İçeriğe geç

Dilekler gerçek olur mu?

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Dilekler gerçek olur mu?

Bölüm 3

Bir Haftalık Tatil ve Bir Ay Süren Yokluk

BÖLÜM 3

Bir Haftalık Tatil ve Bir Ay Süren Yokluk

Bade o sabah valizle kafeye gittiğinde bunun normal bir davranış olmadığını biliyordu.

Ama hayatında son zamanlarda yaptığı birçok şey zaten normal değildi.

Mesela adını bile bilmediği bir çocuğun hangi günlerde çalıştığını fark etmişti.

Bu normal değildi.

Bir insanın kahve sipariş ederken nasıl gülümsediğini ezberlemek de normal değildi.

Onun kahkaha atarken başını hafifçe geriye attığını fark etmek de.

Ama işin kötü yanı, Bade bunların hiçbirini özellikle yapmamıştı.

Kendiliğinden olmuşlardı.

İnsan bazı şeyleri fark etmemeye çalışsa da fark ediyordu.

Sabah evden çıkarken annesi valizini görünce şaşırmıştı.

“Uçak kaçta?”

“Öğleden sonra.”

“Bu kadar erken çıkıp ne yapacaksın?”

Bade ayakkabılarını giyerken omuz silkti.

“Biraz dışarıda otururum.”

Bu teknik olarak yalan değildi.

Sadece detay eksikti.

O “biraz dışarı”, son birkaç haftadır sürekli gittiği kafeydi.

Otobüste giderken kendine sürekli aynı şeyi söyledi.

Normal davran.

Normal davran.

Normal davran.

Sanki kafeye girince evlenme teklif edecekmiş gibi neden geriliyordu, onu da bilmiyordu.

Kapıyı itip içeri girdiğinde her zamanki kahve kokusu karşıladı onu.

İlk yaptığı şey yine bara bakmak oldu.

Ve bu sefer kendine kızmadı.

Çünkü artık inkâr edecek enerjisi kalmamıştı.

Evet.

Bakıyordu.

Çocuk oradaydı.

Kahve makinesinin başında durmuş sipariş hazırlıyordu.

Bade’nin içi istemsizce rahatladı.

Sanki onu görmeyi bekliyormuş gibi.

Sanki günün planında bu varmış gibi.

Masasına geçti.

Valizi sandalyesinin yanına bıraktı.

Bilgisayarını çıkardı.

Ama daha ekranı açmadan bir ses duydu.

“Bir yere mi gidiyorsun?”

Başını kaldırdığında kalbi yine saçma sapan davranmaya başladı.

Çocuk kasanın diğer tarafındaydı.

Valize bakıyordu.

Bade bir an cevap vermeyi unuttu.

Sonra toparlandı.

“Bir haftalığına.”

“İyiymiş.”

Çocuk başıyla valizi işaret etti.

“Tatil?”

“Arkadaşımın yanına.”

“Deniz kenarı mı?”

“Nasıl bildin?”

“Bu havada insanlar ya denize gider ya da kaçırılır.”

Bade istemeden güldü.

“Umarım ilkidir.”

“Umarım.”

Sonra birkaç saniyelik küçük bir sessizlik oldu.

Bade nedenini bilmiyordu ama gitmeden önce ona bir şey söylemek istedi.

Önemli bir şey değil.

Ama yine de bir şey.

“Bir hafta yokum yani.”

Söyler söylemez aptalca geldi.

Çocuk sonuçta onun yokluğunu neden önemsesin?

Ama çocuk sadece başını salladı.

“İyi tatiller o zaman.”

Bade de gülümsedi.

Sonra gidip her zamanki yerine oturdu.

Ve yaklaşık yarım saat boyunca kitap okumaya çalıştı.

Başaramadı.

Çünkü içindeki küçük ses sürekli aynı şeyi söylüyordu.

Bir hafta yokum dedin.

Neden dedin?

Adam nüfus müdürlüğüne mi bildirecekti?

Tatil beklediğinden güzel geçti.

Arkadaşıyla sabahlara kadar konuştular.

Sahilde yürüdüler.

Fotoğraf çektiler.

Gece dondurma yemeye çıktılar.

Yeni yerler keşfettiler.

Her şey olması gerektiği gibiydi.

Ama bazı anlar vardı.

Tamamen hazırlıksız yakalandığı anlar.

Örneğin küçük bir sahil kafesinde otururken.

Garson önüne latte bıraktığında.

Ya da kitapçıda dolaşırken.

Ya da kalabalıkta uzaktan kıvırcık saçlı birini gördüğünde.

Aklına istemeden aynı kişi geliyordu.

Bu durum sinir bozucuydu.

Çünkü mantıklı değildi.

Birkaç haftadır tanıdığı biriydi.

Hatta tanımak bile fazla iddialıydı.

Adını bile bilmiyordu.

Buna rağmen düşünüyordu.

Bir gece sahilde yürürlerken arkadaşı durup ona baktı.

“Bir şey soracağım.”

“Sor.”

“Sen birine mi takıldın?”

Bade neredeyse elindeki içeceği düşürüyordu.

“Ne?”

“Birine takıldın.”

“Hayır.”

“Yalan.”

“Hayır.”

Arkadaşı gözlerini kıstı.

“Var biri.”

Bade uzun süre sustu.

Sonra iç çekti.

“Belki.”

“Kim?”

“Kim olduğunu ben de bilmiyorum.”

Arkadaşı birkaç saniye ona baktı.

Sonra kahkahaya boğuldu.

Tatil bitti.

Ama hayat başlamıştı.

Gerçek anlamda başlamıştı.

Finaller.

Sunumlar.

Teslimler.

Bitirme projesi.

Psikoloji bölümünün son yılı.

Ve mezuniyet yaklaşırken herkes delirmeye başlamış gibiydi.

Bir gün diğerine karıştı.

Sabah çıkıyor.

Akşam dönüyor.

Bilgisayar başında uyuyakalıyor.

Kahve içiyor.

Tekrar çalışıyordu.

Kafeye gitmeyi düşündüğü günler oldu.

Çok oldu.

Ama vakit bulamadı.

“Yarın giderim.”

Dedi.

Gitmedi.

“Haftaya giderim.”

Gitmedi.

Günler geçti.

Sonra haftalar geçti.

Bir ara fark ettiğinde neredeyse bir ay olmuştu.

Tam bir ay.

O gün otobüste giderken kafenin bulunduğu sokağın önünden geçti.

Camdan dışarı baktı.

Sadece birkaç saniyeliğine.

Ve içinde garip bir özlem hissetti.

Bu his hoşuna gitmedi.

Ama yok da olmadı.

Final tesliminden çıktığı gün ilk kez rahat nefes aldı.

Bilgisayarını kapattı.

Telefonunu çantasına attı.

Ve yürürken birden durdu.

Aklına bir düşünce gelmişti.

Aniden.

Beklenmedik şekilde.

Bugün gidebilirim.

Hiçbir işi yoktu.

Hiçbir teslimi yoktu.

Hiçbir bahanesi kalmamıştı.

Kalbi o anda hızlanmaya başladı.

Bir ay geçmişti.

Koskoca bir ay.

Muhtemelen unutmuştu.

Hatırlamaması normaldi.

Zaten neden hatırlasındı?

Bade bütün yol boyunca kendine bunu anlatmaya çalıştı.

Başaramadı.

Çünkü kafeye yaklaştıkça heyecanı büyüyordu.

Kapının önüne geldiğinde avuçlarının terlediğini fark etti.

Bu gerçekten komikti.

Bir insan kahve içmeye giderken neden bu kadar gerilirdi?

Derin bir nefes aldı.

Sonra kapıyı itti.

Zil çaldı.

Tanıdık kahve kokusu burnuna geldi.

Ve refleks gibi başını bara çevirdi.

Orada değildi. Her zaman olduğu yerlere hızlıca baktı ama onu göremedi.

Belki mesai saati değişmiştir diye düşündü ve lattesini alıp her zaman oturduğu yere geçti.

Zil bir kere çaldı.

Bir umutla baktı ama yine o değildi.

İki.

Üç.

Hiçbirinde içeri girmiyordu.

Tüm arkadaşları oradaydı ama kendisi hala yoktu.

Tam umudunu kesip kalktığı anda onu gördü. Kapıdan içeri giriyordu yanında bir kızla... El ele tutuşuyorlardı ve gülüyorlardı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.