Hiç farkında olmadan içinde kaybolduğunuz duygularınızın öylece içinizden çıkıp gittiği oldu mu? Mümkün mü bu? Ben bunu arzuluyordum bugün. Zihnimden gitmeyen tekrar tekrar dönen sahnelerden kurtulmak istiyordum.
Aslında her şey çok açıktı. Ama düşünüyorum da, bilmeme rağmen öyle olmamasını dilemiştim. Bencilce davranmış, kendime zarar vermiştim. Biliyordum. Ama inkar etmiştim.
Onu her gördüğümde uyuşan parmak uçlarımı, içimde çırpınan yüreğimi, büyüdüğünü hissettiğim göz bebeklerimi, farkında olmadan kulaklarıma varan gülümsememi.. Her şeyi inkar etmiştim. Her fırsatta tüm ayrıntılarını incelemeye çalıştığım, ve her ayrıntısını öylece sevdiğim adamı inkar etmiştim. Öylece konuşmak istemiyordum onunla, karşılaştıkça selam vermek istemiyordum. Her gün yanında olmak istiyordum. Her gün konuşmak istiyordum.
Kendimden bile sakladığım bu sırrımı yüzüme vuran cümleler zihnimde her seferinde aynı görselle yankılanıyordu. Umut Arda defalarca "Sevgilim o benim" demekten bıkmıyordu. Ve her seferinde aynı derecede yakıyordu.
Bu gece oda bomboştu. Akut ve Miraç geceyi hastanede geçirecekti. Duvarlar ve duygularım üstüme geliyordu. Daha önce hiç böyle hissetmemiştim.
Uyuyamayıp kalkıyor, odada turluyor, camdan karanlık gökyüzünü izliyor ve yeniden yatıyordum. Sonra yeniden tavana bakıyor ve o ıslak kırmızı dudaklardan dökülen sözlerle yalnız kalıyordum.
Aralarında ne geçtiğini bilmek istiyordum en çok da. Akut'un kilerde ne işi vardı? O gece ne yaşandı? Bir sürü 'Neden' ile baş başa kalmıştım öylece. Böyle sevgililik mi olurdu?
Birbirlerine neden uzak davrandıklarını, aralarında ne geçtiğini, bunu neden sakladıklarını ve Miraç'ın neden böyle korumacı davrandığını merak ediyordum.
Umut, Akut' u muhtemelen çok fena seviyordu. O kadar içten ağlamıştı ki, Miraç'ın bu telaşı anlamsız geliyordu. Ama bir yandan da Umut'la gece konuştuktan sonra içmişti o ilaçları.
Güneşin yeni yansıyan turuncu ışığı odamı yavaş yavaş aydınlatmaya başladığında kapıdan gelen sesle ayaklandım. 3 yavaş vuruşun ardından;
"Uyuyor musun?"
Bu Oğuzhan'ın sesiydi. Kalkıp kapıyı açtım. Elinde yastık ve yorganıyla kapının diğer tarafında bekliyordu. Kapıyı hemen ardına kadar açıp içeriye aldım.
"Hoş geldin" dedim kısık, zor duyulan sesimle.
"Seni merak ettim" dedi boş yatağa oturup.
Dün yaşananlardan sonra onları yalnız bırakıp odama çıkmış, Akut'un bayılmasından dolayı akşam saatine ertelenen derse katılmamıştım. Yemeğe de inmeyince Oğuzhan benim için yukarıya yemek çıkartmıştı. Buralarda beni önemseyen birinin olması çok iyi hissettiriyordu.
"İyiyim ben" dedim.
Sesim açılmamıştı hala, uyuyamamıştım ama saatlerdir konuşmadığım için normaldi. Umut'u merak ediyordum. En son onları duvar dibinde bıraktığımda fena dağılmış görünüyordu. Miraç sayesinde Akut'tan haber alabiliyordum ama Umut'tan haberim yoktu. Sormak istemiyordum. Aslında merak etmek istemiyordum. Hislerimi kenara bırakıp arkadaşıma destek olmalıydım. Gece kafamda sadece Umut vardı ama hava aydınlanmaya başladığından beri duygularım daha az baskın gelmeye başlamıştı.
"Sen nasılsın?" diye ekledim sonrasında.
"Uyusaydın biraz daha"
yastığını boş yatağın bana yakın kısmına koyup yüz üstü uzandı. kollarını yastığa yasladı ve kafasını ellerinin üzerine koyup gülümseyerek bana bakmaya başladı.
"Anlat" dedi sonra sakin sesiyle
Çok mu belli etmiştim hislerimi, anlaşılıyor muydu ne düşündüğüm dışarıdan? Öylece ne diyeceğimi bilemeden bakakalmıştım.
"Nasıl hissediyorsun, kafana takılan ne?" diye devam etti ben cevap vermeyince.
Anlaşılan şu an beklenenden daha yüksek tepki veriyordum olaya. İçimde yaşadığım extraları bilmedikleri için muhtemelen başka bir olay olduğunu düşünmüşlerdi.
"Akut için endişeleniyorum." dedim hızlıca. devam ettim;
"Umut'u da öyle görmek hoş değildi. Sanırım fazla etkilendim"
Oğuzhan yerinden doğrulup oturur pozisyona geçmişti şimdi. Yüzü biraz sıkıntılı bir hal almıştı. Bir şey anlatmak istiyor fakat emin olamıyor gibiydi sanki. Dudakları aralanıp geri kapandı. sesli bir nefes alıp üzgün bir ifadeyle;
"Kolay şeyler yaşamamışlar" dedi.
Umut'lardan mı bahsediyordu? ellerini kucağında kilitleyip önüne dönerek devam etti.
"Umut bağımlıymış birkaç yıl önce, Akut ile lise sonda çıkmaya başlamışlar. Aynı üniversiteye gitmişler fakat farklı arkadaş ortamları olmuş"
Biraz duraksayıp ifadesini bozmadan vücuduyla bana doğru döndü ve devam etti;
"Akut defalarca uyarmış, ama Umut o dönem tanıştığı arkadaş grubuyla bir müzik grubu kurmak istiyormuş. Uzun zamandır hayali olan bir şey olduğu için onların alışkanlıklarını umursamamış. Tabii zamanla o da başlamış."
Resmen şok olmuştum. Böyle bir şeyi asla beklemiyordum. Sabahları tek kelime konuşmadan yürüyen, ders çıkışlarında gitarıyla köşeye çekilen adamla Oğuzhan'ın anlattığı kişi aynı insan gibi gelmiyordu. Öğrendiklerim daha da meraklandırıyordu beni;
"Yani Akut'un içtiği ilaçlar.."
Devamını getirememiştim. Ağzıma almak istememiştim hiç öyle bir şeyi.
"Evet." dedi Oğuzhan "Umut, ilaçların kendisine ait olduğunu söyledi."
Gerçekten şaşkındım. Eğer Umut'un ilaçlarıysa Akut neden içti ki? Dün gece ettikleri kavgayla alakalı mıydı? Umut, Akut'un böyle bir şey yapabileceğini fark etmemiş miydi? Yine kafamda bir sürü soru geziniyordu.
"Birkaç yıl önce dememiş miydin?" diye sordum merakla
Başını onaylar şekilde sallayıp cevapladı;
"Artık içmiyormuş söylediğine göre, ayrıntıları bilemiyorum. Buraya gelmeden önce araları iyiymiş. Hatta birlikte başvuru yapmışlar. Ama sonra araları nasıl böyle oldu meçhul"
Artık içmiyorsa nereden gelmişti o ilaçlar? Kafam karışmıştı.
Akuta karşı, duygularım yüzünden zaten bir suçluluk hissediyordum. Bu öğrendiklerim ona karşı olan bakış açımı tamamen değiştirmişti. İlişkileri pek sağlıklı değildi muhtemelen. Çokça darbe almış, yıpranmış olmalarına rağmen sahip çıkıyorlardı ilişkilerine.
Bir süre sessiz kalmıştık. Ne söylesem boş gibiydi. Oğuzhan'da susup uzanmıştı yatağa, bir süre sessizce öyle kaldık. Saat neredeyse 7 buçuk olmuştu. Dün akşam derse katılamadığım için bugün kesin aşağıda olmalı, dünü telafi etmeliydim.
Yavaşça ayaklandığım sırada kapının çalmasıyla Miraç'ların geldiğini düşünüp heyecanla kapıyı açtım. Fakat karşımdaki Miraç değildi.
Bu konuda kendimi ne kadar kötü hissetsem de heyecanıma engel olamamıştım.
Kapının diğer tarafında, göz altlarında büyük mor halkalar, ve dağınık kıvırcık saçlarıyla Umut duruyordu.
"Miraç'lar bu odada kalıyordu değil mi?" diye sordu yorgun sesiyle.
"Evet" dedim sorgular biçimde.
"Ulaşamadım da" dedi parmaklarıyla oynuyordu bir yandan. Kapıyı açıp girmesi için içeriyi işaret ettim. Oğuzhan da Umut'u fark edince yerinde doğrulmuştu.
"Sizin haberiniz var mı?" diye sordu devam ederek.
"En son birkaç saat önce konuştuğumda Miraç henüz uyanmadığını söylemişti." dedim, bildiğim bu kadardı.
"Bana cevap vermiyor Miraç" dedi Umut. O kadar yorgun görünüyordu ki düşecek diye korktuğumdan Oğuzhan'ın karşısındaki Akut'un yatağını işaret edip;
"Geç otur şuraya" dedim.
Yavaşça geçip otururken Oğuzhan sordu;
"Uyuyabildin mi hiç?"
Kafasını iki yana sallarken alaycı bir gülümsemeyle;
"Yok" çok küçük gülümsemesine rağmen elmacık kemikleri belirginleşmişti.
Sakin ortamı bozan Oğuzhan'ın telefonu oldu. Telefonu açıp hemen geleceğini söyledi ve kapattı. Sonra telefonu eşofmanının cebine sokup ayağa kalktı;
"Arda aradı. Uyanıp beni göremeyince merak etmiş. Hem artık hazırlanmamız gerek birazdan ders başlar."
Onaylar şekilde başımı sallayıp;
"Tamam kahvaltıda görüşürüz o zaman" dedim.
"Görüşürüz" deyip odadan çıktı. Kapıyı kapattığında sessizlik geri gelmişti. gergin hissediyordum. Hem konuşmak istiyor, hem de vazgeçiyordum.
"Benden hoşlanmıyorsun değil mi?" Sessizliği bozup sormuştu bir anda.
Ne demek istediğini anlamamıştım. Hoşlandığımı fark edip mi sormuştu yoksa ona soğuk mu davranmıştım?
"Nasıl?" diye sordum merakla
"Bilmem" dedi omuzlarını silkerek, "Ters biriyim biraz, genelde gıcık olurlar."
Ondan hoşlandığımı düşünmemesi rahatlatmıştı. Kafamda fark ediliyor mu, diye düşünmeden edemiyordum çünkü.
"Seni tanımıyorum bile." dedim umursamaz görünmeye çalışarak.
Oynadığı parmaklarına geri dönüp dudaklarını birbirine bastırmıştı. Bir an önce hazırlanıp aşağı inmek ve onunla baş başa kalma olayını sonlandırmak istiyordum. En ufak hareketi bile kalbimin hızlanmasına sebep oluyordu çünkü.
"Ben de kendimi tanıyamıyorum" dedi ve sesli bir nefes vererek ayağa kalktı.
Direk olarak gözlerime bakıyordu şimdi. Diliyle dudaklarını ıslatmış yorgun ve dümdüz bakan suratı lütfen der gibi bir ifade almıştı;
"Akuttan bir haber alırsan söyleyebilir misin?"
Düşüncelerimden çok utanıyordum. Hissettiklerimden çok utanıyordum. Bu adam Akuttan başka bir şey düşünmüyor, bilmiyordu. Aklının en küçük bir yerinde ondan başka birini düşünmediğinden hiçbir şeyden emin olmadığım kadar emindim.
"Söylerim tabii ki" dedim sakin ve güven verici bir şekilde.
Gülümsedi, ben de ona gülümsedim. Arkasını dönüp yavaşça odadan çıktı. Bir süre öylece baktım arkasından.
merhabaa :) beğendiniz mi
Bu bölümde daha çok Batu'nun hislerini fark edişini ve artık Akut Umut olaylarının arka yüzüne girişimizi işledim.
Önceki bölümden sonra biraz olaysız bir bölüm olsun istedim :)
Sanırım şu ana kadarki en sevdiğim bölüm olmuş olabilir.☺️