Bilmediğin bir yere gitmek, bilmediğin bir yönünü keşfetmektir.
Martin Barber
☼☼☼
Yaz sadece aşkın mevsimi değil ayrılıklarında mevsimiydi. Son baharın ‘Ben geldim’ demesi gibi ayrılık getirmişti...
Özge’yle evlenmiş hatta balayında bile olabilirlerdi. Denizin ve gökyüzünün birleştiği bir kumsalda güneşin keyfini çıkarabilirlerdi. Dalgaların sesi ninni gibi kulaklarına dolarken sevgilisinin denizle buluşmasını izleyebilirdi... Hayallerinin sınırı yoktu. Yanına aldığı birkaç parça eşyayla önce Ankara’ya oradan da doğu ekspresine geçti. Hayallerindeki deniz, kum, güneş yerine eşsiz manzarasıyla Kars yolunda geçecekti yazın son günleri. Belki sonraki yaz hayallerindeki gibi Özge’yle geçerdi. Onunla geçirdiği zamanlarda nerede olduğunun bir önemi yoktu aslında. Onunla geçen her mevsim güzeldi.
Yolcular yerine yerleşmeye çalışıp fotoğraf çekiliyordu. Rıza biletini pusetli bölümden almıştı. Örtülü kuşetli odalarda kalmak istememişti. Burada kalabalık arasında olmak kafasını da dağıtırdı. Hala Özge’nin karşısına çıkıp yeni sevgilisinin de aynı onun yaptığı gibi aldattığını açıklayacağına karar veremiyordu. Önce kanıt toplamalıydı, sonra nasıl anlatacağını düşünürdü.
Tren hareket ettiğinde heyecanı da artmıştı. 24 saat sürecek yolculuklarında çok şeyin değişeceğinden emindi. O adamın Özge’yi aldattığını ispatlayacak ve sevdiği kadına kavuşacaktı.
Hayallerinden önce gerçeklere odaklanmalıydı. Telefonunu ve çantasını yanına alıp o şerefsizi bulmaya gidecekti ki yolcu kadınlardan biri cüzdanının çalındığına dair söyleniyordu.
Orta yaşlı kadın sesini iyice yükselterek cüzdanını kim aldıysa ortaya çıkartmasını istiyordu. Rıza yerini ararken onun yanından geçtiği için kadının gözünde bir numaralı şüpheli olmuştu.
“Çantanızı açar mısınız lütfen?” Rıza kadınla uğraşmamak için çantasını açıp içinde kendi eşyalarından başka bir şey olmadığını gösterdiğinde kadın onu rahat bırakmıştı. Ancak kadın cüzdanını aramaya devam ediyordu. Aynı vagonda olduğu herkesten şüphelenmişti ve çantalarını açmalarını istemişti. İtiraz edenlerle de münakaşaya girdiğinde vagonda sesler yükselmeye başlamıştı.
Karışıklıktan istifade eden yakalanmaktan korkan genç adam sıkı sıkı tuttuğu terden ıslanan mendili ve içindekileri az önce çantasını açıp suçsuz olduğunu kanıtlayan adamın açık çantasının içine atıvermişti.
Hangi odada kaldıklarını öğrenememişti görevliden. Örtülü kuşetlerin önünden geçerken insanları rahatsız etmeden bakmaya çalışıyordu. Kafasını uzatıp gözünü dört açmıştı onları görmek için ama avcıyken av olduğunu fark etmemişti.
Döndüğünde Özge bir anda dibinde bitince irkilen Rıza omzuna astığı çantasını yere düşürdü. Her zamanki gibi Özge çok güzel görünüyordu. Sıcaktan bunaldığı için topuz yaptığı saçından birkaç inatçı tutam çıkmıştı. Camdan yansıyan güneş ışığı beyaz tenini daha da aydınlatıyordu. Ama onun burada ne işi vardı?
“Sen beni mi takip ediyorsun Rıza?” Ellerini beline götürmüştü.
Rıza onu takip eden, takıntılı bir ‘sapıkmış’ gibi karılaşacaklarını düşünmemişti. Özge’nin gözünde kötü bir izlenim bırakamazdı. “Peşinde değilim. Seni takip etmiyorum. Sana gerçekleri ispatlamak için geldim buraya kadar. O koluna taktığın, ‘sevgilim’ diye yanında gezdirdiğin adam seni aldatıyor.” Hazır onu yalnız yakalamışken gerçekleri yüzüne vurdu. Tatile diğer kadınla gelmemişti belki ama bu aldatmadığını göstermiyordu.
“Engin beni aldatmaz.” Özge kendinden çok emindi.
Rıza’nın söyleyecek çok sözü vardı bunun üzerine. Sanki sen beni aldatmadın da onun seni aldatması imkânsız... Ancak ileriyi düşünüp içine attı söyleyeceklerini. “Herkes aldatır sevdiğini... Bir bakışıyla bile kandırır, yanıltır. Görmek istemezsin bazen kabullenmezsin... Yani demek istediğim herkes yanılabilir. Sende yanıldın.”
Sıkılmış olduğunu saçlarını geriye atarken oflayarak göstermişti. “Ben seni aldattım ya ‘seni de aldatırlar ‘ demeye gelmişsin buraya. Engin’le aramı bozmak istiyorsun ama başaramazsın. Benden ve sevgilimden uzak dur lütfen.”
Elinde resimler olduğunu da söylemişti ancak Özge onun yanından ayrılıp gitti. Üstüne gitmenin ters tepeceğini düşünüp arkasından gitmek yerine bakakalmıştı. Saatte ilerlediğinden yerine geçti. Akşam akşam kimseyi rahatsız etmek istemiyordu. Özge’de sabaha kadar düşünürdü belki. Onu gerçekten önemseyip, sevenin kim olduğunu anlar diye umuyordu. Umutsuzluğa kapılmaya hiç niyeti yoktu. Bu trenden mutlu inecekti.
Gözüne de uyku girmiyordu. Sevdiği kadın başka bir adamla kalıyorken uyuması da pek mümkün değildi zaten. 2 yıldır çok güzel giden, evlilik yolunda bir ilişkileri vardı. Nasıl olmuştu da Özge bu ilişkiden kendini soyutlamıştı?
Mutsuz olduğunu fark etmemiş miydi? Rıza aldatıldığının gayet farkındaydı ancak Özge’yi başka birine iten sebebin kendisi olup olmadığını sorguluyor ve biraz da olsa kendisini suçluyordu.
Birlikte yaşadıkları güzel günleri düşünürken göz kapakları ağırlaşıyordu. Biraz uyku kafasını toplamasına da yardımcı olurdu.
Kimseyi uyandırmadan küçük adımlarla saatler önce korkuyla açık duran çantanın içine attığı mendili almanın tam zamanıydı. Uyuması için tüm gece beklemişti ama adam inat eder gibi uyumamış dertli dertli iç çekip durmuştu. Ancak sabaha karşı baktığında uyuyor gibi göründüğünde kendisinin olanı almalıydı.
Sessizce fermuarı açıp elini çantanın içine daldırdı. Aradığı şey lacivert renkte kadife mendilin içindeydi. Ancak adam kıpırdanıp ona dönmesiyle göz göze gelmeleri bir olmuştu.
‘Ne yapıyorsun?’ demesine kalmadan ağzını eliyle kapatıp kimse uyanmasın diye fısıltıyla konuşmaya başladı. ‘Çantanda bana ait bir şey var, onu alıp gideceğim. Sakın sesini çıkartma gebertirim seni.”
Rıza ne yaşadığını anlamaya çalışmadan kendisini tehdit eden adamı ittirip çantasını alıp var gücüyle koşmaya başlamıştı. Koridorlardan nefes bile almadan, arkasına bakmadan geçiyordu. Yemek vagonuna geçip soluklanmaya çalışırken söyledikleri yeni aklına geliyordu. Çantasında ona ait ne olabilir diye karıştırmaya başladı.
Özge’ye yaşadıkları güzel anıları hatırlamak için yanında getirdiği, özel günlerde onun aldığı hediyelerin altında bir mendil vardı. Kurdelenin bir ucunu çekip kadife mendili açtığında küçük, parlak 12 elmasla karşılaşmıştı. Kimseye göstermeden mendili kapatıp elinde tuttu. Bu elmasların nerden geldiğini, onlarla ne yapacağını düşünürken hırsız da yemek vagonuna girmişti. Elinde sıkıca tuttuğu mendili hırsız da görmüştü ve başparmağıyla boğazını keseceğini göstererek
sessizce tehdit etmişti.