İçeriğe geç

DEPO 4

Bölüm 7 · 2 dk okuma

DEPO 4

Bölüm 7

Kimim Ben?

Salondaki yarısı yanmış kanepenin üzerinde öylece kaldım. Bir elimde Güney Abi’nin notu, diğer elimde o yanık doğum belgesi... Etrafı kaplayan o geniz yakan is kokusu ciğerlerime değil, doğrudan ruhuma doluyordu sanki.

Gözlerimi boşluğa diktim. Zihnimdeki o lanet fotografik hafıza bir film şeridi gibi geri sarmaya başladı.

Anaokulundaki boya kalemlerinin numaralarını bile hatırlayan ben... Derslerde öğretmenin ağzından çıkan tek bir kelimeyi kaçırmayan, o bilgileri zihnine adeta bir fotoğraf gibi kazıyıp denemelerde hep birinci olan ben... Doğuşumdan beri taşıdığım bu özellik yüzünden zaman zaman kendimi garip hissettiğim doğruydu ama hiçbir zaman ailemden şüphe etmemiştim. Annemin sıcak çorbası, babamın bana bakarken gözlerinin içinin gülüşü... Onların bu pislikle hiçbir alakası olamazdı. Onlar masumdu. Haber bile vermemiştim onlara olaylardan.

Ama Güney Abi... Ve onun telaşla arkasını toplamaya çalışan karısı Songül Abla...

Cebimdeki kağıt parçasını tekrar çıkardım. Parmağım Güney Abi’nin yazdığı o satırların üzerinde gezindi: "Beni gözaltına alabilirler Songül... Kanıtları yok et..."

İşte bütün olay bu iki satırda saklanıyordu. Güney Abi... Her gün okula giderken selam verdiğim Güney Abi, gerekirse çocuğunu bana emanet eden Güney Abi, ne gibi bir suç işleyip böyle bir şüpheye düşebilirdi?

İçimdeki şüphe ve midemdeki o ağır bulantı birbirine karıştı. Ellerim titriyordu ama bu korkudan değildi; öfkeden, yutkundukça boğazıma takılan o yumrudandı.

Ben Eyşan Şura Yılmaz’dım. Okul birincisi, inatçı, hiçbir şeyin altında kalmayan, gerektiğinde en zor olayın bile üzerine gözü kapalı giden o kız... Fakat şu an, o yanmış salonun ortasında kendimi ilk defa bu kadar çaresiz, bu kadar kimsesiz hissediyordum. İçimdeki gurur "Kendi başına çöz bu işi, kimseye muhtaç olma" diye bas bas bağırıyordu. Ama hayır... Bu yük sadece benim zihnimin kaldırabileceği bir şey değildi. Tünelde benimle olan, depoda o kilitli kapının arkasında kader birliği yaptığım o 3 kişiye bunu anlatmak zorundaydım. Aileme bir şey belli edip onları yıkamazdım. Polis desen, elimdeki yarım yamalak belgelerle ne yapacağımı bilmiyordum.

O kağıtları hırkamın iç cebine özenle yerleştirdim. Mührü göğsüme basılmış gibi canımı yakıyordu.

Ayağa kalktım. Yanık kokulu o daireden çıkıp alt kata, kendi evimize indim. Banyoya geçip musluğu sonuna kadar açtım. Yüzüme defalarca soğuk su çarptım. Aynadaki yansımama baktım; gözlerimin etrafı kızarmıştı, dudaklarım titriyordu. Ama bakışlarımdaki o inatçı ışık hâlâ oradaydı. Erva salonda hiçbir şeyden habersiz benim eski oyuncaklarımla oynuyordu. Ona bakarken içim cız etti. Sürekli bana benzetilen, saçını ördüğüm, resim çizdirdiğim ama şimdi soyu belirsiz kalan o küçük kız... Başında nasıl bir belanın dolandığını bile bilmiyordu.

Anneme fark ettirmeden hırkamı giydim. Çıkarken "Ben biraz hava alacağım" dedim, sesimin titrememesine gayret ederek.

Bizi bir araya getiren o lanet Depo 4’e ve o depoyu düzenlememiz için bizi seçen öğretmenlere içimden lanetler okuyarak okula doğru yürümeye başladım. Aramızda öyle ortak bir mesaj grubu falan yoktu, zaten hiçbir zaman öyle aşırı samimi bir grup da olmamıştık. Ama hastanedeki, Yaman’la bir keçi gibi toslaşmamıza ve o telaşıyla gururunun karışıp bana patlamasına rağmen onları okul bahçesinde ya da deponun yakınlarında bulacağımı biliyordum. Çünkü Arda’nın o saçma esprilerinin arkasında, Kübra’nın o çözüm odaklı ciddiyetinde ve Yaman’ın o duvar gibi duran inadında bir şey vardı... Onlar da o tünelden çıktıktan sonra artık eskisi gibi değildi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.