Kübra ile birlikte çardaktan kalkıp Depo 4’ün yanındaki banklara doğru yürümeye başladık. Adımlarım ağır, başım öne eğikti. Ağlamaktan gözlerimin kenarları sızlıyor, yanaklarımda kuruyan gözyaşları cildimi geriyordu. İçimdeki o hırslı, inatçı kız gitmiş, yerini koca bir mahcubiyete bırakmıştı. Zihnimdeki fotografik hafıza Yaman’ın hastanedeki o çaresiz bakışlarını durmadan önüme getiriyor, attığım her adımda vicdanımı biraz daha sızlatıyordu.
Banklara yaklaştığımızda Yaman ve Arda’yı bizi beklerken bulduk.
Yaman arkasını duvara yaslamış duruyordu ama o eski, çelik gibi sert duruşundan eser yoktu. Bakışları doğrudan bana kaydı. Kızarmış gözlerimi, ıslak kirpiklerimi görünce çenesinin kasıldığını, gözlerindeki o soğuk perdelerin birer birer indiğini hissettim. İkimiz de tek bir kelime edemedik. O göz temasında koca bir mahcubiyet ve söylenmemiş onlarca cümle vardı.
Sessizliği bozan Kübra oldu:
— Evet... Artık sadede gelelim. Eyşan’ın bize göstereceği çok önemli şeyler var.
Derin bir nefes aldım. Titreyen ellerimle hırkamın iç cebine uzandım. O yanık kokusu hâlâ sinmiş olan kağıtları, Güney Abi’nin notunu ve Erva’nın kimlik kartı parçasını çıkarıp bankın üzerine koydum. Duygusal gerilim bir anlığına geri çekilmiş, yerini ağır bir ciddiyete bırakmıştı.
Arda öne eğilip kağıtlara baktı:
— Bunlar... Yanan evden mi?
— Evet, —dedim, sesim ağlamaktan biraz pürüzlü çıksa da dik durmaya çalışarak.— Güney Abi’nin notu... Ve bir doğum ihmal belgesi.
Kübra notu eline alıp alçak sesle okudu:
— "Beni gözaltına alabilirler Songül... Kanıtları yok et..."
— Güney Abi bir ebe, —diye devam ettim, yutkunarak.— Yıllar önce bir bebeğin doğumunda devasa bir hata yapmış. Kariyeri bitmesin diye olayı kapatmış, belgeleri de tünelde saklamış. Songül Abla o gün evde bu kanıtları yakmaya çalışıyordu.
Yaman yavaşça banka doğru bir adım attı. Gözleri masadaki kağıtlara kilitlenmişti.
— Ve ben... —dedim parmaklarım hafifçe titrerken Erva’nın kimlik parçasına dokunarak— Erva’nın kimliğini buldum. Ama...
Erva’nın kimlik parçasını biraz daha ışığa doğru kaydırmak için elimi uzattım. Tam o anda, Yaman da belgeyi incelemek için elini uzattı.
Ve parmaklarımız kazara birbirine değdi.
Sanki bir anlığına zaman durdu. İkimiz de elektriğe kapılmış gibi öylece kaldık. Yaman elini hemen çekmedi. O soğuk, mesafeli adam gitmiş; parmaklarının ucundaki o hafif sıcaklıkla bana bakan bir çocuk kalmıştı. Gözlerimin içine baktı. Sesimizdeki bütün o buzlar erimişti; inanılmaz derecede kısık, sadece birbirimizin duyabileceği bir fısıltıyla aynı anda konuştuk:
— Özür dilerim Eyşan...
—Özür dilerim Yaman...
Gözlerimi ondan kaçırmadan hafifçe sırıttım. Ne bir sarılma vardı aramızda ne de büyük laflar... Ama o küçük parmak teması ve o kısık özür, ikimizin arasındaki bütün o keçi toslaşmalarını bir anda silip atmıştı.
Yaman elini yavaşça çekti ve belgenin üzerine odaklandı.
Arda kaşlarını çatıp araya girdi:
— Durun bir dakika... Bu Erva’nın doğum belgesi dedin ama soyadı kısmında ne yazıyor böyle? Bunların soyadı 'Küçük' değil miydi?
Kübra belgeyi gözlerine biraz daha yaklaştırdı, nefesi kesildi:
— Burada... Burada soyadı YI... diye başlıyor.
— YI mı? —dedi Arda şaşkınlıkla.— Nasıl yani?
Yaman başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde ilk defa bu kadar derin bir analiz ve endişe vardı.
— Eyşan... —dedi Yaman, sesi gayet ciddiydi.— Sizin sülalede bu adamla, yani Güney’le geçmişte bir bağlantısı olan var mı? Bu belgedeki çocuk... Sizin uzak bir akrabanız, sülaleden saklanan bir çocuk olabilir mi?
Beynim bir anda durdu. Fotografik hafızam soyadı YI ile başlayan bütün akrabalarımı taradı ama bir türlü anlam çıkaramadım.
— B-bilmiyorum... —dedim, sesim titreyerek.— Biz bu şehirdeki tek Yılmaz ailesiyiz. Güney Abi bizim üst komşumuz... Ama Erva bizim sülaleden birinin saklanan çocuğu mu, uzak bir akrabamız mı... Aklım almıyor!
Aklımıza gelen tek şey, Erva’nın bizim sülaleden birine ait olduğu ve Güney Abi’nin bu çocuğu bir şekilde kendi üstüne geçirdiği ihtimaliydi. Ortada reddedilemez bir gerçek vardı: Erva, ya bizim ailemizle bir şekilde bağı olan, soyadı değiştirilmiş ve Güney Abi tarafından saklanmış bir sırrın tam ortasındaydı, ya da başka bir soyadına sahip üst komşularımızda dahil hiçbirimizle bir ilgisi olmayan küçük bir kız çocuğuydu.
Yaman banktaki belgeleri özenle topladı ve bana uzattı:
— Bu belgeleri çok iyi sakla Eyşan. Ve o evdeki tek bir şeye bile dokunma artık. Bu iş düşündüğümüzden çok daha derin.
Gözlerindeki o korumacı ışığı tekrar gördüm. Aramızdaki mesafe kapanmamıştı belki ama o kırılan güven yeniden inşa olunmaya başlamıştı.
— Şimdi... —dedi Kübra, kararlı bir sesle— Bu puzzle'ın parçalarını tek tek birleştireceğiz. Erva’nın bizim sülaleyle olan bağını ve gerçekte kim olduğunu bulacağız.
