İçeriğe geç

Dilsiz Çığlık

Bölüm 46 · 2 dk okuma

Dilsiz Çığlık

Bölüm 46

SAHİL DÖNÜŞÜ VE DEDİKODU HATTI

Evin bahçe kapısına vardığımızda sokak lambasının solgun sarı ışığı tam üzerimize düşüyordu.

Kaan adımlarını yavaşlatıp durdu. İkimizin de nefesi serin gecede minik buhar bulutları bırakıyordu. Gözleri boynumdaki o minik martılı gümüş kolyeye kaydı, ardından dudaklarında her zamanki o güven veren, hafif mahcup tebessümü belirdi.

"Üşümedin değil mi?" diye fısıldadı.

Başımı iki yana salladım. Tam "Teşekkür ederim" demek için dudaklarımı aralamıştım ki...

Dış kapının kilidi öyle bir gürültüyle açıldı ki sokaktaki kedi bile çöp tenekesinin arkasına fırladı.

Eşikte Arda dikiliyordu. Üzerine geçirdiği gri eşofman takımı, kollarını göğsünde sımsıkı bağlayışı ve gözlerini kısarak bize diktiği o ölümcül bakışlarıyla tam bir mahalle abisi karikatürüydü. Hatta sol bileğindeki saatine abartılı bir hareketle birkaç kez vurdu.

"Saat dokuzu üç geçiyor Kaan Bey," dedi Arda, sesini yapay bir şekilde kalınlaştırıp kaşlarını çatarak. "Dokuz demiştik değil mi? Üç dakika... Üç dakika içinde neler olabileceğini biliyor musun sen bu semtte?"

Kaan hiç bozuntuya vermedi; elleri montunun cebinde, dudaklarının kenarını kıvırarak Arda’ya baktı. "Sakin ol koruma müdürü. İskeleden buraya yürüyüş mesafesi hesaplarını bir daha gözden geçir bence."

"Laflara bak, laflara!" Arda merdivenlerden iki basamak inip kolunu benim omzuma attı, beni korurcasına kendine doğru çekti. "Kardeşimi öyle boş sokaklarda gezdirmene izin verdik diye yüz bulma hemen. Bakıyorum da boynunda bir parıltı falan... Seren, bu ne fıstık? Rüşvet mi alıyorsun bu heriften?"

Kıkırdamamı bastıramadım. "Ar-da... sus," dedim, sesim boğazımdan pürüzsüzce dökülürken.

Arda benim sesimi her duyduğunda olduğu gibi bir an yine o kabadayı rolünden çıkıp gözleri parlayarak afalladı ama hemen toparlanıp Kaan’a ters ters baktı: "Bak, kızım bile sana sus diyor. Hadi bakalım damat adayı, evine doğru ufaktan yaylan. Kardeşim bana lazım, yorulmasın daha fazla."

Kaan başını iki yana sallayıp güldü, göz kırparak bana baktı: "İyi geceler Seren. Sen dinlen, abini de çok ciddiye alma."

"Hala konuşuyor ya! Yürü git oğlum!" Arda arkasından kapıyı yarım kapatıp Kaan sokağın köşesini dönene kadar bekledi, sonra da beni içeri sokup kapıyı kilitledi. "Hıh, üç dakika geç kalmış bir de bana posta koyuyor çakma jön..."

Ben gülerek merdivenlere yöneldiğimde annem içeriden "Hoş geldin kuzum" diye seslendi ama odama adım attığım an telefonum çantasının içinde adeta can çekişir gibi titremeye başladı.

Ekrana baktım: Masal Arıyor (Görüntülü)

Yatağa kendimi fırlatıp aramayı açtığım an ekranda Masal’ın kocaman olmuş gözleri, başında pembe havlu bonesi ve elinde tuttuğu yarım elmayla doğrudan yüzü belirdi.

"KIZIM NEREDESİN SEN?!" diye çığırdı Masal, telefonun hoparlörünü patlatacak gibi bir sesle. "İki saattir arıyorum, çalıyor çalıyor açmıyorsun! Çatladım burada, meraktan bağırsaklarım düğümlendi! Çabuk anlat, her detayı istiyorum! Ne oldu? Ne dedi? Boynundaki ne o parlayan şey?! Çabuk kamerayı yaklaştır!"

Gözlerimi devirip yastığı kucağıma aldım. Masal ekranda elmasını bir kenara fırlatıp iki elini yanaklarına yapıştırdı, dedikodu radarlarını sonuna kadar açmış bir ajan gibi ekrana burnunu soktu.

"Hadi Seren, iki yıl sustun zaten, bu gece o dedikoduyu bana eksiksiz anlatmazsan sabaha karşı o balkondan odana tırmanırım!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.