İçeriğe geç

DİSİPLİN HÜCRESİ

Bölüm 4 · 8 dk okuma

DİSİPLİN HÜCRESİ

Bölüm 4

2. Bölüm:ÇOK PİŞMANIM?

Ayça'dan

Kapı sesiyle birlikte kafamı kapıya doğru çevirdim. Üzgün gözlerle yanıma gelen bir Cemal beklemiyordum. Hiçbir şey demedim, ne yapacağını merak ediyordum. "Ayça ben çok özür dilerim..." Devam etmesini, sözünü bitirmesini bekledim ama konuşmadı. Onca yaptığı şeyden, onca olan şeylerden sonra bu muydu yani... Bakmaya devam ettim, gözlerimde hiçbir duygu barındırmadan sadece baktım. Bir süre sonra tekrar konuştu.

"Bir şey demeyecek misin?"

"Ne dememi bekliyorsun Cemal? Hayır, yani kendimi sana anlatmaya çalışınca bir tokat atıyorsun için soğumazsa üstüne bir de yumruk, tekme falan... Sen söyle ne desem beğenirsin mesela?"

"Yaptıklarım çok yanlıştı Ayça, hem de çok... Yeniden başlayalım bu son bir hafta olan tüm her şeyi unutalım olur mu? Sana söz veriyorum her şeyi düzelteceğim..."

"Her şeyi öyle mi, her şeyi... Hangisinden başlayacaksın ilk, merak ettim? Düğün gecesi bana zorla yaşattıklarından mı? Acımasızca her dövdüğünde kapatıcıyla kapat dediğin morluklarımdan mı? Her tükenmişliğimde attığım çığlıklarımdan ve krizlerimden mi? Bana susmam için verdiğiniz tonlarca ilaçtan mı? HANGİSİNDEN LAN SÖYLESENE!"

Ya da şu an karnımda duran, tiksindiğim bebekten mi başlamak isterdi acaba? Değil her şey, artık tek şeyi bile düzeltemezdi!

Kızaran gözlerimle ona bakıyordum o ise kafasını iki elinin arasına almış yere bakıyordu. Çok üzgündü, çok pişmandı. Kime yediriyordu bunları? Vicdanı şimdimi gelmişti yerine, o vicdan neden ben yerde acı içinde kıvranırken gelmemişti!

Benim gibi bilmem kaç kadın bu şekildeydi, belki benden daha güçlü daha cesur; belki de benden daha korkmuş ve bitik... Daha düğün gecesi hayatımın bittiğini düşünüyordum tam öldüm dedim ama yaşamaya devam ettim. Şimdi de karnımda o iğrenç adamdan bir bebek duruyordu asıl şimdi ölmek istiyordum çünkü daha fazla yaşarsam bir ölümü daha kaldıracak güç yoktu bende...

Süreyya Hanım gelmiş ve oğlunu dışarı çıkarmıştı. Kolumdaki seruma kaydı gözüm, aciz bir durumdaydı şu an koskoca YALÇIN ailesinin torunu. Beni seven, beni her şeyden sakınan ve hep el üstünde tutan koca ailem. O zamanları o kadar özlüyordum ki... Babamın yanımda olduğu zamanlar, ortaokul zamanlarım... Babam benim için hep farklı bir yerdeydi bir kalbim olsun ve o kalp sadece onu sevsin derlerdi ya işte ben o kalpte hep babamı taşırdım. Annem bana hep evin hizmetçi ablası gibi gelirdi. Yemeğimi verir, okul formamı giydirir, çamaşırlarımı yıkardı. Her şeyimle babam ilgilenirdi. Babam hayattayken herkesin ona tek söz söyleyemediği dedem bile bana bir şey demezdi.

Sonra babam öldü yani bana öyle söylediler çünkü babam yanıma gelmişti onu görmüştüm... Dedem, amcalarım ve yengelerim bana bunu söylediklerinde lise bire gidiyordum. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı, dedem üstlenmişti, babamın bana olan tüm sorumluluklarını. Yengem yemek yaptırıyor, misafirlere servis ettiriyordu bana. Benimde bunlar o anki aklımla derslerden daha cazip geliyordu. Tabii annemde uyarmıyordu. Sonuç evlilik olmuştu...

Bunları düşünürken baya dalmış olmalıyım çünkü şu an ellerimde hissettiğim şeyle istemsizce ellerimi kendime çektim. Cemal'di, yine ne yapıyordu bu adam!

"Seslendim ama duymadın, çıkış işlemlerini hallettim. Hadi gidelim diyecektim."

Kibar konuştukça daha da iğreniyordum. Yapmacık gülüşlerle bana bakması sinirlerimi bozuyordu. Serumu yanımda biten hemşire çıkardı ve çıktı. Cemal ile göz teması kurmadan ayakkabılarımı giyindim ve önden yürümeye başladım. Şu an değil suratını görmek, yanında yürümek bile işkenceydi.

***

Eve girmemle odaya girmem bir oldu, İdil'i merak etmiştim, telefonumu alıp banyoya girdim, suyun altına kovayı koyup açtım ardından İdil'i aradım.

Deli İdiloşumm Çalıyor... Çalıyor... Çalıyor... Sonunda açmıştı.

"Ne yaptın İdil? Lütfen yakın zamana bilet buldum de, lütfen."

"Yarın akşam orada olacağım, korkma. Of... Ayça ya. Kendine bunu nasıl yaptın kızım ya bana söylemeliydin en başta."

"Evet, her şey git gide daha kötü oluyor bu çocuk doğarsa..."

"Şşşt... Tamam, öyle bir şey olmayacak. Allah belasını versin ya o adamın!"

"İdil seni çok seviyorum, ne olursa olsun yanımda olduğun için çok teşekkür ederim."

"Her zaman yanında olacağım... Seni çok seviyorum Ayça-"

Tutamamıştı kendini ağlamaya başlamıştı yine, içi parçalanmıştı. İdil'in geniş bir çevresi vardı, bir sürü arkadaşı... Ama hani hisseder ya insan bana bir şey olduğunda sanki kendine olmuş gibi ağlardı, yakınırdı. Küçükken bize geldiğinde o ders çalışır bende yanında değişik yemek yapımlarını öğrenirdim. O hep bana onunla birlikte çalışmamı söylerdi. Kaç defa konulara anlatmaya çalışmıştı ama ben dersleri zaten sevmezdim, lise bitince de elimi eteğimi çekmiştim dersten. Çok üzülürdü...

Tek umudum İdil'di. Allah'ım sen bana yardım et ya rabbim. Düştüğüm çukurdan kurtar beni Allah'ım...

"Kapatıyorum Ayça, dikkat et kendine. Bir şey olursa hemen ara kuzum."

Burun çekme sesini duydum en son, kapatmıştı. Yarına kadar dayanacaksın kızım! Sonra bu evden çekip gideceksin inşallah.

İdil'den

Bunun olmasından o kadar çok korkmuştum ki... Ayça'yı canımdan çok severdim çünkü o çevremdeki birçok kadından ve erkekten daha içten ve samimiydi. Onunla küçüklükten beri bir sürü iyi kötü anılarımız olmuştu. Onun yanında kendimi huzurlu ve mutlu hissederdim her zaman. Ayça benim büyük bir şansımdı. Sabah ki telefon konuşmamızda Ayça içini dökerken canım o kadar çok acımıştı ki... Yaşadığı şeyleri duydukça iğneler batmıştı kalbime ben Ayça'yı babasının ölümünden sonra bile tam toparlayamamışken bir haftada kıza yaptıkları benim bile ağrıma gitmişti, Ayça'nın halini bile düşünemiyordum. Valizimi hazırlıyordum. Kapı çalındı, Erkan'dı. Ondan İstanbul'da ki evinin anahtarını istemiştim, oda hiç düşünmeden onaylamıştı.

"Hoş geldin Erkan. Geç içeri."

"Hoş buldum canım arkadaşım. Al bakalım anahtarı."

"Sağ ol, cidden Hızır gibi yetiştin ya... Önemli bir şey olmasa istemezdim, teşekkürler."

"Sorun yok be lafımı olur saçmalama. Sen ağladın mı gözlerinin hali ne öyle?"

"Evet, aslında İstanbul'a bir dostum için gidiyorum, zor durumda..."

"Yardımcı olmayı çok isterim, anlatırsan tabii?"

"Boşanacak aslında... Bildiğin iyi bir avukat var mı?"

"Hımm... Benim yok ama Nejat'ın avukat tanıdıkları vardı, öğrenir söylerim sana."

"Çok iyi olur valla Erkan."

"Ben kalkayım artık İdil, hoşça kal."

"Tamam, tekrardan çok sağ ol."

Bu işi de inşallah kısa sürede hallederdim. Erkan'ı yolladıktan sonra valizi hazırlamaya geri döndüm.

Ayça'dan

Suyu kapatıp odaya geri döndüm aynı anda odaya Cemal de girdi. Dizilerde zorla evlendiği adama aşık olurdu kız, bir de adam yürüyen karizma falan olurdu. İkisinin de olmaması gibi üstüne karşımda duran adam şeref yoksunu bir oksijen israfıydı. Bana yaşattığı her şeyi burnundan getirecektim. O bunu sonuna kadar hak etmişti çünkü... Bana biraz daha yaklaşıp konuşmaya başladı.

"Bu akşam yemeği dışarıda yiyelim mi karıcım?"

Yüzsüz ve arsız diyoruz biz böyle insanlara. Daha hastanede nefret kusmuştum ama adamda şeref, vicdan, gurur veya adamlık namına hiçbir şey olmadığı için normal!

"Hayır!"

"Bana bir şans vermezsen düzelemeyiz Ayça."

"Hiç bozulmadık biz, en başından beri böyleydim ben. Seni sevmiyorum, senden iğreniyorum, nefret ediyorum! Nasıl anlatabilirim başka? Seninle düzelme meselesini ben düğün gecesi bana zorla dokunduğunda kapattım ben. Bitti, unut!"

"Bitmedi! Ben bitirmeden bitmez."

"Gelmiyorum, çık odadan Cemal."

"Eğer aşağıya on dakika içinde hazırlanıp inmezsen, zor kullanırım canım karıcım, bekliyorum."

Her şeyi düzelteceğim diyen adama bak. Nasıl da düzelmiş ama! Mal yine aynı mal. Anca bir kadına gücü yetiyordu zaten. İdil gelene kadar dayanmalıydım bir şey olmamalıydı. Yoksa döveceği umurumda bile olmaz o yemeği ona hayal ederdim de... Dua etsin, İdil geldiğinde beni öyle görmesini istemiyorum.

Lacivert bir tulum giydim, siyah yüksek taban bir spor ayakkabı ve siyah bir kol çantası aldım. Kıvırcık saçlarımı üstten bir atkuyruğu yaptım ve aşağı indim. Süreyya cadısı masaya yaslanmış bana bakıyordu anlam veremediğim bakışlarla... Dayanamadım ve sorma gereği duydum o an.

"Bir şey mi oldu Süreyya Hanım. Neden öyle bakıyorsunuz?"

"Sen BOZDOĞAN soyadını taşıdığının farkında mısın Ayça ne bu hal?"

"Ne var halimde pardon?"

"Bekâr ve liseli bir genç kız değilsin sen. Kocanla restoranda yemek yemeğe gidiyorsun ve muhtemelen fotoğraflarınız çekilecektir. Git ve şık bir şeyler giyin."

"Ben gayet iyiyim böyle, öneriniz için teşekkürler."

Bunları söylemem gerekiyordu artık ilk günden beri neler çektirmişti bana, istediğimi de giyemeyeceksem neden insanım ki, hayvan barınağına falan bıraksalar da olur yani. Son sözümden sonra bana sinirli sinirli bakan Süreyya Hanımla göz temasımı kesmemiştim. Birden Cemal'in sesini duydum.

"Boş ver anne özel bir davet falan değil birlikte yemek yiyeceğiz. Hem çok güzel olmuşsun Ayça."

Nereye kusmalıydım tam olarak ya da yumruğu neresine indirmeliydim. Pislik. Göz devirmem bile az kalmıştı. Hayatımı mahvet sonra tatlı tatlı konuş oldu canım. Bana soruldu mu acaba ben bu adama güzel görünmek istiyor muyum? İçimden laf saymaya devam ederken ceketinin cebinden siyah uzun bir kutu çıkardı.

"Sabah sen hastanede baygınken aldım. Gerçek zümrüt bir kolye senin kadar değerli olmasa da..."

"Değerli... Bir süre sonra laf saymayı da bırakıyor insan, midem bulanıyor senden ve senin komik sözlerinden. Lütfen azıcık adam taklidi yap! Pislik..."

"Ayça!"

Eli kalkmıştı havaya... Kenan abinin eşi durdurmasaydı vuracaktı. Ne kadar kolaydı bu adam için, huylu huyundan vazgeçmezmiş. Acıyordu canım. Lime lime doğramışlardı kalbimi. Ayça'yı bulamıyordum artık. Ağlamaktan, üzülmekten bıktım!

"Elimden bir kaza çıkmadan gidelim, hadi."

***

Ünlü bir restoranda gelmiştik oturmamızla birlikte garson geldi. Ne istediğimizi sormuştu. Cemal garsona dönüp:

"Ben iki tane çupra sipariş etmiştim ama..."

"Kusura bakmayın efendim."

Ağzımı bile açmadım ne bekliyordum ki? İnce düşünce faslını çoktan geçmiştik bence... Balıktan bir çatal alınca burnuma gelen baharat kokularıyla midem bulanmıştı. Kötü olduğumu söyleyip lavaboya geldim. İstifra etmiştim. Lavabonun kapısına öylece yaslandım. Artık yaslanabileceğim tek şey bu gibiydi... Bebek vardı kanımda, her şeyden habersiz masum bir bebek. Bencillik miydi bu yaptığım. Kararan hayatıma rağmen bakmalı mıydım o çocuğa? Birden bire olgunlaşmak zorunda bırakılmıştım, onlar yüzünden...

Makyaj yapmamıştım o yüzden akan rimel derdim yoktu yüzümü yıkadım kurularken aynadan arkamda duran babamı gördüm. Bana sessiz olmamı söylüyordu. Kapıyı kapattım ve kısık sesle konuşmaya başladım.

"Gittiğini sanmıştım baba..."

"Gitmedim kızım, asla gitmem."

"Baba ben... Ben hamileymişim baba..."

Utanmıştım. Gözyaşlarımı tutamamıştım her seferinde olduğu gibi...

"Kurtulacaksın kızım ama ağlamak yok."

"Yardım edeceksin değil mi baba?"

"Evet, ama şimdi git şüphelenmesin. Ben sana yardım edeceğim kıvıcık saçlı kuzum benim."

"Baba... Seni seviyorum."

Kapıyı açıp gittim. Babam benimle, korkmama gerek yok! Bitecek Ayça! Baban beni bırakmaz!...

"Bir şeye ihtiyacın olursa söyle demişti babam. SANA ÇOK İHTİYACIM VAR BABA!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.