İçeriğe geç

Dîde-i Giryan

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Dîde-i Giryan

Bölüm 3

3.BÖLÜM

Ağustos 2020

"Dede, şu cümlenin altını çizmişsin ama anlayamadım."

"Hangi kitap o güzel kızım?"

"Ya yok mu merak edip aldığımız, şu yeni basımlardan, dur geliyorum."

"Hayati Bey'in kitabından mı bahsediyorsun yoksa?"

"Evet dede, hani sen bitirince bana vermiştin, mutlaka okuman gerekiyor demiştin."

"Sen ona daha yeni mi başladın? İki gün oldu ben o kitabı sana vereli?"

"Karantina serisini okuyordum, yeni bitirdim işte yarım saat olmadı başlayalı ama bir sözünden çok etkilenmişsin ne demek istediğinden çok ne anlatmak istediğini ve ne anladığını merak ettim. Çünkü altını baya çizmişsin, seni etkileyen bu sözü anlamaya çalışıyorum dedecim."

"Şengül Hanım, gel bak sende dinle."

"Geldim beyim"

Bunların bu hallerini gördükçe aşka aşık olasım geliyordu. Ne güzeldi sevmek, canından çok sevilmek.

Dedem'in ismiyle pek hitap etmezdi ninem, onun can'ıydı, bey'iydi, birtane'siydi. Bu ikisi benim hayatım, herşeyimdi.

Oturma odasına dedemin bacağının yanına bağdaş kurmuş onu dinliyordum ninem hemen kolunun altına girmiş dedemin göğsüne başını yaslamıştı. Gülüşüyorlardı, işte sevda buydu.

Tertemiz, kavgasız, gürültüsüz.

"Hangi söz idi göster bakalım?"

"Bak bu, 'yâri güzel olanın gözünü uyku tutmazmış' yazıyor."

"Sen ne anladın bu sözden peki?"

"Ben ne anladım biliyor musun dede, bak şimdi sevdiğin kadının güzelliğinden insanın gözüne uyku girmez demek gibi bişey onu izlemek, onu seyretmek, bakmaya doyamamak gibi birşey anladım."

"Sence sadece kadınlar için mi bu güzel kelimesi kullanılır?"

Ninem kıkırdamaya başlamıştı bile, dedem 'Hanım sen anlatsana' demişti göz kırparak.

"Bak canımın cananı, ben ilk dedeni gördüğüm zaman demiştim ki 'çok güzel bakıyorsun' o zamandan beri güzel kelimesi benim yani dedenle bizim hanemizde güzel bakan gözlerin gördüğü herşey güzeldir. Bir eşya olsa bile.."

"Hiç bu tarafından düşünmemiştim, gerçekten dede senin çok güzel gözlerin var."

"Ninen gözlerimin güzelliğine vurulmadı ki yavrum, bakışlarıma vuruldu."

Ninemin verdiği tepkiyle kıkırdama sırası bana geçmişti:

"Bey ya, kızın yanında ayıp oluyor."

"Kız mı? Çocuk de bari nine ya, büyüdüm ben ya niye kabullenmiyosun 17 oldum 17.”

"Benim daha gözümde ufacıksın nenem sen."

Dedemin sırıtması hüzüne dönmüştü, aklına ne gelmişti bilmiyorum ama merak etmiştim.

"Dede, iyi misin?"

"Bey?"

"İyiyim çok şükür sizden ne haber?"

dedi, alışmıştım benimle bir yol almışlardı onlar, en çekilmez hallerimde bile hem arkadaş hem büyük olmuşlardı. Haklarını ödeyemezdim.

"İyiyim, benim mavişim" diyerek kocaman sarıldım.

(Yazarın Ağzından)

Arif Bey, gülümseyerek torununa bakmıştı. Ne de çabuk büyümüştü Dildâr, kocaman kız olmuştu. Büyürken vakit geçiyordu anlaşılmıyordu ama böyle izleyip onu düşününce gerçekleri kabullenmek zorunda olduğunu hissediyordu kendi kızını 20 yaşında evlendirmişti, torunu için de öyle olacağını düşünüyordu. Güzel kızdı, annesine çekmişti Dildâr. Çok olmuştu damadıyla kızını kaybedeli. Dildâr dört yaşındaydı, babasını kendi elleriyle uğurlamıştı göreve gönderirken. Arif Bey'in aklına anılar geldikçe gözleri sulanıyordu. Damadını toprağa verirken, 'Vatan sağolsun' demişti.. Kızı Dâne ağlamaktan harap olmuştu. Yürek bu acıya dayanamamıştı. Şimdi bile annesinin göz yaşlarını hatırlıyordu Dildâr. Aradan çok geçmeden kendini toparlamaya çalışmıştı, işe girmişti Dâne.

"Baba biraz kafamı toparlamak istiyorum" demişti. Bir daha da haber alamamışlardı, ne kadar araştırsalar da, her yere haber bıraksalar da kendisinden bir haber gelmemişti. Ne ölü ne diri. Arif Bey ne kadar kızsa da kızına içten içe üzülüyordu canı acıyordu. 'Nasip' dedi kendi kendine yaşlı adam. Ne kadar üzülse de geride kalan torununu düşündü. Onun kızına benzeyen sima'sını ellerini..

Kitap okumayı çok seviyordu Dildâr, bu konuda da hem dedesine hemde babasını çok örnek almıştı daha oturmayı öğrendiğinden bu yana oturur pozisyonda eline dergi verilmesinden mutluluk duyuyordu sanki, gülücük saçıyordu etrafına.

O an kapının sesiyle düşüncelerden sıyrılmıştı Arif Bey. Gelen kapıcı Ahmet idi. Eksikleri getirmiş, bir de günün gazetesini getirmişti.

"Geç kaldım kusura kalmayın Arif Hocam" demişti kapıcı.

"Estağfurullah Ahmet, işini yapıyosun sen, anca o kadar çocuktan sıranın bize gelmesi" diyip maytap geçmişti adamla.

Elindeki poşetleri almaya torunu gelmişti, 'dede dur ben yardım edeyim' diyerek poşetleri mutfağa götürmüştü Dildâr. Elindeki gazetesiyle salona geçmişti, bir yandan torunun açtığı türküye kulak veriyordu. Neşet Ertaş'la dolu dizgin keyifleniyordu. Dildâr müzik hastasıydı, elinde telefonu veya müzik çalarıyla radyo dinler rastgele çıkan her müziğe eşlik etmeye çalışır bilmediği birşeyse internetten açar bir kaç defa dinler ezberleyebildiği kadar söylemeye çalışır, hiç değilse kulak âşinalığı kazanmış oluyordu Arif Bey'e göre. Torunun bu canlılığını, hayat dolu oluşunu çok seviyordu. Elindeki gazeteyi incelerken birşey dikkatini çekmişti, büyük başlıkta;

'Okumayı seven kurtlar, var mısınız kendinizi denemeye?'

Merak etmişti, hemen hemen torununun merak edip okumadığı kitap yoktu, küçüklükten beri kitaplarla büyütmüşlerdi onu. Bir çocuğa laf anlatmak zordur en minik yaşlarında, çocuk büyüklerinden ne görürse onu yapardı. Onlarda öyle yapmıştı, okumuştu.

Onlar okudukça o da gelip yanlarına oturur 'dışaydan dede dışaydan' derdi. 3 yaşındaydı. Üniversiteye tekrardan hazırlanmak istiyordu, özel üniversiteye gitmek istememişti. Bu okul hem okumasını geliştirme de hemde sınava hazırlanırken disipline girmesinde faydalı olacak gibi görünüyordu. Aklının bir kenarına yazdı Arif Bey. Bir araştıracaktı. Hatta torunuyla konuşacaktı. İşin ucunda ödülü de vardı istediği üniversitede %100 burslu olacaktı. Güzel torunu yapardı. Ona inanıyordu. 'Çünkü onu ben yetiştirdim' diye düşündü.

Aradan bir hafta geçmişti, iyice araştırmıştı Arif Bey. Hoşuna gitmişti sistemi, torununu aldı karşısına anlattı böyle böyle. Ben başvurunu yapmak istiyorum, lise diploman ve başvuru da doldurman gereken bir form var diye söyledi. Dildâr, kendine karşı hissettiği duyguları biliyordu, inanıyordu kendine bir güven gelmişti. Çünkü dedesi

'sana inanıyoruz' demişlerdi. Doldurduğu formda klasik bilgiler isteniyordu, bir sayfa daha ilerlediğinde gördü ki sadece kişisel bilgiler istemediğini anladı. Okul, kitaplar üzerine kurulmuş bir eğitim sistemi yeriydi. İlk okuduğun kitap neydi'den başlayarak en son hangi kitabı okudun'a kadar sorular vardı. Şu kitabı okudun mu okumadın mı teyit ediyorlardı. Formunu doldurup göndermişti Dildâr.

'Hayırlısı olsun canımın içi' demişti nenesi. Kocaman sarılmıştı ona.

'Teşekkür ederim dedem' demişti. 'İyi ki varsın' demişti.

Öyle başlamıştı Dildârın okul macerası.

•Eskilere dalıp gitmeyi bir tek ben mi seviyorum?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.