İçeriğe geç

Dikişler

Bölüm 9 · 14 dk okuma

Dikişler

Bölüm 9

5/2

Bölüm şarkısı: Sienna

Dondurucu soğukta çatında uzanacağım

Ve gün batımını senin giysilerinle izleyeceğim

Eskiden olduğu gibi seni yanımda hissedebiliyorum

Ah Sienna

Tıpkı senin gibi

Senin gibi bir tavra sahip , senin gibi etrafta koşturuyor

Senin gibi hassas

Evcil hayvanlara şarkı söylüyor

Geçirdiğimiz tüm zamanı hatırlıdığımda gülümsüyorum

Ormanda yüzünü görüyorum , sonra kayboluyor

-

Vardığında, Millie mutfak tezgahında önünde elindeki kupayı inceliyordu . Her zamanki gibi görünüyordu-yumuşak bakışlar, dalgalı açık kumral saçlar, sadece 'haber vermek için' geldiğini iddia eden biri için fazla tetikte bir duruş. Haymitch onun bu haline şaşırmıyordu , tam bir politikacı kızıydı .

"Hoş geldin" dedi anahtar sesini duyunca

"Sen de hoş geldin" dedi Haymitch "normalde tam tersinin olması gerekiyordu ama her neyse , beni umursama , kendi evin gibi davran" .

Millie onun alaycı sözlerini görmezden gelip kupayı kaldırdı . "Bundan su içtim ama ölmem değil mi?"

Haymitch araba anahtarını tezgahın üzerine bıraktı "ben yokken eğlenmediğin için mi bu kadar sinir bozucu davranmaya karar verdin yoksa evim senin için o kadar da ilginç değil mi?"

"Ah hayır , evin çok ilginç , kullanmadığın oturma odasına bir sıçanın yuva yaptığına eminim" dedi Millie " sen yokken de çok eğlendim , mobilya seçimlerini değerlendirdim , koltuğun neden bu kadar rahatsız?"

"Yayları gevşedi , dekorasyonla ilgili başka sorun var mı?"

"Hayır , teşekkürler"

Kadın sonunda olana çare olmadığına karar verdi ve bardağı tezgaha bırakıp Haymitch'e döndü , onu baştan aşağı süzdü

"Şey" dedi. "Canlı görünüyorsun. Bu zaten beklentilerimin üzerinde."

"Hayal kırıklığına mı uğradın?" diye mırıldandı Haymitch, ceketini çıkarırken.

"Biraz" diye itiraf etti. "Bütün bir konuşma hazırlamıştım. Çok içten. İçinde 'alkol zehirlenmesi' ve 'Sana söylemiştim' kelimeleri de vardı."

"Kız kardeşimden sonra ölmediğimden emin olmak isteyen biri daha , gözlerim yaşardı , sarılıp ağlayalım mı?"

"Kendini fazla övme" dedi Millie "Haftalarca hiç ses çıkarmadın. Arama yok. Alaycı mesaj yok. Ya dine yöneldin ya da kendini komaya sokana kadar içtin diye düşündüm."

"Yani?"

"Yani ben sürprizlerden nefret ederim," diye yanıtladı. "Bu yüzden hangisi olduğunu kontrol etmeye geldim."

Buzdolabını açtı, inceledi, sonra tekrar kapattı.

"Emeğini boşa çıkarmak istemezdim ama hala yaşıyorum , zahmet etmişsin"

"Buna yaşamak denirse" dedi Millie iğrenmiş şekilde etrafa bakarak , eteğiyle birleşik süslü kabanını düzeltti "neyse , en azından miras bırakılacak kitapların var"

"Hiçbirini miras bırakmayı düşünmüyorum"

Millie göz devirdi "evet , öyle yap , dünyayı terk ederken bile kimseye bir faydan dokunmasın"

Haymitch onu beklemeyi bırakıp kanepenin bulunduğu holle birleşik salona gitti ve büyük kanepeye oturdu .

Millie etrafı incelemeyi bıraktı , yanına gidip önünde dikildi ve bir elini beline koydu

"Her neyse, nasılsın?"

"Mükemmel"

"Biliyorsun" dedi "normal insanlar moral bozukluğu yaşadıklarında rahatlayacakları şeyler yaparlar . Mezelerle ve duygusal tuzaklarla dolu törensel akşam yemeklerine katılmazlar . Bunlar seni daha savunmacı yapıyor"

"Normal insanlar bu tür yemeklere davet edilmez" dedi Haymitch "Ben lanetliyim"

"Önlenmesi son derece kolay bir lanet , hayır diyerek"

"Ah hadi ama , senin gibi cici bir kız bana hayır demeyi mi öğretiyor?"

Millie onun gibi değildi , iş için sürekli yurtdışına gidip çeşitli insanlarla görüşüyordu , sosyal izlenime fazla dikkat ediyordu , bu yüzden bu sözlerin ondan gelmesi Haymitch'in alaycı davranmasına sebep oluyordu .

"Senden bahsediyorum" dedi Millie "insanlar senin pislik gibi davranmana alışık , istemediğin bir yere gitmesen bir şey kaybetmezsin"

Haymitch kafasını geriye atıp gözlerini kapattı "güzel sözlerin için teşekkürler"

Milie bir süre ona baktı , saklayamadığı bir endişeyle-eski, tanıdık, yıllarca birbirlerinin hayatta kalmasını sağlamakla pürüzsüzleşmiş bir bakış.

"Eskisi kadar içiyor musun?"

"Sen ispanyaya gideli ne kadar oldu , üç ay mı?"

"Evet"

"O zaman hayır , eskisi kadar içmiyorum"

Kadın içini çekti.

"Seni yalnız bırakmamalıydım, biliyordum"

"Fino köpeğin gibi sana bağlı gezemem Millie , sadece beni yüz yüze azarlamaktan hoşlandığını itiraf et ve git"

"Birinin bunu yapması gerekiyor" diye tersledi. "Kendini yok eden alışkanlıkları hatıra eşyası gibi biriktiriyorsun."

Haymitch gözünü açmadan konuyu değiştirdi

"Umarım ben yokken hiçbir şeye dokunmamışsındır"

"Merak etme , evin hiçbir şeye dokunulmayacak kadar kirli"

Millie sonunda tereddüt ederek tekli koltuğa oturdu

"Gerçekten aile yemeğine mi gittin?" diye sordu birden

"Evet"

"Kim öldü?"

"Kimse , henüz"

Kadın rahat bir nefes aldı "güzel" . Eteğinin buruşukluğunu gidermek için eliyle düzeltti "eşyalarını karıştırmadım ama...bir şey buldum , piyanonun üstünde duruyordu"

"Piyanonun üzerinde duran eşyalara dokunmak da ortalığı karıştırmaya dahildir"

Bunu söylerken Millie'nin çantasından çıkardığı mektubu gördü .

"Bunu kime yazdın?" . Haymitch onun ne ima ettiğini biliyordu , bir süre cevap vermedi . Millie sınırı geçmemeye çalışarak yumuşak bir sesle konuştu .

"O öleli uzun zaman oldu , eğer başka birine kalbin çarpıyorsa sadece mutlu olurum-"

"Lenore" dedi Haymitch onun sözünü kesip "Lenore'a yazdım"

Millie sessizce elindeki mektupla oynadı , ilk satırı görünüyordu , günün 24 saati başı dönenen biri için oldukça güzel bir el yazısıyla yazılmıştı . Lenore'a yazmasına şaşırmamıştı , yazılanlar onun dış görünüşünü betimliyordu , şaşırdığı tek şey Haymitch'in ona hala tutkuyla bu kadar bağlı olmasıydı .

Sessizce mektubu Haymitch'e uzattı "karıştırdığım için üzgünüm"

Haymitch mektubu aldı ama karşılık vermedi , Lenore'un ismini her duyduğunda olduğu gibi gözleri boşluğa bakıyordu .

"En azından görünüşünü hatırlıyorsun" dedi Millie "bir süredir zorlandığını söylemiştin"

"Evet" dedi Haymitch "birden gözümün önünde canlandı"

Aklına Chia'nın beyaz elbise içindeki , kendisi kadar narin gülü tutarkenki hali geldi . Güneş ışığının onu ne kadar canlı gösterdiğine , kör kütük sahoş olmasına rağmen her bir kirpiğini sayabilecek kadar net görebilmesine imrenmişti .

"Hala yazdığını bilmiyordum" diye mırıldandı Millie "ondan hiç bahsetmiyorsun"

"Ondan çok bahsediyorum" dedi Haymitch "Sadece sesli değil" .

"Boşluklarda yaşayan birisi ha?"

Zihnimde yaşayan diye içinden düzeltti Haymitch .

Gözleri komodinin üzerinde duran , solmaya yüz tutmuş pembe güllere kaydı . Malikaneye gittiklerinde oradan bir buket alıp eve getirmişti , etrafında canlı bir şeye ihtiyacı vardı .

Eskiden gülleri sevmezdi ; dikenleri kibirden , güzelliği tanrıdan gelen gösterişli çiçekler olduğunu düşünürdü . Evet güzellik tanrıdandı ama artık dikenlere de gerek olduğunu biliyordu . Doğuştan geleni korumak için . Saf olanı korumak için . Güzel şeylerin gözünün ışığı bazen sönüktür demişti Lenore , çünkü hayat onları zorlar , bazen de bilerek söndürmeye çalışanlar . Bu yüzden daima dikenlere ihtiyaçları vardır . Doğru demişti Haymitch . Zor şeyler yaşamış kişiler asla yumuşak bakışlara sahip olmaz , onları tekrar parlatan birini bulana kadar .

Belki Lenore'un dikenleri olsaydı şu an hayatta olurdu .

Belki onu koruyabilseydi dikenlere ihtiyaç duymazdı .

Belki de birlikte yetiştirdikleri pembe güllere fazla anlam yüklüyordu .

Millie onun bakışlarını takip etti , zihnindeki yapboz parçaları her şeyi yerine oturtmaya çalışır gibi hareket etti , bilmediği bir şey olduğunu seziyordu ama anlamlandıramıyordu .

"Tekrar gül mü yetiştirmeye başladın?"

Haymitch bakışlarını kaçırdı

"Hayır , dışardan aldım"

Chia'ya verdiği ilk çiçeğin pembe gül olduğunu hatırladı , eline nasıl da uyduğunu , onun kendi yanına nasıl uyduğunu...Millie'nin zihnindeki yapboz parçaları gibi , Chia eksik , yere düşmüş ve artık bulunamayacak bir parçanın yerine tam oturan nadide bir eserdi .

"Bu arada , mektubu beğenirdi" dedi Millie "okusaydı gerçekten beğenirdi , özellikle güneşle ilgili kısmı"

Haymitch ne yazdığını çok net hatırlıyordu , cevap vermedi

"Umursamazmış gibi davranmana rağmen hislerini gösterdiğinde bundan hoşlanırdı" dedi Millie , metni tekrar aklından geçirerek

"Öyle davranmıyordum"

"Davranıyordun, ama ne önemi var , iki türlü de sana aşıktı"

Haymitch bir süre eski anıları düşündü , Lenore'un kişiliğini , toprak altındaki bir tabut ve sürekli sızlayan bir yaraya dönüşmeden önceki halini . Bir anıdan daha fazlası olduğu , yaşayan bir insan olduğu zamanları .

"Ona bunu okusaydım nefret ederdi" dedi Haymitch "kırılgan gösterdiğini söylerdi"

"Kırılgan değildi"

"Kesinlikle değildi" dedi Haymitch "O... çok hassastı. Ama her şeyin farkındaydı . Sanki dünyadaki yerini tam olarak biliyordu. Ve sırf birileri onu yerinden oynatmaya çalıştı diye kımıldamayı reddediyordu"

"Çok inatçıydı"

"Fazlasıyla"

Bu konuşmalar Haymitch'in aklında başka birini daha canlandırıyordu . Onun gibi bir tavra sahip birini . Aynı gülümsemeye , aynı inada , aynı hassasiyete sahip birini . Chia'nın gülerken kırışan burnu ve yüzündeki minik güneş lekeleri gözünün önünde geldi .

Mektubu eli yanmış gibi masaya fırlattı .

"Bira ister misin?"

"Sağol , kalsın"

Millie bu sefer içmesine bir şey demedi , ona olabildiğince duyarlı davranmaya çalışıyordu - sadece Lenore konusunda .

"Bir kız var" sıradan bir şeyden bahseder gibi anlattı "öğrenci" . Ayağa kalkıp buzdolabına gitti , kendine bir bira açtı . Lenore hakkında konuşurken içmemeye alışmıştı ama Chia konusunda kendine güvenmiyordu . Boğazına bir yumru takılmadan onun adını anamıyordu. Suçluluk , öfke , kıskançlık ; hepsi bir araya geliyordu bu yüzden ona bir zamanlar sahip olduğu birine seslendiği gibi sesleniyordu . Tatlım.

Zihnimdeki en güzel suçluluk kırıntısı .

Kalbimin en saf yarasının minik siyah damlası .

Chia onun saf yasının üstüne düşmüş kara lekeydi ve o orada yaşamasına izin veriyordu . Millieye anlattığında ise o leke büyüyecek , Lenore'u kaplayacaktı .

Umursamadı , büyük yudumlar aldı.

Şimdi ondan başkasına bahsederken ismini kullanmak zorundaydı . Ne karmaşa ama .

Ağır adımlarla eski yerine döndü

"Artık öğrenci mi alıyorsun?" dedi Millie "en son piyanist çocuk vardı ama ona da mentorluk yapmayacağını söylemiştin"

"Yapacağım" dedi "kız kemancı , birbirlerini tamamlarlar" bir süre düşündü "gerçi o kesin değil"

"Karar verse iyi olur , buna göre bütçe ayarlayıp konaklama yeri bulmam gerekiyor"

"Karar vermesi biraz uzun sürebilir"

"Neden?"

"Hmm.." dedi Haymitch birasını içerken gözlerini tavanda gezdirdi "nişanlı ve ailesi istemiyor"

"Ne?" Millie otururken yönünü ona döndürdü , söylediklerinde ciddi olup olmadığını anlamaya çalıştı "neden böyle biriyle uğraşıyoruz peki?"

"Endişelenme" dedi Haymitch "bugün onları ikna ettim"

"Bir dakika , sen bugün aile yemeğine gittin ve ikinci adayımızı buldun?"

Haymitch başını salladı

Millie, sanki adam vahşi bir hayvan sahiplenip ona piyano öğretmeyi planladığını açıklamış gibi ona bakakaldı.

"Haymitch, insanlar aile yemeklerine gidip de dahi çocuklarla geri dönmezler. Hazımsızlık ve çözülmemiş travmalarla geri dönerler" dedi dikkatlice, her kelimesi özenle ve keskin bir şekilde

Omuz silkerek kayıtsızca bir hareket yaptı. "Ben verimli biriyim."

"Ben o kelimeyi kullanmazdım." Tamamen içgüdüsel olarak çantasından küçük bir not defteri çıkardı, sonra kendini durdurdu. "Nişanlı, ailesi tarafından onaylanmamış, büyük ihtimalle duygusal olarak sorunlu-ve sen onun rekabet edebileceğini mi düşünüyorsun?"

"O bir sanatçı , üstesinden gelecektir" dedi bir bacağını diğerinin üstüne atarken "Yeğenimin evliliğini mahvetmiş olabilirim ama ne derler bilirsin , sanat için her şeye değer"

Bu Millie'nin az önceki duygusallığının tamamen geçip sinirlenmesine neden oldu . Yarışma için yeterince emek harcarken bir de üstüne birinin aile sorunlarıyla uğraşmak istemiyordu . Haymitch ise sorunlu kişileri bulmak konusunda ustaydı . Tabi ki aklı başında birini almayacaktı. Kırık adamın kırık öğrencileri .

"Seni bir kereliğine yalnız bırakıyorum ve bütün bir nişanı altüst ediyorsun" dedi "Gerçekten bunun için illa o kızı mı seçmeliydin?"

"Sana Harvard eğitimli bir kemancı getiriyorum Millie , Tanrım , memnun ol biraz"

Millie göz kırptı. Bir kez. İki kez. "Harvard" diye tekrarladı, sanki tadına bakıyormuş gibi. "Bildiğimiz Harvard?". Omurgası anında dikleşti. "Pekala. Bu işleri değiştiriyor."

Haymitch homurdandı "değiştireceğini tahmin etmiştim"

"Ama yine de," dedi Millie parmağını ona sallayarak, "yetenekli olmak otomatik olarak insanı kazanan yapmaz . Özellikle de işin içinde bir nişanlı varsa. Bu tarz kişiler genellikle... elverişsiz oluyor"

"Dediğim gibi" dedi Haymitch bıkkın bir sesle doğrulup "üstesinden gelir"

"Tabi" dedi Millie "hadi senin içgüdülerine güvenelim ve tüm işimizi şansa bırakalım "Kendini sakinleştirmek için nefes alıp verdi "tamam , yarışma için bizim yanımızda gelmesi gerekecekse , ailesine profesyonel bir konuşma yapmalıyız"

"Ben yaptım bile" diyor Haymitch "Kelimenin tam anlamıyla mükemmel bir izlenim değildi ama evet. Konu kapandı"

"O kadar kolay mı? Ne söyledin?"

"Gerçeği"

"Bu cevap beni hiç rahatlatmadı"

"Harvard'da okuyan bir müzisyenin ideal gelin olmasını beklememelerini söyledim" dedi Haymitch sonunda "yeterince açıktı"

Millie'nin ağzı bir an açık kaldı.

"Aynen bu cümleyi mi söyledin?"

"Yakın sayılır"

"Pekala..işe yaradıysa eğer" dedi Millie "peki ya kız?"

"Konuşmadı," dedi Haymitch. "Ama dinledi."

"Bu iyi mi kötü mü?"

"Bu, karar verdiğini ama henüz itiraf etmediğini gösterir."

Millie dudaklarını büktü. "Yine içgüdüler."

"Şimdiye kadar beni yarı yolda bıraktılar mı?"

Millie ona uzun uzun baktı.

"Beni delirtmek dışında? Hayır." Derin bir nefes aldı. "Peki. Diyelim ki geliyor. Konaklama, vize, yoğun program-nişanlısı bunlara ne diyecek?"

"O onun meselesi."

"Bu kadar mı?"

"Bu kadar"

Millie kalemini deftere vurdu. "Bu iş ya muhteşem olacak" dedi "ya da felaket."

Haymitch onun bu evhamına kayıtsız kalarak kolunu kafasının arkasına attı ve rahat bir pozisyon aldı "en iyi şeyler genelde ikisini birden barındırır , bu kadar büyütme"

"İyi , eğer yetenekli müzisyenin duygusal çöküş yaşarsa ben orada olmayacağım , ailesine yaptığın gibi ona da bir konuşma yaparsın artık"

"Bu konuyu bana bırak"

Millie derin bir nefes alarak kendini rahatlatmaya çalıştı

"En azından artık bir yarışmacımız var"

"İki" dedi Haymitch. "Oğlan hâlâ listede."

"Peki , sanırım hiç yoktan iyidir... sorun yaşayacak olsak bile.."

Bir süre sessiz kaldıktan sonra sordu "adı ne?"

"Chia"

"Tatlı"

"Evet" dedi Haymitch "öyle"

"Peki ailen bunu nasıl karşıladı? Görmeyeli açık görüşlü meleklere mi dönüştüler yoksa yine bir skandala mı sebep oldun?"

Haymitch kısa bir kahkaha attı; keyifli değil, daha çok yorgun bir sesti bu.

"Ah, o muhteşem masa... üç nesil beklenti, iki şişe şarap ve bir sürü 'ailemiz için ne uygundur' sohbeti." Başını yana eğdi. "hayır , açık görüşlü olmadılar"

"Büyük ihtimalle yanlış anladılar"

"Tabii ki yanlış anladılar" Birasını elindeydi ama konuşmaya daldığı için içmedi "Tanrı affetsin ki biri kendi yolunu seçer, o zaman ne yaparız"

"Sonuç?" diye sordu Millie.

"Sonuç" dedi Haymitch omuz silkerek, "Chia düşünüyor. Aile bozuldu. Ben yine suçluyum."

"Yani skandala sebep oldun?"

"Evet"

"Her zamanki gibi?"

"Her zamanki gibi"

Millie arkasına yaslandı "bu zamana kadar buna alıştığına seviniyorum , çoğu insan ailenin hayal kırıklığı olmayı kaldıramaz"

"Kara koyun olmak üzerine tüm pisliklerin dökülmesi demektir , senin olmayanların bile" Haymitch birasından bir yudum daha alırken aklına Chia geldi , nasıl tüm beklentilerin omuzuna yüklendiği..."Eğer o yükü atabileceksem istedikleri kadar hayal kırıklığına uğrayabilirler" diye mırıldandı .

Konuşmaya devam ettiler , Haymitch o sırada yeni bir şişe açtı .

Sohbetin bir yerinde Millie'nin bakışları adamın boynundaki kravat izine kaydı. Gözlerini kısarak süzdü.

"Kravatını yine çok sıkmışsın" dedi. "Sana aldığım mendili kullansana. Ceketin içinde çok şık duruyor"

"Onu kaybettim" dedi Haymitch, ikinci birasını ağır ağır yudumlarken.

Millie elektrik çarpmış gibi doğruldu.

"Ne yaptın?"

Haymitch omuz silkti.

"Altı üstü bir kumaş parçası."

"Onun ne kadar ettiğinin farkında mısın?!"

Millie ona çıkışırken Haymitch onunla aynı anda "On bin dolar" dedi gözlerini devirerek . Çok az kalan alkolü bitirip şişeyi masaya bıraktı . "Evet, biliyorum" yerinde doğrulup kadına baktı . "Millie , seninle vakit geçirmek hoş ama bir süre sonra can sıkıcı olmaya başlıyorsun . Artık gidecek misin?"

Millie onun kovma girişimini dikkate bile almadı , Haymitchle yaşarken kabalığa duyarsız hale gelmeyi öğrenmişti . "Sana bir daha hediye falan almayacağım" diye söylenmeye başladı .

"Kalbimi kırıyorsun" dedi Haymitch rahatça arkasına yaslanırken

Kadın başını iki yana salladı - umutsuz vaka -

"Her neyse , öğrencinin çabuk karar vermesini sağla , fon için vakıflarla görüşeceğim"

"Fon bulamazsan ben karşılarım"

Onun bu teklifine karşı Millie'nin kaşları havalandı

"Sebepsiz yere böyle şeyler yapmazsın"

"Her şeyin bir sebebi yoktur"

"Konu sen olunca vardır"

"En son eve yürürken sigara almaya karar verip 3 saat dışarıda kaldım ve beyin sarsıntısı geçirdim , sence bunun bir sebebi mi vardı?"

"Sebebi kafan güzelken arabaların üstüne yürümen"

"Aynen öyle , analiz edecek bir şey yok"

"Analizlerden fazla kaçıyorsun , sakladığın bir şey var"

"Kendimi ölüme itebilecek aciz bir alkolik olmamdan başka senden ne saklayabilirim ki?" Haymitch oturduğu koltuktan ona uzanıp yanağına ıslak öpücükler bıraktı , bundan nefret ettiğini biliyordu .

Kadın ciyaklayıp onu itti "tanrım Haymitch , yapma şunu!" aceleyle minik çantasını açıp mendil çıkardı ve yanaklarını sildi , adam kahkaha attı "şuna bak , aynı mendilden sende de var , koleksiyon falan mı yapıyorsun?" "kapa çeneni"

İkisi her zamanki tartışmalardan birine tutulurken - Millie'nin bağırdığı ve Haymitch'in onu dinliyor numarası bile yapmadığı - saat gece yarısını geçmişti .

Gece 1'e gelirken Haymitch Millie'yi gitmeye ikna etmiş , bir gün intihar etmeye karar verirse bu gecenin o gece olmadığına inandırmıştı - takım bile giyip yemeğe gitmişti , daha ne yapsın? - Millie yine kontrol edeceğini söyleyerek evi terk etmişti ve Haymitch şişeleriyle baş başa kalmıştı .

Ayık kalma kararı fazla uzun sürmedi , Chia ya da Lenore , ikisinden biri her daim aklını bulandırıyordu . Eve artık viski içmeyi bırakmak için bira almıştı - kendine sınır koymak için saçma bir girişim - . O gece ne kadar içti bilmiyordu ama sınır koymak için aldığı şişeler yerde yuvarlanıyordu . Bir ara koltuğa kustuğuna emindi , sürünerek banyoya gidip geri gelmişti , tek umduğu şey yanlışlıkla şişelerden birini kırıp kendinde kesik yaratmamış olmaktı . Yarın göreceğiz diyerek üst kattaki yatak odasına çıkmak yerine kanepeye uzandı .

Saat 3'e doğru kapısı çaldı . Yüzünü buruşturdu , kanepede diğer tarafa döndü . Millie olduğunu düşündü , eğer öyleyse anahtarıyla içeri girebilirdi , ona ihtiyacı yoktu. Kapı tekrar çalınca "üstüne kilitlemedim , gir işte!" diye bağırdı . Ses bir süre kesildi . Sonra yavaşça tekrar çaldı .

Haymitch yavaşça gözlerini açtı , kapıyı alacaklı gibi çalmayan biri Millie olamazdı . Dağınık adımlarla - şişelere basmamaya çalışarak - kapıya gitti , bunu yaparken birkaç şişeyi devirdi .

Açtığında gördüğü manzara boğazının kurumasına neden oldu . Chia soğuktan burnu kızarmış bir halde paltosuna sarılmış onu bekliyordu . Sabahları o kadar da soğuk değildi ama gece feci bir ayaz vardı . Bir an ağzı açılıp kapandı , kendini suçlu hissetti , battaniye vermek istedi , veya çay . Sonunda Daniel'ı şutlayıp doğru kararlar vermeye mi karar verdin demek de istedi ama hiçbirini yapamadı .

Sadece onu orada gördüğü için tuhaf bir aşinalık hissetti ve neredeyse gülümsedi , neredeyse .

Berbat bir zamanlaman var tatlım

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.