04.03.23
Saat:03.56
Dehşet sürüklendiğimiz bir zaman diliminde vurgulanarak çalınan bir ıslıktan farksızdır. İhtişam, gizemin arkasına gizlenip fısıldar. Gizem kuyruklu bir canavar gibi boğazımı sıkıp ağzımızdan akrebin zehirli yalanını ortaya çıkardığında kaçan tutsagimiz ise ihtişam bunun neresinde?ihtişam saklanıyor demedik,gizleniyor dedik.
Gizem bendim,bizdik,onlardı. Ama kimsenin bilmediği birşey vardı. O bir hastalıktı ve o sana yada sen ona gidince değil, ona varıncaya kadar gittiğin yoldu o.
Varınca ise asıl kaçtığın gizemin farkına ulaşırsın.
Tozlu zeminden hızla yürürken bir yandada soluk alamama çabasındaydım. Dehşet içinde etrafa bakarken bir yandanda kolunu tutuyordum. Temsilci evde çok oturup tatil yapmamdan rahatsız olduğunu belli eden uyarıları ile beni göreve yollamıştı. Arkamdan tetiği çekilen silahın sesini duyduğumda kendimi hemen yandaki bidonun arkasına attım. Seri bir hızla kolumdaki yara için tişörtümü yırttım, yırtılan parçayı siki bir şekilde kolumun yara olan kısmına sandıktan sonra bana doğru yaklaşan adım seslerini duymam ile belimdeki silahlara mermilerini yerleştirip ayaklandim ve iki tabancayı birleştirip büyük bir silah haline getirdikten sonra gördüğüm kişilere ateş etmeye başladım.
Gördüklerimin yarısını indirirken halen daha arabalar dolusu adam gelmeye devam ediyordu. Orospu çocukları amip gibi sıktıkça çoğalıyorlar. Mermilerin bitmesine yakın yavas yavaş arkaya adimlamaya başladım. İlk buraya geldiğimde her ihtimale karşı arkadaki sıralanmış dolapların 3. Cusunde silah ve mermi koymuştum. Şuan kullanmanın tam zamanıydı.
Dolapların yanına gelmemle Mermilerin hepsi bitti, Mermilerin bittiğini anladıklarında hepsi sakladıkları yerden çıkıp bana mermi yağmuru yagdirmaya başladılar.
Dolabın kapağını açıp bombayı aldığın gibi onlara doğru fırlatıp yere eğildim ve kollarımı başımın üzerine doğru örttüm.
Patlama sesini duymayı beklerken etrafın sessizlestigini fark edip koşmaya başladım.
Bombayı etkisiz hale getirecek alan çoktan kurmuşlardı, buraya geleceğimi biliyorlardı.
Kendimi açık etmiştim ama nasıl? Oldukça dikkatliydim, buraya gelirken bile nerelere ayak basıp basmadigimi bile kontrol diyordum. Bu işte bir iş vardı. Bir yabancı olarak açık etsem yanıma sadece birkaç kişi yollayarak korkutup kacirirlardi fakat bunlar benim bir ajan olduğumu biliyordu ve bunu bu kadar hızlı öğrenmeleri.... zordu.
Biri beni ifşa etmiş olabilirdi ama kuruluş buna çok dikkat ederdi. Ben bile yüksek seviye bir ajan olmama rağmen her ay düzenli kontrolden geçerdim,bir sürü test vesaire.
Ama hiç bir şey imkansız değildir. Ya içeriden ya dışarıdan yada ben fark etmez, ifsalandim ve bunun sorumlusu kimse büyük bir felakketti. Çünkü ajan olduğumun öğrenilmesi demek peşimi bu kadar kolay bırakmayacakları anlama geliyor.
Duvarın arkasından bir yandan onları gizleyip bir yandan flaş ve mermiyi birlestiriyordum. Silahı birleştirip gözüme kestirdiğimi Vurmaya başlarken sadece yanımda birkaç silah ve mermi kalmıştı. Sayıları fazlaydı, gözlerimi vurmadığım atletik olanların üstünde gezdirirken dudağımı dişleyip silahı sertçe kavrayarak yanlarında bulunan delilere ateş edip birden onlara doğru koşmaya başladım.
Yerden bulduğum herhangi bir parçayı alıp üst rafları kutulara attıktan sonra caprazlarindakj masanın üstüne çıkıp birden zıpladım. Üstteki boruyu kavrayıp tutunduktan sonra kendimi onların üstüne doğru atar gibi yapıp borunun üstüne çıktıktan sonra koşarken yerleştirdiğim bombaları patlatıp basınçla yukarı doğru yükselen boruyla birlikte zıplayıp inşaat için koyulan demirden olan gecite çıkıp koşmaya başladım.
En sonda yukarıdaki terasa çıkmayı basardigimda terastaki bacaya sakladığım silahları alıp bacanın arkasına saklandım, birkaç silah sesi duymaya başlamamla nereden geldiklerini anlamaya çalıştım. Birkaç kişinin terasın tam altında olan katta yuruduklerini duyup daha çoğunun oraya toplanması için alt katı görmemi sağlayan terasın yıkık olan tarafına doğru silahı kaldırıp ateş etmeye başladım. Tesisin yanındaki tarladan aldığım korkuluğa hazır olarak kendi kıyafetlerimi giydirdiğim için onu aşağı ip ile salıp kollarına ve bacaklarına dolaşırım ipler ile Bur kukla gibi onu oynatmaya başladım.
Korkuluğu genelde karanlık yerlerde oynatıp eline bantla bağladığım içi boş silahla sıkıyorsun gibi yaptığım zaman kendi silahım ile sıkıyordum. Korkuluğun olduğu yere büyük bir grup toplandığında bilerek Korkuluğu silahların önüne doğru attım, sonra kuklayı bırakıp terasta koşmaya başladım. Tesisteki B bölümünün çatısına atladığım an patlama sesiyle dahada hızlandım.
Daha 3 grup daha vardı, ve ben şuana kadar 3 unu indirmiştim. Elimde sadece 4 farklı silah kalmıştı. B bölümündeki kubbenin kırık camlarına yaklaşıp kancalı tabancayı kırık camların yanındaki demirlige sabitleyip kendimi kubbenin içine doğru attım. Yere inip etrafa bakinmaya baslayacakken üstümde birden fazla kırmızı noktalar belirmeye başladı. Etraf tekno bir şekilde normal bir oda haline dönerken gözlerimi kısıp dikkatle izlemeye başladım.
Odanın eski haline dönmesiyle sadece bir grubun burada bulunduğunu gördüm.taktikçiler,kısaca beni oyalamaya çalışacaklar. Benim hallettiğim üç grupta sadece önüme atılan çöplerdi, beni oyaladıklarını sanıyorlardı. Görevimin onları bitirmek olduğunu sanıyorlardı.
Görevim; bu gizli örgütün kaç gruba ayrıldığını ve bu grupların ne gibi özellikleri olduğunu incelemekti. 3 grup çöpten farkı yoktu çünkü onlar grup değildi,benim onları grup olduğunu sanmamı sağlayıp korkmamı istedikleri içindi. Asil grup karşımdaki yerini alıp artık bana kendilerini göstermeye baslayacaklardı.
Planım buraya kadar mükemmeldi ama amacım kendimi yabancı biri olarak göstermekti. Ajan olarak değil ama onlar benim ajan olduğumu biliyorlardı, bu yüzden görev artık onları öldürmekti.
Yani mantıken böyle yapmam gerekirdi fakat yinede onların özelliklerini inceleme işine devam ediyordum hemde onlarla uğraşmak eğlenceliydi.şuanlık. birazdan pek eglenebilecegimi sanmıyordun.
Demek teknolojileri vardı ama sınırı neydi?
Ölçmek lazımdı ve buda sınırları zorlamak demekti.
Yüzümde büyük bir sırıtış belirdiginde hepsi bana yavaş yavaş yaklaşırken yüzümdeki siritisi görmeleri ile durdular. Kulaklarındaki kulaklığa emir gelmişti,durmuslardi. Demekki beni görüyordu. Elimi kaldırıp çok yavaş bir biçimde karşımdaki adamların hepsinin yüzüne tek tek bakarak el salladım.
Adamlar duramaya devam ederken sadece bir tanesi üç adım atarak bana yaklaştığında ona bakıp elimi başıma doğru götürerek asker selamı verdikten sonra hala elimde bulunan kancalı tabancanın düğmesine basmam ve elimdeki ipi bırakmam ile ben yukarı doğru hızla çıkarken etrafımdan tesisin metal parçaları beni koruyacak şekilde düşmeye başladı.
Hepsi ateş etsede hiç bir işe yaramayarak yeniden teras kısmına çıkmamla koşmam bir oldu. Çünkü bir orospu çocuğunda büyük bir patlayıcı vardı ve en son ona baktığımda onu atmaya hazırlanıyordu.
Büyük bir hızla koşuyordum.topukla topukla! Götü kurtarma operasyonu.
Çatıya doğru çıkan merdivenleri görmemle buranın mimarını bizim tesise geçtikten sonra araştırıp onu artık ne yapıyorsa tün işlerini iptal ettirecektim. Ayağımı merdivenin bir basamağına atmisken birden yer catirdayip düşmeye başladı. sessiz tekno bombalar.
Elimle tutunup merdiveni çıkarken bir yandanda yakiniyordum." Ya hangi mimar terastan çatıya doğru çıkan bir merdiven yaparki, hayır yani hem mantık olarak hemde görüntü olarak hiç etik değil" bastığım demirin kırılması ile daha çok homurdanıp en sonda çatıya çıktığımda etrafın saçma bir şekilde sessiz olduğunu fark ettim.Bok kokusu.
Çatıda öylesine kendi halimde dönüp durmaya başladım çünkü gideceğim diğer tüm yerlerde tuzak kurmuslardi. Çünkü kaçan bir insan saklanmaya çalışır salak gibi çatıya çıkıp kabak gibi ortada gezmez yapılması olan bu. Ama ben akıllı bir insan olduğum için onlar beni aşağıda ararken ben kabak gibi çatıda dolaşıp şarkı söylüyorum. Kimsenin aklına gelmeyecek bir yer. Yanımdan birden mermi geçer. Az önceye kadar kimsenin aklına gelmeyecek bir yer.
Bileğimdeki saate baktığımda saatin 04.23
Olduğunu gördüğüm an kafamı kaldirdigimda son kalan iki grubunda bana doğru geldiğini gördüm. Burdan tek başıma çıkmamın imkanı var aslında ama
Üşeniyorum. Şimdi kim silahı kaldırıp ateş edecek. Gruplar etrafımda daire oluşturduğunda kurtuluş yolu sadece arkamdaki boşluk kalmıştı. Boşluğa doğru baktığımda sırıtıp onlara doğru döndüm ve cenemi dikleştirerek kollarımı iki yana açtım. Şimdi boku yediniz.
Helikopter sesi etrafı sandığında aşağıdan bizim olduğumuz yüksekliğe doğru çıkıp gruplari mermi yağmuruna tutmaya başladığında gülümseyip cebimdeki şekeri çıkarıp ağzıma attım.
Norman ve ailean'ın sesi ara sıra duyulsada helikopter yüzünden çok net olmadığı için ne dediklerini anlamıyordum.
Onları çağırmıştım çünkü burada yapacak isim bitmişti ve canım sıkılmıştı, hem onlar için aktivite yaratmış oldum.mukemmel bir örnek arkadaşım.
Tüm adamların işinin bitmesiyle helikoptere doğru dönüp geri geri adımladım ve hızla koşup atladiğımda Norman ben düşmesemde kolumdan tutup iyi olup olmadığımı kontrol ettikten sonra zaten çatık olan kaslarini daha cok çatıp bana kızmaya başladı.
Koltuğa oturup onu ve kızgınlığını dinlemeye başladım, gerçeklik beni huzura kavuşturan şeylerden biriydi. Norman bu hayatta en sevdiğim kişiydi, aramıza girebilecek tek bir şey bile yoktu. O benim öz kardeşim gibiydi bile diymem çünkü o benim gerçekten kardeşimdi. Ara sıra düşündüğümde keşke onla daha cok önceden karşılaşsaydık dediğim çok oluyor çünkü bu hayatta her insanın Norman gibi biriyle kardeş olması gerekir bence. O mükemmel biri, her şeyi hakeden tek insan ama o bir hatayı tercih etti. İşte bu yüzden o her şeyi hak ediyor. Ona aşık falan değilim kardeşim olarak görüyorum hatta ikizimde olabilir.
Norman bana bakıp kizginliginin son bulmadığını ifade eden bir şekilde daha cok kaslarini çatıp birden yakamdan tutup
"Sen beni dinlemiyormusun!" Yakama yapışan ellerinden kaçmaya çalışırken bir yandanda gülüyordum çünkü kızgın olunca çok komik oluyordu. Ailean Norman sinirlenmesin diye helikopteri düzgün tutmaya çalışırken Norman beni dövmeye çalışıyordu, bende helikopterde dönüp duruyordum.
En sonda tesise geldiğimizde raporu vermek için sistem merkezine gitmistim sonrasindada Norman ve ailean ile biraz vakit geçirdikten sonra onlar kendi öğrencilerinin yanına geçmişlerdi.
Tesisteki odama oturmuş birkaç operasyonu gözlemlerken kendi oluşturduğum odama ait sisteme mesaj geldi. Pek dikkatimi çekmediğinden bakmamayı tercih edip sistemi komple kapatıp işlerime odaklandım. Bir kaç tane daha mesaj sesini duymamla elimde bulunan kalemi sertçe masaya koyup sistemi geri açtım.
Önemli olmasa bu kadar diretmezlerdi ve şuan karşımda gördüğüm görüntü diretmelerinin haklı bir sebebiyetiydi.
Ekrana yüzümdeki büyük gülümseme ile bakarken sistemin kapanmasıyla birlikte yüzümdeki gülümseme biranda yok oldu.
Canım biranda sıkılmıştı çünkü yapacak işler artmıştı, hemde çok.
Kapımın tıklatılmasıyla kafamı kapının olduğu yere doğru çevirdim. Aklıma gelen şeyle masanın altına geçip oturdum ve kapının açılmasını bekledim. Kapı açılınca ayakkabının parke üzerinde sert bir şekilde yürüme sesini duyduğumda yerime daha çok sindim.
Gelen kişi masanın etrafından dolaşıp bacaklarını görebileceğim yere geldiğinde cekmeceyi tam açacak iken birden bacağından tuttuğun gibi onu masanın altına yanıma doğru çektim. Gelen kişiye baktığımda büyük şok ile bağırmaya başladım."Aaaaaaaaa taciz ediyorlar aman allahim komşular yetişin!"
Deli gibi bağırırken yanıma çektiğim Norman bir eliyle ağzımı kapatırken bir eliylede tüm parmaklarını açıp sadece bir parmağını açıp ağzına doğru sus işareti yapınca tepinmeyi bıraktım.
Odaya hafif Bur basınçla yürüyen ayak seslerini duyduk, odayı karıştırdı. Ya acemi yada salaktı veyahut bulunmak isteyen bir sırdı. Norman ile aklımızdan geçenlerin aynı olduğunu ona bakmadan bile anlayabilirdim.
Biliniyorduk, sırdık, saklanmalıydık, gelmeliydik ama en önemlisi her zaman bulunmaya oynayacaktık. Arayan geldi yada saklanan, önümüze taş koyan. Artık RİH'te hava kapalı bulutlu olacaktı, güneşin gelmesine az kalmıştı ve buda en çok ona yakışırdı.
RİH hak ettiği değeri şimdi görecekti, bizde bize verilenlerin görecektik.
😶🌫️
Uyku,uyanıklık hangisi gerçek?
Rüya ile hayal;hangisi olabilecek?
Delilik ile hayal sizce bunun arası ne olabilir?
Sorunlar ve cevaplarım saklıydı, nerede ve kimde biliyordum ama şuan olmazdı. Kendimi het zamanki gibi kandiriyordum, hiç birsey gerçek değilken ben her zaman kendimi hazır hissedip ayaklanıyordum ama bu döngüyü bozmak istemiyordum.
Bu bir yıl hayatımdaki cenneti bana, ama asıl cennetimede ayaklanınca ulaşabilirdim
Uzaktaydı, koşmalıydım.
Elimde tuttuğum kaseti alıp banyodaki gizli bölmeye koyarken banyonun kapısının kilidin açıldığını duydum, banyonun kapısının anahtarı sadece ben ve o'nda vardı. Bu yüzden sakın bir şekilde sakladığım yeri kilitleyip arkamı döndüğümde kapı çoktan açılmış nefes nefese kalmış bir şekilde elini banyo kapısına yaslamis Norman'ı gördüm.
Bana bakıp kafasını iki yana salladığında banyoya tek bir adım bile atmadan aşağı indi. Gözlerimi kapatıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
O şeyi yaptığımı sanmıştı, buna inanmıştı hayır buna onu ben inandırmıştım.
Saklanan kişiler sadece sırlardan değil hatalarındanda saklanırlardı. Hatalarım vardı,farkındayım. Hatalarım onlardan saklanamayacağım kadar vardı ve zarar görenler olmuştu ama asla pişman degildim.bir daha olsa bir daha yapardım, yapıyorumda. Bu anlar bitene kadarda yapmaya devam edicem. Ben hatamı biliyorum, iyi bir saklanan değilim ama nerede saklanılmasını iyi bilirim.
Norman'ın aşağıda mutfakta yemek yapacağını ve sogumadan gelmemi bağırmıştı, üstümü çıkardım ve kiyafetleri rastgele bir yere attım. Bir tane baya büyük bir kuvetim vardı ortasına cam koyup ikiye bölmüştüm.
Diğer tarafında bira şişeleri vardı.sağlam olan ve kanla işaretlenip kırılanlar.
Kuvetin suyunu doldurduktan sonra boylu boyunca uzanıp kafamı birden suyun için gömdüm. Bir elimi dışarı doğru çıkartıp yandaki kırık camlardan alarak suyun içine attığımda. Suyun altında gözlerim açık olduğu için suyun dibine doğru süzülen cam parçaları vardı. Parçaların üzerlerinde bulunan kurumuş kan suya girmesiyle temizleniyordu.
Bir yandan suyu çok hareketsiz ve tepkisiz bir şekilde izlerken gözlerimin içindeki kurak kuyu sürekli elimle attigim kırık parçaların üzerinden suya karışan kanı seyrediyordu. Kan bahar gibi yayılıp gittikçe etrafa bulasiyordu. Balıklar..
Balık almalıydım buraya en çok o yakışırdı.
Balık döngüsü, mükemmeldi. Bir videoda izlemiştim anne balık yumurtluyordu sonra dönüp dolaşıp yavrusunu geri yiyordu. Ee biraz ilginç bir video olduğu kesindi ama döngü böyleydi balıklar balıktır. Tek açıklaması bu.
Cam parçaları bedenimin üstünde durması
İle gözlerimi sıkı bir şekilde kapattım.
Sesler vardı rahatsız edici bir boğuklukta ama hiçbir zaman duymak istemedigim, vücudum kasılmış bir şekilde yine suyun içinde bir an önce elimdeki şeyin vücudumdaki akış hızını yavaşlatmasını bekliyordu, vücudumun kendisini hissetmesini bekliyordu.
Vücudum yara bere içinde kendisini savunamayacak bir haldeydi, dehşet içinde bir elimdekine birde zihnimdekilerle uğraşıyordum. Zihnimdekiler; saklanan şeytanlar susmuyordu, konuşup duruyordu. Aklımı çeliyorlardı ve ben buna çok müsaittim.
Aklımdaki düşünceler sustu her yer bir anda sessizliğe büründü, suyun içindeki kafamı yaralarıma rağmen bir hışımla çıkartıp hemen banyodan çıkıyordum. Üstüme aldığım tek şey havluyken koridor boyunca yurudukten sonra gördüğüm şey ile Dehşete kapılıp donup kalmıştım.
Gördüğün şeyle şeytanların neden sustugunu görmüş oldum, şeytanlar susmustu çünkü artık konuşmalarına gerek yoktu. Karşımdaki ayna, yere uzanan bir beden ve başında duranlar. Her şey yeni başladığı zaman, benim öldüğüm zamandı.
Şuandada bir ölüyüm ve beni uyandırmak isteyen sayısı git gide çoğalmakta.
Kirpiklerimi kara gecenin çöktüğü kuyudan kurtarıp araladığımda şuandaydım, o günün yansıması suyun üzerinde hala varlığını koruyordu. Yanda duran boş şişelerden birini alıp kırdığımda keskin bir tarafı elimde kalıp cam parçaları suyun içine bedenime doğru düşmeye başladı. Elimde duran büyük cam parçasını rastgele bir yere fırlattıktan sonra kafamı suyun içinden çıkardım.
Yüzüm donuk bir şekilde etrafı seyrederken nefes nefeseydim. Arkamda bulunan raflardan bir tanesine uzanıp suyu köpürtmesi için ise yarayan sabun yada her neyse işte onu aldım. Mağazaya girdiğimde indirim vardı ve bütün kadınlar koşarak bunu alıyordu, ben neden almiyim?
Baya indirim olduğu için herseyde bir sürü şampuan almıştım şuan rafa bir göz attığımda dolu dolu şampuan kutuları vardı.raflardan taşacak kadar.
İndirim şimdi yani her insan sever, neyse o sıra bundandı almıştım çok sevdiğim için kullanıyordum. Vücuduma pek etkisini göremedim malesef, sadece suyun içini görmeme yarıyordu. Benim işime yarayacak olan zaten buydu cam parçalarını suyun içinde iken onları görmeden banyo yapmak.
Acılarımı derine itiyordum derinde olmama rağmen, benimle birliktelerdi ama ben onları görmezlikten gelerek ayakta duruyordum. Bastığımda ise kendilerini hatırlatacak şekilde can yakıyorlardı. Psikopatlık olabilirdi bu ama napim yani herkesin yaptığı bir aktivite vardı ama benim zaman geçirebileceğim birsey yoktu.
Bula bula bunu buldum yani.
Bayomu yaparken bütün şampuanlardan kafama sıktımki param boşa gitmesin. Ama galiba bu düşünceye tek ben sahip olmlıyımkı banyodan çıktıktan sonra Norman benim çiçek bahçesi gibi koktugunu söyledi. Hatta bana ilk sorduğu şey çiçeklerin hepsini suya atıp öylemi yıkandığım oldu. Ona şampuan konusu anlattığımda bana kafasını iki yana sallayarak tam bir gerizakalısın bakışı atıp üstüme doğru Yemeği fırlatmıştı. Onla kavga ettikten sonra bir daha banyo yaptım ama bu sefer tek şampuan kullanarak.
Çok gereksiz bilgilerdi ve hayatımızı değiştirecek türündendi mesela şampuan sadece bir tanesi kullanılırdı. Hepsi hepsiiii.
Norman ile gün boyu bol bol zaman geçirdik. Mesa tenisi, futbol,basketbol ne varsa hepsini oynadık . Norman ile asla video oyunu oynamazdım hatta video oyunları pek hoşuma gitmezdi. Çoğunlukla dışarıda yapılan aktiviteleri severdim ve Norman ara sıra bu konuda huysuzlanırdı.
Çünkü bi ara fazla abartıp rüyada gittiğimiz görevden sonra Rusya'daki büyük bir dağa havanın en soğuk olduğu günlerde sırf aktivite yapmadan gitmeyelim diye tirmandirtmistim.
O kadar rusyaya gittik bir dağa tirmanmadan dönmeyelim dedim alt tarafı.
Döndüğümüzde bir hafta yataktan çıkamadığımız anlari saymazsak tabii.
Gün sonunda arkadaş grubuyla yemek yedikten sonra herkes yine benim evde sanki kendi evleri gibiymiş gibi kalmaya karar verdi. Kendilerine oda bile yapmışlardı
Üşenmeyip.
Karanlığın çöktüğü odama girdiğimde direk yatağa sırtımı vererek atladım. Bir süre boş tavani seyrettim. Gün boyu aklıma gelen sen kahkahaya sahip insanı ne kadar düşünmek istemsemde olmuyordu, sesi kulağımda gözlerim sürekli onun suretini görmekteydi. Gülüşü mükemmeldi onu mutlu ettiğimde ve bana o mükemmel gülüşü sunduğunda dünyalar benim olurdu.
Saçları uzun ve kabarık sürekli ilgilendirmesi gerekirdi. Saçlarıyla ilgilenmek en güzel aktivitelerden biriydi, saçlarımız aynı renkti özenle ilgilenirdim ve bu onun hoşuna giderdi.
Derin bir nefes bıraktığımda şimdiki ana baktım duydugum tek ses baykuşun, gördüğüm şey bir tavan, bakım yapabildiğim tek saç benim saçım oldu.
Gözlerimi kapayıp kafama yastığı çektikten sonra uyuyamayacagımı bilmeme rağmen denemeye çalıştım. Sonuc bir hüsrandı, tüm gece aklıma o geliyordu ve buna engel olamıyordum. Tek pişmanlığım oydu, keşke dediğim tek şeyde oydu.
Tüm gece uyuyamadığım için sadece hiç bir şey düşünmeden bir süre boyunca tavanı izledim ise yaramadığında kulaklığı alıp rastgele yüksek sesli bir müzik açıp evin bodrum katında spor yaptım. Bu durumu kabulledigim ama kabullenmeme rağmen asla bira icmedigim zamanlardı, çünkü onun yüzünden bira ağzıma degdiremezdim. Böyle bir şeyi bilmesede asla yapmazdım.
Şuan spor salonunun köşesine oturmuş nefes nefese bir şekilde saati izliyordu.
Gün 5 başladı
An itibariyle hazırlıklar başlıyordu ve buna kimse engel olamayacktı.
Kendi kendime gülüp kafamı iki yana salladım, kovaladigimiz dehşet hep bizimledir.
Herkesin planı vardı, herkesin kurtuluşu vardı ama bu yolda bilmedikleri bir şey değil çok şey vardı. Bu sonda ya kaybedecek yada tutsak olacaktık. Ikiside zafer naraları atmamizi bekliyordu, bilmediğimiz şeyler yola taş koyuyordu ve bu benim işime geliyordu.
Sırlar ve saklayanlar iyi bir ikili olduğu kadar kendi dünyalarının tutsaklarıydı.
Evden çıkıp golf yapmaya karar verdim, ayaklanip odaya hazırlanmaya gittim. Üstüne rastgele bir şeyler alıp giydikten sonra merdivenlerden inmeden sağdaki kapının açık olduğu fark edip birkaç tikirti duydum. Kapıya doğru yaklaşıp elimi kulpuna doğru yavaşça haraket ettirip tuttuğumda kapıyı tam daha cok aralayacak iken birden pembe çarşaflı, viledanın silecek kısmını çıkarıp kafasına saç gibi koymuş ailean karşıma çıktı.
Yüzünde sinirli bir ifade ile elini beline atmış diğer elinde bitmiş tolet kağıdıyla.
"Sen nasıl bir ev sahibesisin sloan! Tolet kağıdım bitmiş!TOLET KAGIDIM!" Ona sokla bakarken yakamdan tutup kendine doğru sertçe çekti."Seni yüzsüz bide beni tolet kagidsiz bırakıp evden kaçıyorsun ha?"
Beni birden kapının karşısında bulunan duvara doğru itip kafasında bulunan silecek kısmını sanki gür saçı varmış gibi yana doğru atıp iki elini havaya doğru kaldırarak bir aşağı bir yukarı indirmeye başladı.
"Sen adı bir pisliksin sloan! Zarafet desen yok, tarz desen asla yok! Birde benimle evleneceksin. Seni zavallı değerli tırnağım bile almaz!" Üstümdekilere bakma gereği bile duymadan ailean'ı boş verip Ram gidecekken üstüme doğru atlayıp bizi merdivenlerden yuvarlanmamıza sebeb oldu.
Yere düşmemesiz ile ailean'a dönüp aslında ne bok yediğini anladım, pembe çatlasın içinden dosya düşmüştü ve bu dosya görevlerde burunecegimiz karakter dosyasıydı. Sadece birlikte gideceğimiz görevlerde birbirimize görevdeki karakterimizi alıştırmak için dosyayı okur görev gününe kadar rol yapardık. Görevden sonrada kendi halimize dönerdik. Ara sıra girdiğimiz karakterin rolü bize çok komik geldiği için bunu yapmaya başlamıştık.
Ailean gireceği karakteri bana yapıyordu çünkü sebebi aynı görevde olacağımızdı ama gelin görünki benim göreve gideceğimizden haberik bile yoktu. Herkesin oyun kartı bu dehşette belli olmaya başlıyordu.
Ben ailean'ın elindekine dikkatle bakmakla bana bakıp ne var gibisinden kafasını iki yana doğru salladı. Etrafa baktım, uzun zamandır kendim değildim. Kafam yerinde değildi,yoğun olduğum için unutmuştum.
Derin bir nefes alıp verdikten sonra ayaklanip ailan'a baktım beni bosvermis dosyasındaki karaktere dikkat kesilmiş çatık kaslar ile okuyordu. Ailean cimri,ciddi, sırf konuyu değişmek yada sıkıldığı için eğlenceli insan rolüne bürünen biriydi. Böyle görünüyordu. Kartlar verilmişti sonuçta, kafaya takmaya gerek yoktu.
Onlar hariç.
Dış kapıya doğru gidip evden çıktım, onlara dememe gerek yoktu. Zaten gün bitmişti artık önemi kalmamıştı. Görevlerini tamamlamışlardı ama tamamlamayan biri vardı ve onun görevi görev değildi. İsmi olmayan bir bağdı, önümde duran Norman sırt çantasına kendi özel koleksiyonu olan golf sopalarını almış evin önünde bileğindeki saate bakıyordu.
Yüzümde bir mutluluk, zihnimde bir yer, bagimda kardeşlik bağı olan kişi beni bekliyordu, ne yapacağımı bilip onu engelleyeceğimi tahmin edip kendisi beni beklemeyi seçmişti. O varken yalnız olmamak mümkün değildi, kardesimdi çünkü. Zihnimin yarısı.
Ona doğru ilerleyip siritirken siritisim hoşuna gitmemişti. "Şımarma hemen öylesine bekledim seni yoksa asla beklemezdim!" Dedikleri ile daha çok gülerek kafamı kesin öyledir gibi sallayarak sırtına hafifçe yumruk atıp koşturmaya başladım. Arkamdan sinirle baktığını hissedip ona doğru döndüğümde gülerek el salladım "golf sahasına kadar yarış, kazanana pamuk şeker!" Duyduklarıyla birden dudaklarında sinsi ve iddialı gülüş oluştu. Pamuk şekeri ona hep annesi alırdı ve eğer bir yarışta ortaya pamuk şeker iddiası konulursa kesinlikle kazanan Norman olurdu.pamuk şekeri kimsenin anlamayacağı kadar çok seviyor.
Ona pamuk şekerle sevdiğiyle ilgili çocukmusun diyerek şaka yaptıklarında fazlasıyla alıngan olup onlara sinirini püskürüyordu. Eğer ortaya pamuk şeker iddiası atmasaydım benle koşmaya pek cana yakın olmazdı. Asla koşmamazlık yapmazdı ama.
Onla metrelerce,kilometrelerce golf sahasına koştuk. Sokaktan geçen kasabalılar yadirgamadi çünkü onlar bu hınzır çocuk halimize alisiklardı.
En son golf sahasına geldiğimizde tabikide kazanan Norman'dı. Bunu bildiğim için yolda koşmamı durdurup ona pamuk şeker alıp öyle koşmaya devam etmiştim. Golf sahasından içeri girdiğimde Norman bana kazandığıyla ilgili laf atmak yerine düşünceli bir şekilde dümdüz karşısına bakıyordu.
Onun yanına doğru yürüyüp baktığı yere baktığında ikimizinde beklediği oluyordu, başlamıştı. Birbirimize dönüp baktığımızda artık ne yapıp yapmayacagimiz belli olamayan bir işteydik.
Önüme dönüp golf sahasının sorumlusu olan yaşlı adamın yanına doğru yürüdüm, bu karşımızda kurulan dev ekrandan pek hoşnut durmuyor gibiydi. Aslında o ekranı direk parçalara ayırmak istiyormuş gibiydi.
Bu durumuna ağzımdan küçük bir kikirti çıktığında bana yan gözle hoşnutluğunu bir biçimde baktıktan sonra arkasına dönüp küçük kulübesine doğru gitti, kapıyı benim geçmem için yarım bırakmıştı. Kulübeye girdiğimde ikimizde dev ekranın görüleceği cama dönüp sandalyelere oturmuştuk.
Söze ilk o başladı"boyle bir saçmalık olamaz! Değerli, eski ama Ruhunu koruyan yılların yılları golf sahamızda yeni neslin getirdiği dev dijital ekran var! Resmen saçmalık." Bir es verip devam etti. "Yeni nesil mahfetmesin diye şu sahayı yıllardır koruyorum, bakıyorum! Şimdi şu yaptıklarına bak. Bana karışma hakkı bile vermeden buna izin verildi" içli içli sahaya bakıp yeniden dev ekrana bir nefretle döndü. Elimi çökmüş omzuna atıp siktigimda ,eliyle elime sert bir şekilde vurup itti. "Sen beni ne sanıyorsun evlat? Ölecek olan bir adammı?" Kahkaha attı.
"Burası benim ruhum,evim, arka bahçem! Ne olursa yada ne olursam olayım ben hep burada olacağım!" Gülüp kafamı iki yana salladım ve ona bakıp. "Seni evinden ayirmayacağım baba, sözüm söz." Ona ettiğim hitap şekliyle bana birkaç saniye dümdüz baktıktan sonra kafasını yere çevirdi. Hayır o benim öz babam değildi, manevi babamdı. Ama özdü, öz olarak kalacaktı.
Norman bir kaç dakika sonra içeri gelerek sessizliği bozdugunda kalkıp çay yapmaya koyuldum.
Norman benim yerime oturup sohbete başladığında artık sohbet konusu işten güçten olmuştu, gerginlik ortadan biranda dagilmasi hoştu. Ben çayları yaparken onlardan sohbete dalmışlardı. Çayları yaptiktan sonra hoş bir sohpet ve yaşlı adamı kizdirmamız klasik bir gunümüzü temsil ediyordu.
En sonda yaslı adam bizi kulübesinden koyduğunda bizde Norman ile en değerli ve sevdiğimiz golf sopalarimizi son kez kullanma amaçlı çıkartıp golf oynadık.
Bir,iki,üç derken dördüncü deliğe gelmiştik. Ve bu iki saat sürmüştü. Ne yani golf oynamayı seviyoruz diye profesyonelmi olduk?
Ben topu dikkatle tam vurup atacak iken Norman derin bir es verdi, topa vurup göle düşüşünü izlediğimde yüzümde bir sırıtma belirdi. Norman kafasını iki yana sallayarak bizden bir bok olmaz bakışını atıp yere oturdu.
Yanına oturduğumda bana baygın baygın baktı ilk sonra ciddi bir hal takınıp konuşmaya başladı. "Çok merak ediyorum.. hadi ara sıra zekan bir işe yarıyor" elini kafama doğru işaret etti. "Var olduğuna inanmadığım zekan tabiki!" Elini geri indirip bana bir veriyormuş gibi fısıldayan konuşmaya başladı. "Hadi ben golf çok oynamıyorum, sen haftanın yarısını burada geçiriyorsun. Ben buraya gelmeyip birkaç seferde atarken sen salakmısında şu sikik topu bir saattir göle atıp duruyorsun?" Gayet çok sakin bir biçimde sormuştu bunu, ve artık bıkkınlık belirten yüz ifadesiyle çok komik duruyordu.
Ben ciddi ciddi ona bakarken birden kahkaha atmaya başladım, bir an ciddi olamay çalışsada oda benimle birlikte bu saçma halimize gülmeye başladık. Bir kaç dakika sonra sustuğumuzda karşıya, şehre bakıyorduk. Norman elini omuzuna atıp.
"Bu aralar çok açık vermeye başladın. Unutma sloan herseyi bilmekte herkesin hatırlamasına neden olur! Bosver isteyen istediğini suanlik bilsin. Sen kendini bildiğin sürece kimse varlığını kanıtlayamaz" ensesine vurup sirittim.
Şehre bakmaya devam edip derin bir es verdi.
"Bilmiyorum, kardeşim. Ya her şeyi bildiğimi zannederken olaylar başladığında ben mahfolursam?" Cümledeki sadece başlamak sözcüğünü cımbızla çekip aldı, soruma cevap vermemişti.
"Her şey başlayacak ve bitecek diye birsey yok. Her şey her zaman devam ediyordu, kendimizi kandırdık sadece. Şimdi yolumuza taş koyma vakti sloan!" Dediği ile gülümseyip ona beklentiyle istediğim şeyi demesini bekledim. Beklentimi anladı ama demedi çünkü beni unutlandırırsa ne yapacağımı ikimizde elbet biliyorduk ve bu bir felaket olurdu. Başımı kabullenilmislik bir edayla sallayıp ayaklandım oda tam önümde durduğunda alinlarimizi birbirine yaslayıp birbirimizin sırtına sert bir şekilde aynı anda iki kere vurduk.
Birnevi seninle bu yoldayım aslanım dememiz şekliydi.
Birbirimizden uzaklaşıp karşı karşıya durduk. Ağzından çıkacak son sözleri bekliyordum, dostumdan çıkacak bu felaketin birnevi başlangıcı ama bizim dostluğumuzun sonsuza kadar olacağı gerçeği.
"Yer yarılıp içinden zombi çıksa ve bana 'eğer sloan bizim bu sikik yer altı dünyamıza gelmezse seni alırız' dese bile, tek yapacağım o sıçtığımın beynine bu en değerli sopayı beyin olarak nakledip tam tur çevirip bir top gibi şu bir türlü alamadığımız deliğe sokmak olacak" bunu aşırı ciddi söylemişti, bende ciddiyetimi koruyarak. "Kafasını yesek belki dağa güzel olur yeni bir tür yaratmış oluruz kendi üstümüzde" bunun daha iyi bir fikir olduğunu anlayarak kafasını aşağı yukarı salladı. Sonrasında bir baş selamı ile Arkasını dönerek gitti.
Dost,kardeş ve sonsuzluk arasında fark olamaya kelimelerdi benim için. Bu kasabada kimseye güven yoktu ama birine sırtımı ona güvenip guvemyecegimi bilemeden dayadigimda, o bana sırtını dayamak yerine yanımda durdu.
Bir felaket gelmişti ama iyisiyle vede kötüsüyle. Ama eğer bu olay olmasaydı biz diye birseyde asla olmayacaktı. Yaşadıklarımız ne kadar kötü olursa olsun, burda ve mutlu olacağımı bilmeden yinede o olayın olmasını bilmememe rağmen isterdim.
Gün altı
Güneş yeni yeni batmaya başladığı anda ben tesiste ogrencime özel hatırlattığın Odanın bahçesindeydim.
Bu bahçe öğrenciler için açık alanlarda eğitim yapmamız içindi, bu oda ve bahçe bizim istediğimize göre hazırlandığı için sadece odayı tasarlattırdım, bahçeyi gelen ogrencime tasarlanması için bırakmıştım.
Çimenlikte oturmuş güneşin batışını seyrediyordum.
Günler aylar ve yıllar bir olmuş peşimizde gibiydi. Herkesin derdi vardı ama herkesin farklı bir derdi vardı ve bunun sonuçları ortaktı.
Gün boyu öğrencimle yapacaklarımı ve verilecek olan görevleri gözden geçirdim.
Bir tanesi hariç.
Bir görev verilmişti öğrencilerimizle özel ve bu görev öğrencilere dörtlü takımlar halinde kurularak farklı ülkelerde verilmişti.
Bizim takımımızda ailean,ailiie, ceara ve benden oluşuyordu bide hepimizin öğrencisi.
Bu görevi benim öğrencim gelmediği için bana geç haber vermişlerdi, hatta takımların oluştuğu bilgisi haberide öyle.
Görevimiz Paris'teki Louvre müzesinde olan özel bir davette gerçekleşecekti. Müzede bulunan en eski parça bu aralara turistlerin dikkatini çekmediği için onun sahtesini koyup gerçeğini çalmaktı.
Bu ilk görevleri olduğu için onları en basit etaptan başlatmak istedik. Şuanlik kolay A seviye görev yapıyorlardı. Bizim gibi üst düzey saha ajanları ise E seviye görev yapmaktaydık.
Düşüncelerden sıyrılıp gözlerimi kapattım, yarın hazırlık süreci olacaktı. Görev planlaması vesaire işler.
Yarın uzun bir gün ardından ise.....
Tesisteki uyari lambalarının yanması ile birden ayaklandım. Işıklar sarı ve kırmızı yanıyordu yüksek seviye uyarı. Bir hışımla ayaklanıp hızla yürümeye başladım. Bir sürü ajana çarparak yürürken çoğunlukta koşarak ilerliyordu. Koşarken bir yandanda cebimde olan kulaklığı çıkartıp kulağıma taktığımda açık hale getirip ana merkez ile iletişim frekansını ayarlayarak konuştum.
"32. Üst saha ajanı sloan konuşuyor durum denir?" Bir kaç saniye sonra cevap geldi.
"Ana merkez'den Elisabeth konuşuyor. Doğu tesisi saldırı altında. Emir Üst düzey ajanların gönderilmesi emrinde, silahlarınız ve yelek gibi eşyalarınız size terastaki helikopterde verilecektir."
Terasa çıkacak kapalı bölüme girdiğimde savaş uçakları ve helikopterlerin bazıları uçuş için hazırlanırken bazıları ise çoktan uçuşa geçmişti.
Tam Norman'a kulaklıktan ulaşacak iken kolumdan biri bir hışımla cekistirmrye başladı. Dönüp baktığımda esmeralda beni kolumdan tutmuş Norman'ların olduğu helikoptere doğru götürüyordu. Ona ayak uydurup birlikte helikoptere bindiğimiz anda kapıları kapattılar bizim tüm ekip buradaydı.
Ceara helikopteri çalıştırıp tüm cidliyetiyle kuleden izin alırken bizde silahlarımızı ve yeleklerimizi giyiyorduk. Kule izin verdiğinde ceara kalkış için pervanelere çevirmeye başlattığını hepimiz hemen yerlerini almış kemerlerimizi takmıştık.
Takımımızın başı olan Norman bize olan biteni anlatmaya başladı.
"Doğu'da bulunan merkez birden içten ve dıştan olacak şekilde saldırı altına girmiş. Her zaman böyle olaylar ile karşılaşmakta, bilirsinizki iç saldırı çok nadir ve en tehlikeli olandır çünkü şu ana kadar çok nadir kişiler tesislerimizde iç saldırı yapbilmişlerdir. Saldırı devam etmekte hepinizin tüm zekasına,pratigine ve gücüne ihtiyaç var!" Hepimiz onu pür dikkat dinliyorduk oda normal bir insanı üretecek derecede sert konuşmasına devam etti.
Hepimize dikkatle baktı ve her zamanki klasik olan yapabildiğimiz şeyleri bize hatırlatıp planı hazırladı. Doğudaki tesise yaklasmamiz ile herkes parasutlerini sırtına takip saglamaştırdı.
Norman atlamadan önce kafasını çevirip omzundan bize baktığında." Ve sakın unutmayın, Bir kişiyi bile öldürmeniz büyük bir çoğunluğun kurtulma umududur!"
Sonra önüne dönerek cevap beklemeden atladı.ceara helikopteri bizim planımızı uygun haraket ettirirken normana doğru söylendi. "Artist köpek" sırıtıp ceara'ya döndüğümde bana yandan baktı ve sırıtı.
Gülümseyerek bende plana uygun atlayış bölgeme bedenimi bıraktığımda, yüksek bir hızla yere doğru yaklaşıyordum.
Vücudum yere çekilmeden metrelerce önce paraşütü açtığımda kontrolü sağlayarak plana göre tesisin kuzey kanadına iniş yaparyapmaz telsizle takıma haber verdim. "Baş rahibe iniş yaptı!"
Takımda kendimizce espriri niyetine taktığımız isimler vardı ve bu isimleri sadece kendi aramızda kullanırdık. Şu anda genel telsiz bağlantısına bağlı olmadığım için rahatlıkla konuşabilirim.
Hızla koşarken bulunduğum yerden ayrılmam lazımdı biran ince çünkü saldırı yapanlar paraşüt ile indiğimi görmüş olmamlilardi. Ben koşarken önümde bulunan tesisin yüksek binasının yarısı yüksek bir sesle patladı ve parçaları üzerime doğru gelmeye başladı.
O sırada hemen kancali tabancayı alıp diğer taraftaki kuleye atış yaptım. Tabancanın düğmesine basmamla oraya doğru çekilirken üstüne binanın parçası düşen bir ajan önüme çıktığı gibi üstüme doğru koştu. Onu tutup birlikte binaya doğru hızla çekildik.
Biz binaya çekilip tam kırık camlardan içeri girecekken birden binanın alt katlarindan bizim özel yaptığımız bir savaş uçağı geçiş yaptı. Tesisin içinde karmaşa çıkarmak oyalamaydı, tesisi soyuyorlardı!
Bir savaş ucagida öncekinin gectigi alt kattan geçecekti buda bu binaninda yıkılmasına sebep olacaktı. Kurtardığın ajana bakıp kaşlarımı kalırdım, sırıtıp kafasını salladiginda. Kanca tabancayı yerinden geri çektik ve belime yerleştirdim o sıradada elimizde bulunan özel yapım eldivenler ile kendimizi kırılan camların duvarlarından dışarı doğru sarkittik. Aramızda belli bir mesafe koyduktan sonra diğer gelen savaş uçağına baktık.4 saniye.
3
2
1
BIRAK ELLERİ!
İkimizde ellerimizi aynı anda bıraktıktan sonra havada süzülüp savaş uçağının kanatlarına düştük. Kanatlardaki uçağa binmek için kullanılan tutunma yerlerine anında tutunduk. Diger kanatta bulunan ajan cebinden çıkardığı cihazı ayarlarken bende kanatta daha sağlam tutunmaya çalışıyordum.
Orospu çocuğu biz atladık diye gösteri uçağı gibi kullanıyordu savaş uçağını. Şu cam bir kırılsın onun götüne sokacaktım bu uçağı.
Ajan cihazı ayarlayıp cama yapıştırdı ve kafasını uçağın kanadına yaslandı, bende büyük bir kar gözlüğü