Eve döndükten sonra yatağa yattığım gibi uyuyakalmışım. Uyandığımda vicdan azabından geceleri uyuyamadığım hatta Yaman'la aramızın açıldığı en yakın arkadaşlarımdan biri olan Defne'den mesaj geldiğini gördüm. Yazdığına göre Almanya’ya yerleşeceklerdi ve uçuşuna sadece bir gün kalmıştı. Defne’nin Trabzon Yukarıova’daki son gecesini tam anlamıyla unutulmaz kılmak için erkenden planı yaptık. Öğleden sonra AVM’de buluştuk. Reyonların arasında çocuk gibi koşuşturduk; renk renk yüz maskeleri, abur cubur paketleri, eşleşen sevimli pijamalar ve bir sürü ıvır zıvır aldık. O kırılan ilkokul anısının kasveti, yerini AVM koridorlarında çınlayan kahkahalarımıza bırakmıştı bile.
Akşam eve geçtiğimizde tam bir pijama partisi havası esiyordu. Yatak odasının ortasına tulumları ve yastıkları yaydık. Yüzlerimize o komik yeşil kil maskelerini sürüp aynanın karşısında fotoğraflar çektik.
İşte tam o anlarda, paketleri açıp geceye hazırlanırken içimdeki o devasa soru işaretini söze döktüm. Gözlerim ister istemez Defne’nin rahat hareketlerine kayıyordu.
Defne durumumu fark edip gülümsedi. Oturduğu yerden doğruldu, odanın içinde hiçbir zorlanma belirtisi göstermeden gayet rahat bir şekilde yürüdü.
— "Bana hâlâ o günkü gibi bakıyorsun Eyşan," dedi yumuşak bir sesle. Yanıma gelip bağdaş kurarak oturdu. "Sırtında taşıdığın o vicdan azabını hissedebiliyorum. Yapma bunu kendine."
— "Defne..." dedim gözlerim dolarken. "Ben seni uyarana kadar... Benim yüzümden—"
— "Senin yüzünden değil," diye sözünü kesti Defne kesin bir tonla. Elimden tuttu. "Sen küçük bir çocukken bile korumacıydın Eyşan. Beni uyardın, 'Basma' dedin. Dinlemeyen benim çocukluğumdu. Ama bak bana... Yıllarca fizik tedavi gördüm, çok zorlu süreçlerden geçtim ama iyileştim! Yürüyorum, koşuyorum, hatta Almanya’da bir dans kursuna yazıldım! O kaza benim hayatımı bitirmedi Eyşan. Şimdi o hafızandaki kötü kareyi sil. Beni şu anki halimle kaydet zihnine: Mutlu, iyileşmiş ve yeni bir hayata başlayan Defne olarak."
Gözlerimden süzülen yaş yanağımdan aşağı aktı. Yıllardır zihnime kazınan o vicdan azabı, Defne’nin bu canlı ve mutlu hali karşısında bir anda eriyip gitti. Zihnimdeki o 8 yaşındaki küçük kız çocuğu sonunda sakinleşmişti.
O gece hiç uyumadık, sabahladık. Dedikodular, dökülen cips paketleri, izlediğimiz filmler ve kahkahalarla geceyi devirdik.
Sabah güneş Trabzon Yukarıova’nın yeşillikleri üzerine doğarken annemle babamın hazırladığı o mis gibi kahvaltı masasına oturduk. Küçük kardeşim Erva da uykulu gözlerle yanımıza sokuldu. Kahvaltıda Erva’nın neşeli halleri, annemin çay ikramları ve babamın esprileriyle içimizi ısıtan tam bir aile ortamı vardı.
Kahvaltıdan sonra hazırlanıp evden çıktık. İlk durağımız Erva’yı voleybol kursuna bırakmaktı. Erva’yı salona teslim ettikten sonra sahil tarafına doğru yürüdük. Çünkü gruptakilerle sözleşmiştik; Defne’yi gitmeden önce bizim "dörttok" ekibiyle, yani Yaman, Kübra ve Arda’yla tanıştıracaktım!
Sahil kafeye vardığımızda bizimkiler masada bizi bekliyordu.
— "İşte bizim ekip!" dedim Defne’yi masaya takdim ederek. "Yaman, Kübra, Arda... Bu da bahsettiğim Defne."
Arda hemen zıpladı: "Ooo, hoş geldin Defne! Eyşan senin o müthiş enerjini anlata anlata bitiremedi."
Kübra içtenlikle sarıldı, Yaman da her zamanki saygılı haliyle selam verdi. Masaya oturduğumuzda Arda yine formundaydı, esprileriyle Defne’yi kırıp geçirdi. Dördü de Defne’yi sanki yıllardır tanıyorlarmış gibi bağırlarına bastılar.
Kafeden sonra hep birlikte bavullarını alıp Trabzon Havalimanı’na doğru yola çıktık. Dış hatlar gidiş terminalinin kapısına geldiğimizde içimizi tatlı bir hüzün kaplamıştı.
Defne dönüp tek tek bizimkilerle sarıldı. "Eyşan’a çok iyi bakın tamam mı?" dedi gözleri parlayarak.
Arda göğsünü kabarttı: "Merak etme Defne, 'dörttok' koruması altında kendisi!"
Sıra bana geldiğinde Defne’yle kelimelerin yetersiz kaldığı o uzun sarılmayı yaşadık. Yılların yükü, o gün o sarılmada tamamen yok olup gitti.
— "Yeni hayatında çok mutlu ol Defne," diye fısıldadım.
— "Sana verdiğim sözü unutma Eyşan," dedi geri çekilip gözlerimin içine bakarak. "Beni iyileşmiş halimle hatırla. Ve artık kendi hayatını yaşamaya başla."
Defne pasaport kontrolüne doğru yürürken dördümüz yan yana durduk. Arkasını dönüp son bir kez el salladı, biz de ona gülümsedik.
Havalimanının camından kalkan uçağın gökyüzüne süzülüşünü izlerken Yaman yanıma gelip omzuma hafifçe dokundu. Kübra koluma girdi, Arda da diğer yanımda durdu.
Telefonumu çıkarıp gökyüzüne yükselen uçağın bir fotoğrafını çektim ve grup mesajlaşmamıza attım:
"Bugün gökyüzü çok temiz. Artık geçmişin gölgesi kalmadı."
Yaman’dan saniyesinde cevap geldi: "Her zaman yanındayız."
Kübra: "Gönlünün hafiflemesine çok sevindim canım."
Arda: "E harika! Bu kadro tamamlandığına göre simitler benden!"
Depo 4’ün karanlığı, geçmişin vicdan azapları... Hepsi geride kalmıştı. Şimdi önümüzde dördümüzün sırt sırta verdiği, yepyeni bir sayfa vardı.