İçeriğe geç

DEPO 4

Bölüm 8 · 5 dk okuma

DEPO 4

Bölüm 8

Dumanın Ardındaki Gölgeler

Okulun bahçe kapısından içeri adım attığımda rüzgar yüzüme sertçe çarptı. Depo 4’ün hemen yanındaki bankta üçünü birden gördüm. Yan yana oturmuş, alçak sesle bir şeyler konuşuyorlardı. Tünelden çıktığımız o andan beri hiçbirimiz eskisi gibi değildik zaten; herkesin üzerine garip, ağır bir ciddiyet çökmüştü.

Beni ilk fark eden Kübra oldu. Yüzümün halini görür görmez endişeyle ayağa kalktı:

— Eyşan? Kızım senin yüzün niye bembeyaz? İyi misin sen, ne oldu?

Arda da ciddiyetle doğruldu, o her zamanki şakacı halinden eser yoktu:

— Eyşo gerçekten hortlak gibisin, bir şey mi oldu evde?

Cevap vermedim. Bakışlarım doğrudan bankın köşesinde oturan Yaman’a kaydı. Yaman yavaşça ayağa kalktı. O kahverengi gözlerinde hâlâ o aşılmaz, soğuk duvar duruyordu. Beni süzdü ama tek bir kelime etmedi. O sustukça benim içimdeki inatçı keçi şahlanıyordu. Hastanede başımda "Neresi ağrıyor?" diye panikleyen, elimi kapatan çocuk gitmiş, yerine yine o ulaşılmaz Yaman Çevik gelmişti.

Doğrudan Yaman’ın üzerine yürüdüm:

— Ne var Yaman? Yine neyi süzüyorsun o dik kafalılığınla? Hastanede başımda bağırıp çağırırken gayet dilliydin. Şimdi niye taş kesildin?

Yaman kollarını göğsünde birleştirdi. Sesini tek bir ton bile yükseltmeden, gayet sakin ama mesafeli cevap verdi:

— Hastanede baygın bir insan vardı Eyşan. Müdahale edilmesi gerekiyordu, ben de gerekeni yaptım. Abartacak bir şey yok.

"Abartacak bir şey yok"muş! Zihnimdeki fotografik hafıza, onun hastane koridorunda elimi tutarkenki o titreyen parmaklarını, "Neresi ağrıyor?" diye bağırırken gözlerinde çakan o saf korkuyu bir fotoğraf gibi önüme getirdi. Gözlerim bir anda dolmaya başladı. Yaşadığım o kadar olaydan, yangından, belirsizlikten sonra bir de karşımda buz gibi durması gururumu öyle bir kırdı ki, yaşların yanaklarıma süzülmesine engel olamadım.

— Keşke o dumanın içinde bıraksaydın beni Yaman! —diye bağırdım, sesim titrerken ve hıçkırıklarım boğazıma dizilirken.— Keşke bıraksaydın da bu soğuk suratını görmek zorunda kalmasaydım! Neyin havasındasın sen ya, neyin?!

Yaman’ın gözlerindeki o çelik gibi sertlik tek bir milim bile kıpırdamadı, ama bir an gözleri akan yaşlarıma kaydı:

— Ben yapmam gerekeni yaptım Eyşan. Gururunu bir kenara bırakıp mantıklı düşünmeyi öğrenemediğin sürece bu kafayla daha çok duvarlara çarparsın.

İki inatçı keçi gibi birbirimizin üzerine yürümeye ramak kalmışken Kübra aniden araya girdi. Ama ne Yaman’a bağırdı ne de bana kızdı. Yüzünde sadece derin bir çaresizlik ve üzüntü vardı. Elini nazikçe omzuma koydu:

— Eyşan... Gel benimle, —dedi yumuşacık bir sesle.— Yürü biraz hava alalım.

— Kübra bırak! —diye silkelenmeye çalıştım, bir yandan gözyaşlarımı elimle silerken gözlerim öfkeyle hâlâ Yaman’a kilitliydi.— Baksana şuna, hâlâ bana akıl veriyor!

— Eyşan, lütfen... Benim için. Yürü gidelim.

Kübra hiç kimseye haklı ya da haksız demeden koluma girdi ve beni banklardan uzaklaştırmaya başladı. Okulun arka bahçesindeki o eski, tenha çardaklara kadar tek kelime etmeden yürüdük. Çardağa oturduğumuzda ağlamaktan ve öfkeden nefes nefese kalmış durumdaydım. Gözlerim kıpkırmızı olmuştu.

— Gördün değil mi? —dedim Kübra’da destek arayarak, yaşlar tekrar gözümden süzülürken.— Nasıl bir buz dağı gibi duruyor karşımda? Benden hoşlandığını, bana değer verdiğini sanıp ümitlendim ben Kübra... Bayağı bayağı ümitlendim! Ama adam yüzüme bile bakmıyor, "görevimi yaptım" diyor!

Kübra derin bir iç çekti. Elimi tuttu:

— Eyşan... Yaman’a çok yükleniyorsun ama inan bana sebeplerini bilmediğin için böyle yapıyorsun. Biz Yaman’la mahalleden çocukluk arkadaşıyız. Onu kendini bildim bileli tanırım. Yaman böyle biri değildi, o duvarları kendi ördü.

Gözlerimi Kübra’ya diktim, yaşlar yanağımda kururken içimdeki öfke dalgası yavaşça çekilmeye başladı:

— Nasıl yani?

— Yaman 8 yaşındayken... En yakın olduğu, kardeş gibi büyüdüğü kuzenini gözlerinin önünde bir ev yangınında kaybetti Eyşan. Yangın çıktığında Yaman da o evdeymiş. İtfaiye gelene kadar çaresizce beklemiş, hiçbir şey yapamamış...

Duyduğum şeyle sanki göğsüme koca bir taş oturdu.

— O günden beri Yaman duman kokusu aldığında kontrolünü kaybeder, —diye devam etti Kübra.— O gün senin evinde dumanı görünce, seni de orada o halde bulup kucağına aldığında eski travması tetiklendi. Seni hastaneye koştururken "Zaman yok" diye bağırışı, başındaki o korkusu... Eyşan, o kriz anında senin yüzünde kaybettiği kuzenini gördü. Seni kaybetmekten öyle bir korktu ki...

Zihnimdeki o lanet fotografik hafıza, Yaman’ın hastanedeki o titreyen ellerini önüme getirdi. O gözlerdeki şey romantik bir "ümit" değil, 8 yaşındaki bir çocuğun ateşe karşı duyduğu devasa dehşetti. Adamın en büyük yarasını kanatmış, üzerine gidip bir de ağlayarak hesap sormuştum. Yerin dibine geçmek istedim.

Aynı anlarda, Depo 4’ün yanındaki bankta...

Kübra ile Eyşan uzaklaştıktan sonra Arda elindeki tahta parçasını banka bırakıp Yaman’ın yanına geçti. Yaman’ın gözleri hâlâ Eyşan’ın ağlayarak gittiği yola takılı kalmıştı. Yüzü gergin, gözleri hafifçe dolmuş gibi buğulanmıştı ama çenesini sıkıp kendini tutuyordu.

— Bro... —dedi Arda, sesindeki o alışılmadık ciddiyetle.— Kızın üstüne çok gittin. Kızı hüngür hüngür ağlattın oğlum.

Yaman kafasını bile kaldırmadı, gözlerini kırpıştırıp yutkundu:

— Ben gerçeği söyledim Arda. Yanlış çıkarımlar yapıyor.

— Yapma gözünü seveyim Yaman, —diye sözünü kesti Arda.— Kız ölümden döndü oğlum. Evinde yangın çıktı, dumanın ortasında kaldı, bayıldı. Kız zaten psikolojik olarak çökmüş durumda. Hastaneden gözünü bir açıyor, sen başındasın. Kız yaşadıklarından sonra tamamen senin o ilgine, senin o verdiğin ümite tutunmuş işte. Sen ne bekliyordun ki?

Yaman’ın çenesi kasıldı. Tek bir kelime edemedi, gözlerindeki buğu derinleşti.

— Kız kendini güvende hissetmek istedi manasızca, —diye devam etti Arda.— Sen gelmişsin burada adama koruyucu melek gibi davranıp, ertesi gün arkana buzdan duvar örüyorsun. O kız inatçı falan ama aptal değil. Sen öyle duvar ördükçe, o da senin o duvarlarına çarpa çarpa canı yanıyor.

Yaman derin bir nefes verdi, bakışlarını yere indirdi:

— Ben sadece... O dumanı görünce yine aynı şeyi yaşayacağımı sandım Arda. Yine birini kurtaramayacağımı sandım.

— Anlıyorum bro, —dedi Arda sakince.— Ama Eyşan senin geçmişin değil. Ve şu an hırkasının cebinde yanan evden çıkardığı garip kağıtlarla oradan bize bakıyor. O kıza bir özür, o belgelere de bir açıklama borçlusun.

Yaman gözlerini kapattı. İçindeki o inatçı keçi ilk defa pes etmek üzereydi.

Bölüm sonu

1 yorum