Minho’nun içindeki fırtına, birdenbire dünyanın en sert kasırgasına dönüştü. Jisung’un kaybolduğuna dair aldığı mesajdan sonra her şey hızla değişti. Her adım, her saniye bir ömür gibi geldi. Zaman birden yavaşladı, ama kalbi, her geçen saniye daha hızlı atıyordu.
Aracını hızla sürdü. Düşünmeye zamanı yoktu. Düşünseydi, kaybettiği her şeyi düşünür, korkar, bocalardı. Ama şu anda sadece bir hedefi vardı: Jisung.
Jisung, hala gözleri bağlı ve elleri sıkıca bağlanmış bir şekilde, soğuk taş duvara yaslanmıştı. Havanın nemi derisini yakıyor, boynu ağrıyordu. Ama en fazla hissettiği şey, içinde yükselen o korku değil, öfkeydi. Kendisini savunmasız, ama asla korkmuş hissetmiyordu.
Minho’nun peşinden geldiği o aşkın bedeli, şu an bir tehlike olarak karşısındaydı. Ama hala umudu vardı. Biraz daha dayanabilirdi.
O anda bir kapı açıldı. Maskeli adam tekrar içeri girdi. “Hala bekliyor musun?” dedi. “Onun seni kurtarmaya gelmesini?”
Jisung, başını kaldırarak, adamın gözlerine doğru baktı.
“Evet,” dedi kararlı bir şekilde.
“Minho beni bulacak.”
Adam gülümsedi, sonra bir adım geri çekildi.
“Sana söylemiştim, ama duymak istemedin. O seni bulursa… seni orada bulacak, ama hayatta olmazsın.”
Jisung gözlerini kapadı.
“Bu seni ilgilendirmez.”
Adam bir süre Jisung’a baktıktan sonra sessizce çıktı. Kapı kapandığında Jisung’ın yalnızlığı bir kez daha derinleşti. Ama yine de güveni vardı. Minho’nun içindeki karanlık, şimdi onun en güçlü ışığı olacaktı.
Minho’nun arabası, şehri terketmişti. Artık terkedilmiş ve karanlık bir endüstriyel alanda, bir depo bölgesine yaklaşıyordu. Geceydi, her şey sessizdi. Ama Minho, bu sessizliği duymuyordu. Sadece bir şey vardı, Jisung.
Birden telefonunu çaldı. Ekranda Jiwoo yazıyordu. Kendisini toparladı ve açtı.
“Minho, Jisung... Onu aldılar. Düşmanlarının yeri belli. Orada bir depoya kapatmışlar. Ama… dikkatli ol. Çok geç kalabilirsin.” Jiwoo’nun sesi titriyordu.
“Bunu ödeyecekler,” dedi Minho, sesi çok soğuktu. Bir tür kesinlik vardı, içinde. “Teşekkür ederim.”
Telefonu kapattı ve arabayı hızla sürdü. Her saniye değerliydi. Jisung’a bir şey olursa, bu dünyada hiçbir şeyin anlamı kalmazdı.
Depo binasına vardığında Minho hızla arabayı park etti. Karanlık sokaklarda, sadece adımlarını duydu. Başka hiçbir şey yoktu. Ses yoktu. Sadece silahını almak için hızla çantasına daldı.
İçerideki odalardan birinde, Jisung’ın bağlandığı o taş duvarın önünde silah sesleri duyuluyordu. Minho’nun yüzü, bir canavara dönüşmüştü. Korku yoktu, sadece hiddet ve karanlık vardı. Yavaşça kapıyı araladı. Gözleri, içerideki adamları tarayarak, her birini tek tek inceledi.
Önce maskeli adamı gördü. Ardından…
Jisung.
O an, her şey durdu. Jisung, o soğuk taş duvarda, elleri bağlı, ama gözlerinde hiçbir korku yoktu. O kadar güçlüydü ki… Minho, içindeki her şeyi unutup sadece ona doğru koştu.
“Jisung!” diye bağırdı Minho, ama sesini duyurmak için değil, ruhundaki kaybolan parçayı bulmak için.
Jisung başını kaldırdı. Minho’nun sesini duyduğunda, ilk defa gözlerinde bir rahatlama gördü.
“Minho,” dedi Jisung, gözleri pırıl pırıl, ama titrek bir gülümseme dudaklarının kenarına oturmuştu. “Sana söyledim. Buradayım, seni bekliyorum.”
O anda, her şeyin geri kalanından daha önemli bir şey vardı: Minho’nun bu dünyadaki tek gerçek amacı, onu korumaktı. Onu bulmuştu. Şimdi, onu kaybetmeyecekti.
Minho hızla maskeli adamları yere serdi. Bir elinde silah, bir elinde Jisung’u tutarak, onları tek tek yere serdi. Ne bir korku, ne de bir tereddüt vardı. Kollarındaki gücü, kalbinde biriktirdiği korkusuz sevgiden alıyordu.
“Jisung… ne olur... bir şey olmadan önce gel. Şimdi gitmemiz gerek.”
Jisung, gözlerinde hala bir hüzünle Minho’ya baktı. Ama bu hüzün, aynı zamanda güven doluydu. “Beni kaybetmeyecek misin?”
Minho, Jisung’un gözlerine bakarak, başını salladı. “Beni kaybetmen… senin seçimin olur. Ama seni asla kaybetmeyeceğim.”
O an, Jisung’un kalbi Minho’nun elinde yankılandı. Karanlıkta, Minho’nun gücü kadar, kalbinin de gücü vardı. Savaş bitmişti, ama asıl mücadele şimdi başlıyordu.
Minho ve Jisung hızla binadan uzaklaştılar. Minho arabaya doğru ilerlerken, Jisung ona gözyaşlarıyla bakıyordu.
“Minho... seni seviyorum.”
Minho, Jisung’un söylediklerini duyduğunda durdu. Kalbi, her zaman olduğu gibi ona aitti.
“Sana, her zaman seni seviyorum demek istedim,” dedi Minho.
Birlikte, daha fazla kaybetmeyecekleri bir hayatı kurmak için yola çıktılar.
──★ ˙🍓 ̟ !!