İçeriğe geç

Doctor // HyunLix

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Doctor // HyunLix

Bölüm 3

Uykucu

İyi okumalar 🦋

_____

Hyunjin'den

Evden apar topar çıktıktan sonra arabayı ne kadar hızlı kullandığımı bilmiyorum ama kısa süre içinde kendimi hastanenin önünde bulmuştum. Arabadan indiğimde hastanenin bahçesinde duran yüzlerce hasta ve çalışanların gözünü üstüme çektiğimde anlamıştım siyah pijamalarımla geldiğimi.

Herkes bana bakması normaldi, siz patronunuzu pijamalar içinde görseniz garip garip bakmaz mısınız? Ben de kendi üstümü süzdükten sonra neden burada olduğumu hatırlamıştım.

Daha fazla zaman kaybetmeden hastanenin girişine ilerlemiştim. Güvenlik çalışanları hastaları çıkarıyordu. Ama hepsini çıkarmak mümkün değildi. Bazıları yürüyemeyecek durumda hatta oksijen maskelerini çıkaramayacak durumdalardı.

Güvenliğin çıkardığı hastalar tarafa baktığımda gözüm sarı saçlı küçük bedeni aramıştı ve bulamadığımda daha da paniklemiştim. Felix'in odası üst katlardaydı ve anlaşılan daha oraya yetişememiştiler.

Kapıdan içeri girip, Felix'i kendim çıkaracaktım. Hızlı adımlarla kapıya ilerlediğimde güvenliklerden biri kolumu tutmuş ve beni durdurmuştu.

"Efendim bomba imha ekibi gelmedi daha, üstelik Minjae beyin oğlunun hangi katta olduğunu bile bilmiyoruz. Sizi içeri alamayız bu çok tehlikeli."

Böyle konuşarak beni fikrimden vazgeçireceğini sanması çok yazık. Kolumu onun elinden kurtardıktan sonra konuşan ben olmuştum.

"İçerde benim için önemli olan birisi var. Onu aldıktan sonra çıkacağım"

"Oda numarasını söylerseniz biz alı-"

Cümlesinin devamını duymamıştım, duymak bile istememiştim. Onu dinlemeden çoktan içeri girmiş ve asansörü çağırmıştım bile.

Normalde hızlı olan asansör bügün hiç hareket etmiyormuş gibi. Sanki Felix'in olduğu kata gelmem günler sürmüş gibiydi.

Asansör'ün kapısı açıldığında büyük bir karmaşayla karşılaştım. Hastalar odalarından çıkmış, asansöre binmeye çalışıyorlardı. Kapı açılır açılmaz kendimi koridora bıraktım.

Gözüm yine o minik bedeni aramış ama bulamamıştı. Kapısına doğru ilerleyip, korkarak açtım. Her türlü manzarayla karşılaşmayı bekliyordum ama yatakta kıvrılıp, mışıl mışıl uyuyan bedenle karşılaşmayı ummamıştım.

Cidden mi? koridorda kıyamet kopuyordu. Koridor'u geçtim hastanede bomba verdı. Nasıl bir güçte, hastaneye nasıl zarar vereceği bilinmeyen bir bomba. Ve benim baş belası ona verdiğim deftere sarılmış, ayaklarını karnına doğru çekerek mışıl mışıl uyuyordu.

Yatağa yaklaşıp üstündeki yorganı kaldırmış ve küçük bedeni yavaşça kucağıma almıştım. Uyanmasını beklemiştim ama bu seste uyanmayan birinin şimdi uyanmasını beklemek ne kadar mantıklıydı bilemiyorum.

Koltuğa ilerleyip oradakı ince pikeyi elime almış ve kucağımda yatan bedenin üstüne örtmüştüm. Hala sıkı sıkı sarılmıştı ona verdiğim deftere. Sonra o defterle ilgilenecektim şu an önemli olan buradan çıkmaktı.

Ah ve evet hastanem patlamak üzereydi değil mi? Onunla da ilgilenmeliyim.

Odadan çıktığımda asansör önünde bekleyen onlarca hastaya bakmıştım. Böyle bir zamanda asansörü kullanamayacağım apaçık ortadaydı.

Merdivenlere doğru ilerledim ve kucağımdaki bedeni uyandırmamak için yavaş hareket etmeye çalıştım. Aklımı kurcalayan iki şey vardı. İlki o manyak, sarhoş adam neredeydi? Kessinlikle bombayı benim odamda patlatmak için bekliyordu. Bomba imha ekibini oraya yönlendirmeliydim.

İkinci olarak kucağımda Felix'le sekiz kat inmiştim. Normalde asla bu merdivenleri kullanmam, üşenirim. Ama şimdi kucağımda biri olmasına rağmen yorulmamış, hatta daha fazla merdiven olmasını dilemiştim.

Hiç bu kadar rahat hissetmemiştim. Başını göğsüme yasladığı için sıcak nefesini göğsümde hissediyordum. Ve arada mırıldanarak, kıvranması, bana daha fazla sokulması aklımı kaybetmem için yeterli bir nedendi.

Kucağımda Felix ile dışarı çıktığımda yine tüm gözleri üzerime çekmiştim. Bu sefer pijamam yüzünden değil de kucağımda tuttuğum beden yüzünden.

Hızla kucağımdaki bedenle arabaya ilerlemiştim. Elimi Felix'in sırtından çekmeden, kendimi arabanın kapısına yaklaştırarak zorlukla olsa da arka kapıyı açmış ve küçük bedeni oraya uzatmıştım.

Sonunda ufaklık uyanmaya karar vemiş anlaşılan. Gözlerini azıcık açmış, beni üstünde gördüğünde ise kocaman yapmıştı minik gözlerini. Normal olarak onu koltuğa yatırabilmek için ben de içeri girmiştim ve son pozisyonum onun üstündeydi.

"Doktor?"

"Ufaklık'tan baş belasına terfi etmiştin ya. Şimdi seni baş belasından uykucuya terfi ettiriyorum."

Anlamaz bakışlarını üstümden çekmiş ve etrafına çevirmişti. Arabada olduğumuzu anlamış olmalıydı ki gözleri daha da büyümüştü.

"Ne oldu bana?"

Elimi sarı, yumuşacık saçlara atarak karıştırmıştım. Ona bir şey olmamıştı ama eğer biraz daha fazla burada onunla ilgilenirsem yıllardır emek verdiğim hastanem darma duman olacaktı.

"Bir şey yok uykucu sen uyumaya devam et. Bazı işler var hallettikten sonra gelicem ve bugün benim evde kalacaksın tamam mı?

Başını onaylar anlamda salladığında mesajı almış ve arabadan çıkarak kapıyı kapatmıştım.

Arkama döndüğümde yine tüm gözler üzerimdeydi. Bu konu baya dedikodu doğuracaktı anlaşılan. Hastanenin patronu, patlamakta olan hastanesini umursamadan içeri dalmış ve bir hastası kucağında dışarı çıkmıştı. Böyle bakınca çok güzel dedikodu konusu gibi duruyor.

Sonunda bomba imha ekibi gelmişti ve ben de onları benim odama yönlendirmiştim. Çünkü Minjae'nin oğlu Taemo'nun üstünde bir bomba vardısa eğer onu benim odamda patlatacağına emindim.

Ki öyle de olmuştu. Birkaç dakika sonra bomba imha ekibi Taemo'yu kelepçeleyerek içerden çıkarmıştılar. Sarhoş olduğu için kaçak yollardan bomba elde etmeye çalışmış ve anlaşılan ona mal satanlar, onu iyi kandırmış ve sahte bomba vererek parasını almıştılar.

Minjae, her ne kadar oğluna güvenmese de onu hep hapisten çıkarıyordu ve yine dönüp dolaşıp bana problem oluyordu. Bu sefer onu hapiste tutması dileğiyle tüm hastaları tekrar odasını yerleştirmiş, herkesi sakinleştirmiştik.

Bu işlemleri yapmak iki saat sürmüştü ve şimdi arabada bıraktığım uykucunun yanına gidebilirdim.

Arabanın kapısını açtığımda bu sefer onu uyanık bulmayı ummuştum ama nafile. Yine sarı saçlarını yüzüne dağıtmış, defterine sarılmış uyuyordu.

Hastanede herşey normale dönmüştü ve güneş doğmak üzereydi. Aslında bir doktor olarak Felix'i odasına geri götürmeliydim değil mi?

Bu zamana kadar hep doktor gibi düşündüm. Şimdi ise böyle yapmayacağım ve Felix'i eve götüreceğim. Gerçekten çok istiyordum sabah uyandığımda bu tatlılığı evimde bulmak istiyordum.

Üniversiteyi bitirdikten sonra yıllarım hep aynı geçmişti. Sabah erkenden uyanır, hastaneye gider, gece geç saatlere kadar çalışır ve eve dönerdim. Bunu değiştirmek istiyordum. En önemlisi de bu değişimi Felix yanımdayken yapmak istiyordum.

En son evimde birisiyle ne zaman kahvaltı etmiştim. Ya da ne zaman akşam yemeği yemiştim. Bence bunu düzeltebilirdim. Felix benim evimdeyken ona bakabilir ve tedavi edebilirdim. Bunu düşünmeliydim ama şimdi değil. Şimdi gerçekten bünyemin uykuya ihtiyacı vardı.

Uykulu olduğum için arabayı yavaş kullanmıştım ve sonunda evin önündeydim. Arabandan inip, evin kapısını açmış ve açık bırakmıştım. Sonra ise geri dönüp arabada bıraktığım uykucuyu kucağıma almıştım.

Tekrar hastanenin merdivenlerinde olduğumuz pozisyonu aldığımda garip hissettmiştim. Sanki kollarım Felix kucağımda yokken bir hiçmiş gibi ve Felix varken tamamlanmış gibi.

Üstünde ince pike olduğu için çok oyalanmamış hemen içeri girerek kapıyı kapatmıştım. Evim yeterince büyüktü. Böyle büyük bir evde yalnız yaşamak da yeterince ürkütücüydü.

Ufak uykucu baş belasını hemen odamın yanındaki odaya götürmüş, yatağa yatırdıktan sonra üstünü sadece başı açıkta kalacak şekilde örtmüştüm. Şimdi rahat uyku çekebilirdim.

Odama gittiğimde kendimi yatağa bırakmış ve hayatımda ilk kez bu kadar rahat uyumuştum. Yan odada Felix'in olması bana huzur vermiş gibiydi.

O kadar sert uyumuştum ki gözümün altında kıpırdayan parmağı hissetmem bile uzun sürmüştü. Gözümün altını okşayan Felix, ben gözümü açtığımda hemen elini çekmişti. Ve hayran kaldığım kocaman gülümsemesini bana sunmuştu.

"Günaydın doktor"

Ben de en az onun kadar kocaman gülümsemeye çalışmıştım.

"Günaydın uykucu"

Tekrar parmaklarını, gözümün altına dokundurduğunda şaşırmış ama onu korkutmamak için kıpırdamamıştım. Sadece minik parmaklarıyla gözümü okşamasına izin vermiştim.

"Gözünün altındaki ben çok güzel"

Benim varlığını bile unuttuğum ben şimdi hayranı olduğum minik eller tarafından okşanıyordu. Ortamı bozmamak adına ben de ona ayak uydurarak elimi yüzüne özenle dağıtılmış çillerin üstüne koydum ve okşamaya başladım.

"Senin de çillerin çok güzel"

Gülümseyerek parmaklarını yüzümden çekmişti. O çektiği için ben de elimi onun yüzünden çekmek zorundaydım. Ah... tüm gün böyle dursak olmaz mı?

"Doktor uykucu olan sensin. Ben uyandım ve senin odana geldim sen uyuyordun. Sonra tekrar gittim uyudum sonra tekrar uyandım ve odana geldim hala uyuyordun. Ben de tekrar odama gittim ve uyudum. Sonra uyandıktan sonra odana geldim ve hala uyuyordun. Ben de yaklaşıp seni uyandıracaktım ama benin hoşuma gitti"

Nefes bile almadan yaptığı her şeyi en ince detayına kadar anlatmıştı. Gözüm onun dudaklarına kaydığında ise kendime dur deme zamanı geldiğini anlamıştım.

Kalkıp, yatakta oturur pozisyonuna gelmiş ve anca o zaman anlamıştım çok uyuduğumu. Elimi hızla telefonuma uzatıp saate baktığımda saat 12 olmuştu. Ve Minjae'den dört cevapsız arama vardı.

Boğazımı temizleyip onu geri aramıştım. Felix ise işin uzun süreceğini anlayıp yatağa oturmuş ve ayaklarını sallamaya başlamıştı.

"Merhaba efendim, çok özür dilerim dün bazı sorunlarla uğraştığım için bugün geç uyanmışım. Aramalarınızı cevaplayamadığım için üzgünüm"

"Sorun değil oğlum. Ben özür dilerim Taemo başına bela olduğu için. Seninle yüz yüze konuşalım diyecektim müsait misin? Bir çayını içeyim."

"Tabi müsaitim efendim."

"Bir kaç saate orada olurum"

Telefonu kapattıktan sonra yatakta sessizce oturan Felix'e bakmıştım.

"Acıktın mı uykucu?"

Duymak istediği soruyu sormuş olmalıydım ki başını hızla onaylar anlamda sallamıştı.

"Güzel. Ben de acıktım. Sen hiç doktor tostu yedin mi?"

Kaşlarını çatmış ve dikkatle bana bakmıştı.

"Normal tost değil mi?"

Elimi saçlarına atıp karıştırdıktan sonra ayağa kalkmış ve elimi tutması için ona uzatmıştım.

"Doktorların yaptığı tost en lezzetlisidir. Hadi gidelim ve sana göstereyim"

Uzattığım ele gülümseyerek bakmış ve boş bırakmayarak kendi elini benim elimle birleştirmişti. Ve birlikte mutfağa ilerlemiştik.

Bulduğum her sağlıklı besin ürününü tostun içine eklemiştim. Çünkü hastalığı nasıl tedavi edeceğimizi bilmiyordum ve tek çıkış yolu vücudu güçlendirmekti. Böylece güçlenmiş vücut kendisi hastalığı yenebilirdi. Yani umarım...

Tostunu ve sütünü Felix'in önüne bıraktıktan sonra konuşmuştum.

"Misafirim gelecek o yüzden üstümü giyinmeye gidiyorum. Ben gelene kadar hepsi bitsin tamam mı?"

"Tamam"

Tekrar ellerimi saçına daldırmış ve okşamıştım. Bulduğum her fırsatta sarı tutamlara dokunmak istiyordum.

Üstümü değişip mutfağa geçtiğimde iki yanağı şişmiş halde hızlı bir şekilde tostunu yemeye çalışan baş belasıyla karşılaşmıştım.

Bu sefer de civcivlik'ten sıncaplığa terfi etmiştim onu içimden. Yanına yaklaşıp yanaklarını sıkmak istiyordum ki kapı çaldı. Kimin geldiğini ise hepimiz biliyorduk.

Minjae ile salona geçtiğimizde mutfakta Felix'i görmüş olmalıydı ki çay getirmeme izin vermeden eliyle oturmamı istemişti.

"Öncelikle gece olan olay için oğlum adından özür dilerim. Açıkcası ona ders olsun diye uzun süre hapiste kalmasını istiyorum. Bir süre çıkarmayı düşünmüyorum. Buraya gelme nedenim ise şu an uğraştığın hastalık."

"Efendim daha hastalık hakkında hiçbir bilgimiz yok."

"Biliyorum Hwang, biliyorum. Çok çalıştığını da biliyorum. Gece olan dedikodular kulağıma geldi. İçerdeki çocuğu kurtarmak için oraya gittiğin baya büyük sarsıntı yaratmış hastanede."

Evet böyle olacağını en başından biliyorduk zaten.

"Seni uzun zaman sonra birini önemserken görmek güzel Hwang. Özellikle evine gelme nedenim onun burada olup olmadığını görmek istememdi. Ve senden bir şey daha isteyeceğim."

"Tabi efendim ne isterseniz"

"Bana çocuğun tahlil sonuçlarını ve aynı zamanda annenin sonuçlarını da gönder. Yaşlanmış olabilirm ama hala doktorum. Belki benim de bir yardımım dokunur."

Bunu duyar duymaz telefonumu almış Jieun'u arayarak belgeleri Minjae beye iletmesini söylemiştim. Minjae de bundan memnun olmuşa benziyordu ki gitmek için ayağa kalktı ama ikimizi de durduran şey kapının önünde solgun yüzüyle duran Felix oldu. Birkaç dakika içinde rengi nasıl böyle solmuş olabilird ki? Ve neden eliyle karnını sıkıyordu?

"Doktor..."

Sesinden ve hareketlerinden iyi olmadığı zaten belliydi ama gözünden yaş geldiğini gördüğümde hızla ayağa kalkmış bir elimi sırtına diğer elimi de karının üstündeki koluna koymuştum.

"Neyin var anlat bana"

Karnını daha fazla sıkmıştı koluyla. Bu yüzden sorunun karnında olduğunu anlamıştım. Gözlerinden gelen yaşlar şiddetlendikce kalbim parçalanıyordu.

"A-acıyor. Burası çok acıyor doktor"

_________

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Oy vermeyi unutmayın 🥺🤍

Bölüm sonu

12 yorum