Gözlerimi açtığımda salonun içi iyice kararmıştı. Pencerelerden içeri sızan cılız sokak lambasının ışığı, etrafa saçılmış cam kırıklarını ve devrilmiş metal dolabın gölgesini cılızca aydınlatıyordu. Rutubet ve keskin toz kokusu genzimi yakıyordu. Soğuk betonun üzerinde, o enkazın hemen yanında nasıl uyuyakaldığımı bile hatırlamıyordum. Yaşanan o ağır krizin, gözyaşlarının ve bedenimizin sınırlarını zorlayan tükenmişliğin ardından ikimiz de yere serilmişiz meğer.
Hafifçe kımıldadığımda Yaman da irkildi. Gözlerini açmaya çalışırken yüzü acıyla buruştu; şakaklarından süzülen ter kurumuş, sargısız ellerindeki ve kollarındaki derin kesiklerin kanı üstüne yapışmıştı.
— "Eyşan..." dedi sesi krizin yorgunluğundan kısık ve pürüzlü bir halde. "Sen... gitmedin mi?"
Cevap vermedim. Derin bir nefes alıp omuzlarındaki tozu ve üstüne yapışan cam tozlarını elimle temizlemeye çalıştım. İçimde ona karşı en ufak bir öfke kalmamıştı; onun yerini kocaman bir çaresizlik, korku ve içimi eriten bir merhamet almıştı. Yaman’ın o halini, kanlar içindeki ellerini gördükçe içim eziliyordu.
— "Gidemedim tabii," dedim alçak bir sesle. Gözlerim yine dolmuştu. "Seni bu halde bırakıp nasıl gideyim Yaman? Delirdin mi sen? Çok canın acıyor mu?"
— "İyiyim ben," diye mırıldandı, kanlı elini benden saklamak istercesine geriye çekmeye çalışarak. "Seni bu hale soktuğum için... özür dilerim."
O sırada metal kapının gürültüyle açılmasıyla irkildik. İçeri giren Arda’nın elindeki telefon feneri o tozlu ve karanlık odanın içinde deli gibi gezindi.
— "Oğlum siz n’apıyosunuz burada? Saatlerdir her yerde sizi arıyoruz!" diye bağırdı Arda. Sonra feneri Yaman’a tutunca sesi birden kesildi. "Lan Yaman? N’oldu lan eline? Kan revan içindesin!"
Kübra hemen yanıma koştu, gözleri kocaman açılmıştı. "Eyşan iyi misin? Ne oldu bu çocuğa?"
Arda, Yaman’ı kolundan tutup zorla ayağa kaldırdı. "Yürü revire, hemen! Bu el bu haldeyken mikrop kapar, başımıza bela olur."
Revirde geçen o yarım saat tam bir kaos gibiydi. Hemşire "N’aptınız birbirinize böyle?" diye söylenirken biz sadece birbirimize bakıyorduk. Yaman’ın yaralarını temizletirken Arda’nın vicdan azabı ve siniri yüzünden okunuyordu.
Aradan iki gün geçmişti. Olayın şoku azıcık da olsa yatışmıştı ama dördümüz arasındaki o "görünmez duvarlar" hâlâ duruyordu. Okulun arka bahçesindeki o banklarda, tam da her şeyin patladığı yerde toplandık. Kübra, herkesin sessiz kaldığı o anı bozdu.
— "Tamam," dedi Kübra, sesi her zamanki gibi net ve sorgulayıcıydı. "Depo 4 olayını hepimiz birlikte yaşadık. Melis’in gözümüzün içine baka baka 'Sizi içeri Ceylin kilitledi!' yalanına erkeklerin hemen atlamasını, Eyşan’ın kapı altından baktığında koridorda gördüğü o tokayı söylemesine rağmen hem Arda’nın hem Yaman’ın Melis’in o ağlak masum numaralarına kanmasını zaten biliyoruz. Gerçekler ortaya çıktı, Ceylin'in suçsuz olduğu, kapıyı Melis’in kendi kilitleyip Ceylin’e iftira attığı ve o tokanın da Melis'in çantasından düştüğü patladı... Ama abi siz ikiniz niye hâlâ birbirinizi yiyorsunuz? Gerçek ortaya çıktığı halde bu çatışma niye bitmedi?"
Sessizlik oldu. Yaman başını öne eğdi, elleriyle sargılı dizlerini sıktı. Ben de gözlerimi çimlerden ayıramadım.
Arda mahcup bir şekilde öne eğildi. "Biz de salaklık ettik, Melis’in o ağlak tavırlarına kandık Eyşan, eyvallah... Ama Yaman’la senin arandaki bu mevzu kilitten, tokadan çıktı artık. Sanki birbirinizi yok etmek istiyormuş gibi davranıyosunuz."
Kübra ikimize baktı. "Harbi diyorum, neden bu kadar sakin kalamadınız? Neden gerçek ortaya çıkınca bile 'Tamam geçti' diyemediniz? Sanki içinizde başka bişey patlamış gibi."
Yaman derin bi nefes aldı, omuzları çöktü.
— "Sadece o toka ya da Melis’in yalanı değildi aslında..." dedi, sesi iyice düşerek. "Benim ailemin dağılma sebebi, tam olarak bu güvensizlikti. Babam bir gün anneme inanmak yerine başkalarının lafına kandı. 'Emin misin, bence yanlış hatırlıyorsun' dedi, annemi sorguladı, şüpheyle yaklaştı. O evde tek bir güvensizlik cümlesi yüzünden her gün kavga çıktı ve sonunda her şey bitti. Ailem dağıldı."
Yaman kafasını öne eğip fısıldadı: "Eyşan sen o gün bana 'Sana güvenmiyorum, bittin benim için' dediğin an... Ben babamın yaptığı hatanın aynısını yaptığımı hissettim. Bütün çocukluğum gözümün önüne geldi. 'Ben de babam gibi en sevdiğim insanı güvensizliğimle kaybettim' dedim. O kriz, o elini duvara vurmalar... Hepsi babam gibi olmayayım derken kendimi kaybetmemdenmiş meğer."
Ortamı devasa bir sessizlik kapladı. Arda’yla Kübra birbirine baktı. Yaman’ın içindeki bu eski yarayı Arda bile ilk defa duyuyordu.
Gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Elimdeki peçeteyi masaya bırakıp Yaman’ın sargılı eline baktım.
— "Ben de sana çok yüklendim..." dedim yavaşça. "Sana değil de, o an hissettiğim çaresizliğe bağırdım aslında."
— "Nasıl yani?" diye sordu Kübra merakla.
Derin bir iç çektim. Yıllardır kimseye anlatmadığım o gün yeniden zihnime geldi.
FLASHBACK – 6 YIL ÖNCE (İLKOKUL)
İlkokul 2. sınıftaydım. En yakın arkadaşım Defne’yle mahalledeki eski binanın çevresinde oynuyorduk. Fotografik hafızam o zamanlar da vardı, gördüğüm her detayı zihnime kazıyordum. Defne paslı demir merdivenlere doğru koşarken bir gün önce oradaki ana taşıyıcı cıvatanın yerinden çıktığını net bir şekilde hatırladım.
— "Defne dur! Oraya basma!" diye bağırdım arkasından.
Defne durdu, arkasına döndü. — "Ne alaka Eyşan? Her zaman çıkıyoruz buraya."
— "O cıvata kopuk Defne! Fotografik hafızamla dün gördüm, merdiven çökecek, basma noluur!" diye yalvardım.
Defne bana baktı, hafifçe güldü. — "Uydurma Eyşan ya, emin misin? Bence sen yanlış hatırlıyorsun." dedi ve dinlemeyip adımını attı.
O an gözümün önünde devasa bir gürültü koptu. Paslı demir basamak kırıldı, Defne yüksekten betonun üzerine düşüp sakat kaldı. Ailesi onu şehirden götürdü, bir daha hiç görüşemedik.
ŞİMDİKİ ZAMAN
Gözyaşlarımı silip Yaman’a baktım.
— "Defne bana 'Emin misin, yanlış hatırlıyorsun' dedi ve o kaza oldu," dedim sesim titreyerek. "Depo 4 kapısının altından tokayı görüp size söylediğimde, sen ve Arda bana inanmayıp 'Emin misin Eyşan?' dediğiniz an... Ben yine o sekiz yaşımdaki çaresiz kıza dönüştüm Yaman. İçimde iki büyük yara hortladı: 'Neden bana inanmadılar?' öfkesi ve 'Onlara kendimi inandıramadım' vicdan azabı... Gerçekler ortaya çıksa bile o an bana inanmamış olmanız beni bitirdi. Ben aslında sadece o anki olaya değil, geçmişin o karanlık gölgesine tepki verdim."
Yaman masanın üzerinden sargılı elini uzatıp benim elimin üstüne koydu. Canını yakmamaya çalışarak tuttum elini.
— "Ben çok özür dilerim Eyşan," dedi Yaman, gözlerimin içine bakarak. "Senin o hafızana da, sana da bir daha asla şüpheyle bakmayacağım. Söz veriyorum."
Arda mahcup bir şekilde başını öne eğdi. "Ben de özür dilerim Eyşan... Tokayı söylediğinde Melis'in lafına kanıp kestirip atmamalıydık."
— "Ben de özür dilerim," dedim Yaman’a bakıp hafifçe tebessüm ederek. "Sana bu kadar yüklenmemeliydim. İkimiz de geçmişin korkularıyla hareket ettik."
Kübra gülümsedi. "Sonunda be... İkiniz de içsel dertleriniz yüzünden birbirinizi yiyormuşsunuz meğer. Ama artık o defter kapandı."
O an, Karadeniz’in soğuk rüzgârına rağmen, ilk defa birbirimize karşı bu kadar hafif hissediyorduk. Bütün düğümler çözülmüştü.