İçeriğe geç

Diplomalı Sanıklar

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Diplomalı Sanıklar

Bölüm 4

DIŞARIDA KALANLAR

4. BÖLÜM: DIŞARIDA KALANLAR

Gece boyunca yağan yağmur yerini sabahın erken saatlerindeki gri, puslu bir İstanbul soğuğuna bırakmıştı. Elif, ofisteki eski koltukta, üzerindeki battaniyeye sıkıca sarılmış bir halde gözlerini açtı. Günlerdir ilk kez bu kadar derin uyumuştu. Havada taze demlenmiş kahve kokusu vardı.

Hızla doğrulup üstünü başını düzeltti. Masanın üzerinde bir kupa sıcak kahve ve yanında bir not duruyordu. Notta, o dik ve kararlı el yazısıyla sadece şu yazıyordu:

“Birkaç saatliğine dışarıdayım. Kahveni iç ve buralardan ayrılma. Fırtına yeni başlıyor.”

Elif kahvesinden bir yudum aldı ama içindeki huzursuzluk kahvenin sıcaklığından daha baskındı. Telefonunu açtığında gördüğü onlarca cevapsız arama ve mesaj yüreğini ağzına getirdi. Mesajların çoğu hastanedeki arkadaş grubundandı: "Elif, profesörün şikayeti üzerine hakkında soruşturma açılmış", "Herkes senin hakkında konuşuyor..." Ama en son mesaj, ev sahibindendi: "Elif Hanım, acilen eve gelmeniz gerekiyor. Eşyalarınız kapıda."

Elif’in başı döndü. İnanamayarak mesaja tekrar baktı. O profesör sadece işini ve itibarını almamıştı; yaşayacak bir yerinin kalmasını da engelliyordu. Notu fırlatıp attığı gibi ofisten dışarı fırladı. O gizemli adamın "ayrılma" uyarısını tamamen unutmuştu.

Kaldığı mahalleye vardığında gördüğü manzara, köprüdeki o andan bile daha çok canını yaktı. Üç yıldır dişinden tırnağından arttırarak kurduğu o küçük düzen, birkaç çöp poşeti ve iki bavulun içinde, apartmanın kaldırımında duruyordu. Ev sahibi, binanın önünde elinde anahtarlarla bekliyordu.

Elif koşarak adamın yanına gitti, sesi titriyordu:

— Ahmet Bey, bu ne demek? Ne yapıyorsunuz siz? Nasıl eşyalarımı kapıya atarsınız?

Ev sahibi gözlerini kaçırdı, yüzünde korku dolu bir ifade vardı:

— Bak Elif kızım, ben huzur isterim. Sabah erkenden polisler geldi, senin hakkında hastaneden şikayet varmış. Bir de... nüfuzlu adamlar aradı. Eğer seni bu evde tutmaya devam edersem başımın belaya gireceğini söylediler. Ben yaşlı adamım, uğraşamam. Kira kontratını fesh ettim. Al eşyalarını git buradan.

— Ama bu hukuksuz! Benim kalacak hiçbir yerim yok, bari birkaç gün izin verseydiniz!

— Olmaz kızım, hadi yoluna git, dedi ev sahibi ve hızla apartmanın kapısını kapatıp içeri girdi.

Kilit sesinin yankısı sokakta kaybolurken, Elif kaldırımın kenarına, bavulunun üzerine çöktü. İstanbul’un o dondurucu ayazında, elinde birkaç parça eşyasıyla sokağın ortasında kalakalmıştı. Gururu, canından çok sevdiği mesleği, şimdiyse sığındığı evi... Her şeyi elinden alınmıştı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, gökyüzü de onunla birlikte tekrar ağlamaya, yağmur çiselemeye başladı.

Saatlerce ne yapacağını bilmeden, darmadağın bir halde sokaklarda yürüdü. Ayakları onu nereye götürdüyse oraya gitti. En sonunda kendini Kadıköy metrosunun o kalabalık, loş yeraltı koridorlarında buldu. Yağmurdan kaçan yüzlerce insan yanından hızla geçip gidiyordu. Kimse kaldırım kenarındaki duvara yaslanmış, elinde bavullarıyla ağlayan o genç kadına dönüp bakmıyordu bile.

Tam o sırada, köşedeki tekel bayisinden çıkan üç sarhoş adam, Elif’in bu çaresiz halini fark etti. İçlerinden biri, adımlarını Elif’e doğru yönlendirip alaycı bir tavırla konuştu:

— Ooo, güzelim... Hayırdır, evden mi kaçtın? Gel biz seni misafir edelim, yalnız kalma buralarda.

Elif korkuyla bavulunun sapına sarıldı, geriye doğru bir adım attı:

— Uzak durun benden! Dokunmayın!

Diğer sarhoş da güleyerek yaklaştı, elini Elif’in bavuluna uzattı:

— Amma hırçın çıktın ha... Yardım etmek istiyoruz şurada, yükün ağırdır senin.

Elif çaresizce etrafına baktı ama metrodaki insanlar kafalarını çevirip yürümeye devam ediyordu. "Yalvarırım biri yardım etsin" diye içinden geçirirken, aniden arkasındaki karanlıktan o tanıdık, buz gibi ses yükseldi:

— Yükü ağır olan o değil, sizsiniz. Çünkü az sonra her birinizi bu koridorda sürükleyeceğim.

Sarhoşlar şaşkınlıkla arkalarına döndü. Siyah paltosu, darmadağın siyah saçları ve gözlerindeki o öldürücü öfkeyle o gizemli adam tam arkalarında duruyordu.

Sarhoşlardan biri diklendi:

— Sen kimsin lan? Sana ne oluyor?

Adam hiçbir şey söylemedi. Sadece bir adım öne çıktı. İlk sarhoşun üstüne hamle yapmasıyla, adamın onun bileğini yakalayıp arkasına kıvırması ve adamı metro duvarına sertçe çarpması tek bir saniyede oldu. Diğer ikisi ne olduğunu anlamadan, adam bir tekmeyle ikincisini yere serdi. Üçüncüsü ise karşısındaki bu tehlikeli adamın şakası olmadığını anlayıp arkasına bakmadan kaçmaya başladı. Diğer ikisi de acı içinde yerden kalkıp koridorun karanlığında kayboldular.

Metrodaki o gürültü bıçak gibi kesildi.

Adam, nefes nefese kalmış bir halde Elif’e döndü. Öfkesi o kadar büyüktü ki, göğsü hızla inip kalkıyordu. Elif’in yanına gelip iki elini birden kadının omuzlarına koydu, onu hafifçe sarstı. Sesi koridorda yankılanıyordu:

— Sana buralardan ayrılma demedim mi?! Neden beni dinlemiyorsun? Seni her yerde aradım, aklımı kaçıracaktım!

Elif, adamın bu ani ve devasa öfkesi karşısında ne yapacağını bilemedi. Ama o öfkenin arkasında, kendisine duyulan o derin endişeyi gördü. Gözlerindeki yaşlar sel gibi akarken, bavulunun sapını bıraktı ve hıçkırarak adamın göğsüne doğru sığındı. Başını adamın siyah paltosuna yasladı.

Adam, Elif’in hıçkırıkları karşısında bir an donakaldı. Elleri havada kaldı, ne yapacağını bilemedi. Hayatında ilk kez bir kadının bu kadar çaresizce ona sığındığını görüyordu. Yavaşça, çok narin bir hareketle kollarını Elif’in beline doladı ve onu göğsüne bastırdı. Çenesini Elif’in ıslak saçlarına yasladı, sesi bu kez yumuşacık ve fısıltılıydı:

— Tamam... Geçti. Bitti. Kimse sana dokunamaz artık.

İstanbul’un o kalabalık yeraltı metrosunda, yüzlerce insanın arasında, o iki kırık ruh birbirine ilk kez bu kadar sıkı sarılıyordu. Savaş artık kişisel olmaktan çıkmış, ikisinin ortak kaderi haline gelmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.