Adliye koridorlarındaki o kargaşanın üzerinden 24 saat bile geçmemişti. Songüller parmaklıklar ardına gönderilmiş, Erva ise ait olduğu eve dönmüştü. Ağlayıp sızlamayı, karamsarlığı bir kenara bırakmış, o dünkü gerginliğin üzerimizden kalkışının rahatlığıyla yeni bir güne uyanmıştık. Sonuçta Songüller parmaklıklar arkasındaydı ve Erva artık yanımızdaydı!
Ertesi sabah mutfakta neşeli bir kahvaltı havası vardı. Annem masayı donatmış, babam gazetesini okurken çayını yudumluyordu. Erva ise masada iştahla patates kızartmalarını götürüyordu.
Kahvaltıdan sonra salona geçtiğimizde Erva vitrinin yanına yaklaştı. Cam kapağı açıp içerideki mavi porselen fincanı eline aldı, üzerindeki minik çatlağa parmağıyla dokunarak incelemeye başladı.
— Abla... —dedi Erva sırıtarak bana dönerek.— Bu fincanın kulbundaki çatlak var ya... Üç yıl önce annem temizlik yaparken olmuştu değil mi? Üstelik o gün ben merdivenlerde oturuyordum. Kapı aralıktı, annem fincanı çatlatınca 'Eyşan duymadan yerine koyayım' diye söylenmişti!
Annem elindeki bezle salona girerken kalakaldı. Babam gazetesini indirip şaşkınlıkla Erva’ya baktı. Ben ise şok içinde gülmeye başladım! O gün annemin o fincanı nasıl çatlattığını ben fotografik hafızam sayesinde saniyesi saniyesine zihnime kazımıştım ama meğer Erva da o an kapı aralığından bizi izliyormuş!
— Anne... —dedim gülerek anneme dönüp.— Bendeki o fotografik hafıza var ya... Birebir onda da var!
— Sen... Sen bunu nasıl bu kadar net hatırlıyorsun bakayım? —dedi babam keyifle, çay bardağını masaya bırakıp öne doğru eğilerek.
Erva fincanı dikkatlice yerine koyup omuz silkti:
— Bilmem ki... Ben gördüğüm hiçbir şeyi unutmuyorum. Songüllerin yanında kalırken de aşağı inip sizin kapının önünde oturduğum anların hepsini hatırlıyorum. Zihnimde hepsi kütüphanedeki fotoğraflar gibi duruyor. İsteyince çekip bakıyorum.
— Bak sen uyanığa! —dedi annem neşeyle Erva’nın yanağından makas alarak.— Başka neler var o kütüphanede söyle bakayım?
Erva gözlerini tavana dikip sırıttı:
— Var tabii... Dört yaşındaydım. Songül yukarıda bağırıyordu, ben de merdivenlerden aşağı kaçmıştım. Sen kapıyı açıp bana yoğurtlu mantı vermiştin anne. Üzerinde kırmızı desenli bir hırka vardı. Sonra babam gümüş bir tepsiyle çay getirmişti, tepsiden bir damla çay örtüye damlayınca babam annemden gizlice silmeye çalışmıştı!
Babam yakalanmış gibi öksürmeye başlayınca salonda bir kahkaha tufanı koptu! Annem "Demek örtüyü sen kirlettin Guguş! Ben de kaç yıldır leke niye çıkmıyor diye uğraşıyorum!" diye babama takıldı. Ben de hemen Erva’nın yanına sokulup omzuna kolumu attım. Sadece yüzümüz, gözümüz değil; o koskoca dünyada bende var sanılan ender fotografik hafıza da ablasından minik kardeşine geçmişti. Üstelik o hafıza sayesinde, o üst kattayken bile bizimle kurduğu o küçük temasları zihninde tek tek saklamıştı. Artık bu evde her ayrıntıyı milimi milimine zihnine kaydeden iki çılgın kardeştik!
Kahvaltının ardından salonda oturduk. Derin bir nefes alıp ailemin karşısına geçtim. Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız her şeyi —okulun zemin katındaki Depo 4’e kilitlenişimizi, yangının ortasında kalışımı, Çamlıyokuş’taki depoyu ve o tehlikeli takipleri— babamgilin yüreğini ağzına getirmeden, olayları özet geçerek anlatıp kafalarındaki soruları bitirdim.
Sözlerimin sonuna geldiğimde ise Yaman konusuna gelmiştim:
— Babam... Bütün bu olaylarda Yaman bir an bile yanımdan ayrılmadı. Beni o yangından çıkaran da, nöbet defterini kurtaran da o oldu. Dün aranızda gördüğünüz o yakınlık da yaşadığımız o tehlikeli olayların içinde birbirimize siper olmamızdandı.
Babam ellerini dizlerine koyup olgun bir tavırla başını salladı:
— Dün Yaman’ın seni korumak için nasıl çırpındığını gördük kızım. Yaman dürüst çocuk, senin için canını ortaya koymuş. Yeter ki aranızdaki saygı ve dürüstlük bozulmasın.
Öğleden sonra Erva ile odaya geçip resim yapmaya başladık. Ben ona renkleri karıştırmayı öğretirken Erva boya kalemini tutup bana döndü:
— Abla, ben eskiden aşağı indiğimde senin odanın kapısı hep kapalı olurdu. İçeriden müzik sesi gelirdi. Şifren neydi biliyor musun?
Gözlerimi açtım: "Neymiş?"
— Kapıya üç kere vurup 'Abla ben geldim' demekti ama ben hiç cüret edemedim...
Gülerek burnuna dokundum:
— Bundan sonra kapı falan kapalı değil ufaklık. İstediğin an dalabilirsin!
Gün boyunca evde tam bir eğlence vardı. Saatler ilerledikçe annem beni "Bakkaldan eksik var" ya da "Çatıdan eski kutuyu indir" diye evde koşturmaya başladı. Zihnimi geriye doğru tarayıp bugünün doğum günüm olduğunu fark ettiğimde bile çaktırmadan ailemin bu tatlı telaşına ayak uydurdum.
Akşama doğru kapı çaldı. İçeri girenler Yaman, Arda ve Kübra’ydı! Salona adım attığımız an konfetiler patladı!
— İYİ Kİ DOĞDUN EYŞAN!
Duvara asılan renkli harfler, annemin pişirdiği börekler ve Yamanların getirdiği devasa çikolatalı pasta... Salonda harika bir ortam vardı. Erva hemen koşup belime sarıldı:
— Abla, resim yaparken çaktırmadım ama pastayı saklamak çok zordu!
Mumları üfledik, pastalar kesildi. Annem "Geç şöyle Hayatım, çocuklara çay koyayım," diyerek babamın yanından geçip mutfağa seyirtti. Babam Yaman’a dün gösterdiği cesaret için teşekkür etti, Arda ve Kübra da Erva’yla şakalaşarak salondaki neşeyi tavan yaptırdı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde ailemiz odalarına çekildiğinde biz bizim dörtlü olarak balkona geçtik. Karadeniz’in serin rüzgarı yüzümüze vururken Arda arkada kısık sesle neşeli bir müzik açtı:
— Valla dünkü adliye kargaşasından sonra bu pasta ilaç gibi geldi. Ama bakıyorum da Yaman Bey de aileden tam onayı kaptı!
Kübra gülerek Arda’nın omzuna vurdu:
— Sus be patavatsız, adamlar içeride yeni uyudu!
Yaman gülümseyerek cebinden lacivert kadife bir kutu çıkardı ve bana uzattı. Kutunun içinde gümüş, üzerinde minik bir sonsuzluk sembolü ve yanında küçük bir fotoğraf makinesi figürü olan çok zarif bir kolye duruyordu.
— Senin o her şeyi kaydeden hafızana ve güzel yüreğine... —dedi Yaman sesi fısıltı gibi ama çok derin çıkarak.— Dün bitti Eyşan. Hayatımızdaki en güzel fotoğrafları bundan sonra birlikte çekeceğiz. İyi ki doğdun.
Kolyeyi boynuma takarken arkada Arda ile Kübra’nın fısıltılı kıkırdamaları yükseldi. Gece Karadeniz’in serinliğinde devam ederken, yanımda kardeşim, ailem, dostlarım ve Yaman vardı. Bütün o karanlık günler artık tamamen geride kalmıştı.