamlara yöneldi. Ellerindeki tehditler, Minho’nun asla unutamayacağı eski hesaplarla ilgiliydi. Ama bu kez, bu geceyi Jisung için sonlandırmak zorunda değildi. Minho, dişlerini sıkarak, odada bulunan her köşeyi inceledi. Adamlar, ona bakarak sanki bir şeyler bekliyormuş gibi duruyorlardı.
“Sen hala kendini bir kurtarıcı sanıyor musun?” dedi adamın biri, gülümseyerek. “Bütün o geçmişi silmeye çalıştığın için minnettar olmanı beklemiyoruz. Ama artık çok geç.”
Minho, silahını doğrulttu. “Ne istiyorsunuz?”
Adamlar birbirlerine bakarak gülümsediler. “Sadece eski hesapları soruyoruz.”
“Jisung’u bırakın,” diye seslendi Minho, acı bir şekilde. “O seninle ilgisi olmayan bir dünyada. O, benim seçimim.”
Adamın gülüşü, Minho’nun içinde patlayan her türlü tepkiden daha çok sarsıcıydı. “Onu, senin yerini almak için kullanacağımızı mı sanıyorsun? Hayır, Minho. O, sadece bizim borcumuz. Ve eğer sana zarar verirsek, senin o sevgini alacağız.”
Minho’nun gözleri, karanlık bir şimşek gibi parladı. Bütün öfkesi, ona doğru yöneldi. Ve bir anda, odanın içinde yüksek bir silah sesi yankılandı. Minho’nun hareketi o kadar hızlıydı ki, kimse ne olduğunu anlayamadı. Adam yere yığıldı.
Ama bir başka silah sesi daha duyuldu. Bu sefer Minho’nun vücudunun kenarına bir şey batmıştı. Bir an için, Minho’nun gözlerinde bir zafer ışığı belirdi. Ama hemen ardından, boynundaki acıyı hissedebildi.
“Minho!” diye bağırdı Jisung, odadan fırlayarak, ona doğru koştu.
Minho yere düştü. Gözlerinde hâlâ bir sönmeyen ışık vardı. Jisung yanına geldi, onu kucakladı.
“Hayır… Hayır Minho!” diye feryat etti Jisung.
Minho, hafifçe gülümsedi, ama gülümsediği yer o kadar huzurluydu ki. Jisung’a bakarken, ona bir şey söylemek istedi. Ama dudakları artık hareketsizdi.
“Benim için ağlama,” dedi Minho, son nefesini alırken. “Beni sevdiğin gibi sev… Sonunda bu korkuya son vereceğiz.”
Jisung, Minho’nun son sözlerini duyduğunda, kalbi paramparça oldu. Gözleri, sanki yeryüzünden bütün ışıkları çekmiş gibi karardı. Minho’nun son sözlerinin anlamı, içindeki her şeyi yavaşça yuttu.
Jisung, Minho’yu sarmaladı. Onun ellerindeki sıcaklık artık yavaşça kayboluyordu. Ama kalbinde bir şey vardı. Bir güven. O güvendiği adam, hayatta bile olmasa, onun hatırasını ölene kadar taşıyacak, savaşmaya devam edecekti.
Ama bir şey vardı. Bir şeyin var olduğunun farkındaydı. Minho’nun ölümü, yalnızca bir savaşın başlangıcıydı. Jisung, sonuna kadar, hayatını bir savaşçı gibi yaşamak zorunda olduğunu biliyordu.
──★ ˙🍓 ̟ !!