İçeriğe geç

DEPO 4

Bölüm 22 · 4 dk okuma

DEPO 4

Bölüm 22

Gerçekler ve Kırgınlık

Okulda geçen o koca gün boyunca gerilim tırmanmaya devam etti. Koridorlarda Yaman veya Arda ile göz göze geldiğimiz her an, kafamı çevirip yollarımı değiştirdim. Melis ise bir gölge gibi ikisinin etrafında dönüyor, sürekli kahveler taşıp Yaman’ın gözüne girmeye çalışıyordu. Yaman’ın yüzündeki o suçlu ama bir yandan da Ceylin’i sıkıştırmaya odaklanmış kararlı ifadeyi gördükçe kalbimin kırıklığı hırsa dönüşüyordu.

Ders çıkış zilinin çalmasına yarım saat kala Kübra ile koridorun köşesinde buluştuk. Melis bir süredir ortalıkta yoktu.

— "Melis az önce Ceylin’in yanına gitti," dedi Kübra nefes nefese. — "Kulağına bir şeyler fısıldadı, sonra onu okulun arka tarafındaki eski malzeme deposuna doğru götürdü. Bizim saf oğlanlar da peşlerinde!"

Gözlerimi kısıp çantamı omuzuma taktım. — "İşte beklediğimiz an geldi. İtirafı almanın tam sırası."

Hızlı ama sessiz adımlarla okulun arka koridoruna yöneldik. Binası eskiyen ve öğrencilerin pek uğramadığı bu malzeme odasının koridoru son derece tenha ve sessizdi. Yaklaştığımızda koridorun sonundaki kapının açık olduğunu ve içeriden fısıltılı sesler geldiğini fark ettik.

O an, pencerenin dışındaki ahşap panjurların arkasına gizlenmiş iki kişiyi fark ettik: Yaman ve Arda. Melis’in girdiği yeri tespit etmişler, Ceylin’i suçüstü yakalama sevdasıyla dışarıdan konuşmaları dinliyorlardı. Bizi fark etmemişlerdi bile.

Kübra’ya sus işareti yapıp parmak uçlarımda malzeme odasının açık duran arka kapısına doğru ilerledim. Odanın içi eski sıralar, tozlu panolar ve spor malzemeleriyle doluydu. Kapının arkasındaki geniş dolabın kör noktasına Kübra ile birlikte sessizce sızdık. Cebimden telefonumu çıkarıp ses kaydedicisi uygulamasını açtım. Kırmızı kaydet butonuna bastığım an kalbim küt küt atmaya başladı.

Odanın ortasında Melis, pısırık bir şekilde duran ve korkudan tir tir titreyen Ceylin’in tepesine dikilmişti.

— "Bu tokayı alacaksın Ceylin!" dedi Melis, sesindeki o tatlı mağdur ifadeden eser kalmamıştı. Sesi buz gibi, tehditkâr ve sertti. Cebinden o mor, metalik parıltılı saç tokasını çıkarıp Ceylin’in eline tutuşturmaya çalıştı. — "Rehberlik ya da idare sorarsa 'Depo 4’ün kapısında bunu düşürdüm, kilitlerken oradaydım' diyeceksin!"

Ceylin ağlamaklı bir sesle elini geri çekti. — "Ama Melis... Ben yapmadım ki! Neden üstleneyim? Bursum yanar benim, okuldan atarlar!"

— "Bana bak!" diye fısıldadı Melis, Ceylin’in kolunu sertçe sıkarak. — "Eğer dediğimi yapmazsan, o sınavda kopya çektiğin belgeleri okul panosuna asarım! Bursun zaten gider! Şimdi bu tokayı alıp suçu üstleneceksin."

Ceylin çaresizce başını salladı. — "Yapamam... Lütfen yapma Melis..."

Melis sinirle gözlerini devirdi. — "Dediğimi yapacaksın, bitti! Yaman gibi mükemmel bir çocuk zaten o Eyşan’ın ve Kübra'nın yalanlarından bıkmıştı. Bana inandı, beni koruyor! O kızların Yaman'ın kafasını karıştırmasına daha fazla izin vermeyeceğim. Suçu senin üzerine atacağız, ben de Yaman'ın yanında kalacağım."

Pencerenin dışındaki panjurların arkasında duran Yaman ve Arda’nın o an başından aşağı kaynar sular döküldü. İkisi de duydukları karşısında donup kaldılar. Yüzlerindeki o "Ceylin’i yakalayacağız" gururu bir anda yerini muazzam bir şoka ve rezil olmuşluk hissine bıraktı. Melis'in sırf Yaman'ı elde etmek ve suçu başkasına atmak için kurduğu bu iğrenç kumpas Yaman'ın yüzünü mosmor etmişti.

Tam o sırada dolabın arkasından sakin ve emin adımlarla çıktım. Elimde tuttuğum telefonun ekranında saniyeler ilerliyordu. Kübra da arkamdan kollarını kavuşturarak yanıma geldi.

Dışarıdaki Yaman ve Arda da şokun etkisiyle içeriye, kapının eşiğine adım attılar.

Melis bir anda arkasını dönüp bizi karşısında görünce kireç gibi soldu. Bakışları benden, elindeki tokaya ve hemen arkamızda beliren Yaman ile Arda’ya kaydı.

— "Eyşan... Siz... Siz ne zaman geldiniz?" diye kekeledi Melis, sesi titreyerek.

Hiçbir şey söylemeden telefonun ekranındaki "Ses Kaydı Durduruldu" butonuna bastım. Ses kaydı başarıyla kaydedilmişti.

Kübra öne doğru bir adım atıp kapı eşiğinde mosmor kalakalmış Yaman ve Arda’ya döndü. Yüzünde alaycı, pis bir gülümseme vardı:

— "İki kelimesine sorgusuz sualsiz inandığınız, uğruna kahveler içip koruduğunuz o 'masum' kızınızın sesi gayet net çıktı çocuklar. Bütün tehditleri ve itirafı kayıtta. Şimdi bu ses kaydıyla doğrudan idareye ve polise gidiyoruz."

Arda utançtan gözlerini yere dikti, tek bir kelime bile edemedi. Yaman ise sanki yüzüne tokat yemiş gibiydi. Renksizleşmiş dudaklarıyla bana doğru bir adım attı.

— "Eyşan..." dedi sesi kısılarak. — "Ben... Ben gerçekten çok üzgünüm. Sana inanmalıydım."

Gözlerinin içine baktım. Yüzümde ne bir öfke ne de bir zafer sevinci vardı; sadece kırgın bir soğukkanlılık... Yaman’ın yanından geçip kapıya doğru yürürken adımları yavaşlattım. Tam hizasına geldiğimde durdum ve başımı hafifçe ona çevirip fısıldadım:

— "Gerçeği ayaklarının altına serdim, sen ise yalanların peşinden koşmayı seçtin Yaman. Yazık oldu... Demek ki güvenin de, senin kadar kolay kandırılabilecek kadar ucuzmuş."

Adımımı atıp oradan tam uzaklaşacakken, Yaman bir anlık refleksle bileğimden tuttu. Parmakları titriyordu. Bırakmak istemiyormuşçasına sıkı, ama bir o kadar da çaresizce tutuyordu elime uzanan elini. Gözlerinde yalvaran bir ifade vardı; "Gitmeme izin verme, beni dinle" der gibi bakıyordu.

Ilık bir damla gözyaşı sol yanağımdan süzülüp çeneme doğru yol aldı. Kalbim darmadağın olmuştu, oradan çıkıp gitmeyi hiç istemiyordum ama içimdeki kırgınlık gururumdan büyüktü.

Bileğimi yavaşça, ama kararlı bir şekilde onun elinden çektim. Yaman’ın parmakları boşlukta asılı kaldı. Bakışlarımı ondan kaçırarak, Kübra’nın yanına geçtim ve koridorda adımlarımı hızlandırdım. Erkekler ise Melis’in yalanlarıyla ve kendi kurdukları o çarpık inançla, o tozlu odada öylece kalakaldılar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.