İçeriğe geç

Dilekler gerçek olur mu?

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Dilekler gerçek olur mu?

Bölüm 4

Buruk bir gülümseme

Bade’nin beyni gördüğü şeyi birkaç saniye boyunca anlamlandıramadı.

Gerçekten.

Sanki görüntüyle düşünceleri arasında küçük bir gecikme vardı.

Önce onları gördü.

Sonra el ele olduklarını fark etti.

Sonra o görüntü zihninde yerine oturdu.

El ele.

Kız bir şey söyleyince güldü.

Ertuğ da ona döndü.

Bir şeyler anlattı.

Kız tekrar güldü.

Bade olduğu yerde kaldı.

Ne hissediyordu?

Üzüntü mü?

Hayal kırıklığı mı?

Utanç mı?

Belki hepsi.

Belki hiçbirinin tam adı değildi.

Çünkü hissettiği şey daha çok göğsünün ortasına yerleşen ağır bir boşluğa benziyordu.

Bir ay boyunca aklında büyüttüğü bütün ihtimaller sessizce parçalanıyordu.

Kimse bağırmıyordu.

Kimse kötü bir şey söylemiyordu.

Ama yine de içi acıyordu.

Saçma bir şekilde.

Çok saçma bir şekilde.

Çünkü Ertuğ’un ona hiçbir borcu yoktu.

Hiçbir söz vermemişti.

Hiçbir şey ima etmemişti.

Sadece birkaç kez konuşmuşlardı.

Hepsi buydu.

Ama insan kalbine bunu anlatamıyordu.

Mantık ayrı yerdeydi.

Kalp ayrı.

Ve o an kalbinin mantığı hiç dinlemeye niyeti yoktu.

Bade sessizce en uzak masalardan birine yürüdü.

Normalde oturduğu yere değil.

Barı rahat göremeyeceği bir yere.

Çantasını sandalyeye bıraktı.

Oturdu.

Sonra hiçbir şey yapmadan karşı duvara baktı.

Bir ay boyunca kafasında kurduğu dönüş sahnesi bu değildi.

Kesinlikle değildi.

Aklında başka şeyler vardı.

Belki Ertuğ onu görünce şaşıracaktı.

Belki gülecekti.

Belki “Bir ay oldu.” diyecekti.

Belki…

Bade gözlerini kapattı.

Hayal kurmanın en kötü yanı buydu.

Gerçek hayat çoğu zaman senin senaryona uymuyordu.

Telefonu titredi.

Ekranda Ümran’ın adı belirdi.

Tam zamanında.

Bade çağrıyı açtı.

“Vardın mı?”

Normalde cevap verirdi.

Ama sesi çıkmadı.

“Bade?”

Ümran’ın sesi bu kez daha ciddi geldi.

“Noldu?”

Bade boğazındaki düğümü yutmaya çalıştı.

“Bir şey yok.”

“Bana yalan söyleme.”

Sessizlik oldu.

Sonra Bade gözlerini istemsizce bara çevirdi.

Ertuğ ve kız hâlâ birlikteydi.

Kız kasanın önünde durmuş bir şey anlatıyordu.

Ertuğ onu dinlerken gülümsüyordu.

Bade’nin içi yeniden sıkıştı.

“Galiba sevgilisi var.”

Karşı tarafta birkaç saniyelik sessizlik oldu.

Ümran’ın normalde hemen konuşması gerekirdi.

Ama konuşmadı.

Çünkü ne diyeceğini bilmiyordu.

“Kesin mi?”

“El ele girdiler.”

Bu cümleyi söylerken bile canı acıyordu.

Çünkü ilk kez yüksek sesle söylemişti.

Gerçekleşmiş oluyordu.

“Belki…”

“Bilmiyorum Ümran.”

Bade başını eğdi.

“Önemli değil.”

Ama önemliydi.

Sesinden belli oluyordu.

Ümran da anlamıştı.

Çünkü bu kez şaka yapmadı.

Dalga geçmedi.

Sadece sessiz kaldı.

Ve bazen sessizlik, söylenecek her şeyden daha anlamlı oluyordu.

Telefon kapandıktan sonra Bade uzun süre masasında oturdu.

Gitmek istiyordu.

Gerçekten istiyordu.

Ama kalkamadı.

Çünkü kalkıp gitmek yenilgiyi kabul etmek gibi hissettiriyordu.

Sanki bir şey yaşanmış ve bitmişti.

Oysa ortada başlamış bir şey bile yoktu.

En çok canını yakan da buydu.

İnsan nasıl olur da hiç sahip olmadığı bir şeyi kaybetmiş gibi hissedebilirdi?

Yaklaşık yirmi dakika boyunca kitabını açtı.

Tek bir satır okumadı.

Kahve siparişi vermedi.

Bilgisayarını açmadı.

Sadece oturdu.

Arada istemeden gözleri bara kayıyordu.

Her seferinde kendine kızıyordu.

Bakma.

Ama yine bakıyordu.

Kız bazen gülüyordu.

Ertuğ bazen ona dönüyordu.

Ve Bade her seferinde biraz daha içine kapanıyordu.

Bir noktada kalkıp gitmeye karar verdi.

Bu kadar yeterdi.

Çantasına uzandı.

Tam ayağa kalkacaktı ki bir gölge masasına düştü.

Bade dondu.

Yavaşça başını kaldırdı.

Ve kalbi istemeden yeniden hızlandı.

Ertuğ karşısında duruyordu.

Ama bu sefer o heyecan yoktu.

Sadece karmaşa vardı.

“Eğer biraz daha gelmeseydin kayıp ilanı verecektim.”

Bade birkaç saniye boyunca ona baktı.

Bir ay boyunca kurduğu bütün senaryolar, birkaç dakika önce gördüğü görüntü ve göğsündeki ağırlık birbirine karıştı.

Ne cevap vereceğini bilemedi.

Ertuğ kaşlarını hafifçe kaldırdı.

“İyi misin?”

Bade ilk kez bakışlarını kaçırdı.

Çünkü iyi değildi.

Ve bunun sebebini söyleyemezdi.

“Evet.”

Yalan söyledi.

Hem de çok kötü bir yalan.

Ertuğ’un bunu anladığı yüzünden belliydi.

Ama bir şey demedi.

Sadece birkaç saniye ona baktı.

Sonra gözleri masadaki boşluğa kaydı.

“Bir şey içmeyecek misin?”

Bade istemsizce gülümsedi.

Küçük, buruk bir gülümsemeydi.

“Belki sonra.”

“Emin misin?”

“Evet.”

Ve ilk kez, bir ay boyunca görmek için sabırsızlandığı kişi karşısında dururken, Bade onun gitmesini istedi.

Çünkü kalbinin biraz zamana ihtiyacı vardı.

Çünkü bazı hayal kırıklıkları insanı beklemediği kadar derinden vuruyordu.

Ve çünkü bazen bir insanı özlemek, onu görmekten daha kolaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.