İçeriğe geç

DEPO 4

Bölüm 19 · 6 dk okuma

DEPO 4

Bölüm 19

Mahkeme Salonu ve Büyük Hakikat

Ağır Ceza Mahkemesi’nin devasa, koyu kahverengi ahşap kapıları gıcırdayarak açıldığında, içeriye dolan o buz gibi hava doğrudan tenime işledi. Trabzon Adliyesi’nin yüksek tavanlı, yankılı ve kasvetli duruşma salonuna adım attığımız an, göğsümün ortasında dün geceden beri geçmek bilmeyen o ağır taş daha da ağırlaştı. Dışarıda Karadeniz'in gri ve basık bulutları pencerelere yükleniyor, denizden esen hırçın rüzgar binanın tarihi camlarını zangır zangır titretiyordu.

Yanımda babam ve annem vardı. Annem bir saniye bile Erva’nın minik elini bırakmıyor, sanki bir an bıraksa yeniden bir yalanın içine çekilecekmişiz gibi onu böğrüne basıyordu. Babam ise kollarını göğsünde kavuşturmuş, çene kasları seğirerek bir sanık kürsüsüne, bir jandarmalara bakıyordu. Erva üzerindeki bol gelen montun kollarına büzülmüş, mahkeme salonunun o resmi, soğuk ve korkutucu atmosferinde ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kocaman gözlerini bir salondaki polislere, bir babamın yüzündeki çizgilere, bir de bana çeviriyordu.

Duruşma salonunun izleyici sıralarında ise Yaman, arkasında Arda ve Kübra yerlerini almıştı. Yaman babamın mesafeli ve sert bakışlarını bildiği için biraz geride duruyor ama gözlerini bir an olsun üzerimden ayırmıyordu.

Benim kafamın içinde ise mahkeme salonunun sesleri değil, sadece dün Çocuk Şube’deki o sorgu odasında öğrendiğim o felaket gerçek dönüp duruyordu. Dün babamın savcının masası önünde kulaklarımla duyduğum o fısıltısı zihnimde dehşet bir balyoz gibi yankılanıyordu:

“Bizim Eyşan’dan sonra bir çocuğumuz daha olacaktı, doğumda öldü dediler bize! O şerefsiz Güney’in de o kadının da bizim yıllar önce kaybettiğimiz bebekle ne alakası olabilir ki?!”

Dün Çocuk Şube’den çıktığımız andan beri babamın ağzından çıkan o iki kelime —ölen kardeşin— içimi diri diri yakıyordu. Benim bir kardeşimdi o... Yıllar önce kaybettiğimiz, varlığından dün babamın titreyen sesini duyana kadar tek bir kelime bile haberimin olmadığı, hiç sarılamadığım bir kardeş! Şakaklarım felaket bir baskıyla zonkluyor, göğsümdeki nefes darlığı boğazımı sıkıyordu.

Fotografik hafızam ise bana hiç acımadan salondaki en ufak detayı bile zihnime çiviliyordu: Hakimin önündeki eskimiş pirinç tokmak, katibin tuşlara basarken çıkardığı o mekanik tıkırtılar, sanık kürsüsünün etrafındaki ahşap korkuluklar ve hemen orada, jandarmalar arasında oturan Songül ile Güney...

Songül’ün o mahallede terör estiren, komşulara kan kusturan, tünelde üzerimize yürüyen o kibirli halinden eser kalmamıştı. Başı önüne düşmüş, kapkara gözleri yere çivilenmişti. Güney ise jandarmanın arkasına büzülmüş, adeta yok olmaya çalışıyordu.

— Taraf vekilleri ve sanıklar yerini alsın, —dedi mahkeme başkanı.

Katip ayağa kalkıp davanın dosya numarasını yüksek sesle okudu:

— Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Dosya No: 2026/412... Sanıklar Songül ve Güney hakkındaki evrakta sahtecilik, soybağını değiştirme ve nitelikli çocuk kaçırma suçu duruşması.

Salondaki en ufak fısıltı bile bir anda bıçak gibi kesildi. Hakim önündeki kalın, sararmış kütük klasörünü ve Adli Tıp belgelerini yavaşça açtı. Gözlüklerini burnunun üzerine kaydırıp salondakileri tek tek süzdü. Ardından karar metnini okumaya başladığında o resmi ses, salonda devasa bir çan gibi yankılanıyordu:

— Trabzon Doğum Hastanesi’nin 8 yıl öncesine ait doğum ve kütük kayıtlarının incelenmesi, hastane arşivindeki usulsüzlüklerin tespiti, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’ndan gelen 99.8 uyumlu kesin DNA raporu ve sanıkların çapraz sorgudaki itirafları doğrultusunda... Yıllar önce öldü gösterilerek sahte kütük belgeleriyle Songül ve Güney üzerine tescil edilen kız çocuğunun, Yılmaz ailesinin öz evladı olduğu tespit edilmiştir!

Hakim duraksadı. Gözlüklerini çıkardı, bakışlarını doğrudan bizim sıramıza, annemin kucağında titreyen Erva’ya çevirdi:

— Yapılan DNA eşleşmesi ve resmi kayıtlarla sabittir ki; sanıklar üzerindeki sahte kaydı tamamen iptal edilen, yıllardır saklanan o çocuk... Yılmaz ailesinin öz kızı Erva Yılmaz’dır!

O an salonda zaman tamamen durdu. Gökyüzü gürledi sanki, Trabzon Adliyesi başıma yıkıldı.

Erva Yılmaz mı?!

Dün Çocuk Şube’de babamın ağzından duyduğum an ölmüş diye içim kan ağlayarak yasını tuttuğum o bebek... Tam yanımda duran, üst katımızda yıllardır Songül’ün bağrışları ve hakaretleri altında ezilen o minik kız mıydı?!

Songüller onu doğduğu gün ölmüş gibi gösterip elimizden çalmışlardı! Yıllarca gözümüzün içine baka baka öz kardeşime üst katta cehennemi yaşatmışlardı!

Gözlerimden bir anda sıcak gözyaşları boşanırken içimdeki o keder devasa bir öfkeye dönüştü. Damarlarımdaki kan alev aldı.

Annem bir anda hıçkırıklara boğularak ayağa fırladı, parmağını Songül’e sallayarak avazı çıktığı kadar bağırdı:

— Allah sizin belanızı versin! İki dünyada da elim yakanızda! Emzirdiğim süt, verdiğim komşuluk hakkı haram zıkkım olsun! Çocuğumu benden çaldınız ulan!

Babamın gözü dönmüştü. Önündeki ahşap barikata devasa bir yumruk indirdi, sesi salonu inletti:

— Şerefsizler! Yıllarca ekmeğimizi yediniz, yüzümüze baktınız ulan! Canımızı, evladımızı çaldınız bizden! Sizi yaşatmam!

Babam öfkeyle öne doğru hamle yapınca arkadaki mübariz polisler hemen babamın önüne geçip onu tutmaya çalıştı. Salonda tam bir arbede koptu.

Ben ise o an kendimi tamamen kaybettim. Bütün salonun, hakimlerin şaşkın bakışları arasında barikatın yanından sıyrılıp doğrudan sanık kürsüsüne doğru koştum!

— Utanmıyor musunuz be! Utanmıyor musunuz vicdansızlar! —diye bağırdım.— ERVA BENİM ÖZ KARDEŞİMMİŞ! Duydunuz mu beni?! ERVA BENİM CANIM!

Songül korkuyla geriledi:

— Eyşan... Bak valla biz...

— Sus! Sakın adımı ağzına alma! —diye haykırdım ve gözüm hiçbir şeyi görmeyerek fiziki olarak doğrudan Songül’ün üzerine atıldım, saçına yapışmak için öne fırladım!

Sanık kürsüsündeki jandarma hemen araya girip beni kollarımdan tuttu. Ama ben durmadım, jandarmanın engellemesine rağmen hırsla sıyrılıp ikinci kez Songül’ün üzerine çullandım!

— Gebereceksiniz ulan! Kendi ellerimle mahvedeceğim sizi! —diye bağırarak Songül’ün yakasını yakalamaya çalıştım.

Arka sıradan fırlayan Yaman, babamın ve polislerin oluşturduğu o kargaşanın arasından geçip hemen yanımda bitti. Yaman mesafesini koruyarak kolumdan ve omzumdan tuttu, beni Songül’ün üzerinden geriye çekmeye çalıştı:

— Eyşan! Eyşan dur, yapma! Bırak, jandarma tutuyor zaten! Kendini yakma değmez o mahluklara!

Babam polislerin arasından başını çevirip bana doğru kükredi:

— Eyşan! Bırak şunları kızım, çekil geriye! Adalet versin cezalarını!

Babamın o gür sesi ve Yaman’ın beni geriye doğru çekip dengemi sağlamasıyla nefes nefese kaldım. Elimizi tutan Erva’nın korku dolu bakışlarını görünce kendimi zorlukla geriye çektim. Titreyen ellerimle üstümü düzelttim. Yaman bana destek olmak için yanımda durdu ama babamın bakışlarını bildiğinden hemen bir adım geride, mesafesini koruyarak bekledi.

Hakim tokmağı ahşap zemine vuruyordu: TOK! TOK! TOK!

— Sessizlik! Duruşma salonunda sükuneti sağlayın! Güvenlik, tarafları ayırın!

Polisler babamı ve bizi yerlerimize çekilmemiz için uyarırken, hakim son ve kesin kararını okudu:

— Sanıklar Songül ve Güney’in, evrakta sahtecilik, nitelikli çocuk kaçırma ve soybağını değiştirme suçlarının sabit görülmesi sebebiyle tutukluluk hallerinin devamına, Trabzon E Tipi Kapalı Cezaevi'ne gönderilmelerine; mağdur Erva Yılmaz’ın velayetinin derhal ve kesin olarak öz ailesi Yılmaz ailesine verilmesine karar verilmiştir!

TOK!

Jandarmalar kelepçeleri sıkarak Songül ve Güney’i kapıya doğru sürüklemeye başladılar. Songül son bir kez başını çevirdi; yüzünde sadece yenilginin ve hapis cezasının korkusu vardı.

— Bitti... —dedim arkalarından, sesim titreyerek.— Yalanlarınız da, o kurduğunuz sahte cehennem de bitti.

Trabzon Adliyesi’nin ağır ahşap kapılarından dışarı adım attığımızda Karadeniz’in o nemli, sert rüzgarı yüzümüze vurdu. Babam arkamızda Yaman, Arda ve Kübra’ya dönüp sert ama minnettar bir sesle, "Sağ olun çocuklar, adliyeye kadar geldiniz... Biz artık evimize geçelim" dedi. Yaman başıyla saygıyla onaylayıp bir adım geride durdu, gözleriyle bana destek verdi.

Yanımda babam, annem ve elimizi bir an bile bırakmayan öz kardeşim Erva vardı. Dün Çocuk Şube’de içimi kemiren o "ölüm" korkusu rüzgarda kayboldu. Kardeşimin elini tutuyordum.

En sonunda, öz evine dönüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.