Trabzon’daki o güzel gezinin üzerinden iki gün geçmişti. Tatildik ama öğretmenlerin "Tatil demek yatmak demek değildir" mantığıyla üzerimize yığdığı o devasa tatil ödevleri gerçeğiyle yüzleşmemiz uzun sürmedi. Özellikle Fen Bilimleri dersinin gruplar halinde hazırlanması gereken o ağır araştırma projesi, ara tatilimizin tam ortasına bir bomba gibi düşmüştü.
Sabah saatlerinde ödev için okul kütüphanesinin sessiz ve sakin ortamında toplanmaya karar verdik. Annem, Erva’yı evde tek bırakmak istemediği için küçük kızı yine bana emanet etmişti. Erva elinde boya kalemleri ve resim defteriyle yanımda oturuyor, biz koca koca kitapları karıştırırken o kendi dünyasında resim yapıyordu.
Kütüphanenin ahşap büyük masasına kurulduk. Masanın üzeri ders kitapları, özet notları ve dosya kağıtlarıyla dolup taşmıştı.
Arda, test kitabının üzerine kafasını koyup acı çeker gibi inledi:
— Agalar ben bittim ya... Biz tünellerden kaçtık, depolarda mahsur kaldık, suçluların peşine düştük ama şu Fen projesi kadar beni zorlayan bir şey olmadı valla!
Kübra masanın altından Arda’nın kaval kemiğine kalemiyle vurdu:
— Sızlanmayı bırak da şu iklim değişikliği tablolarını grafik defterine geçir Arda! Zaten gruptaki herkes bir işle uğraşıyor.
Yaman masanın karşı tarafında oturuyordu. Kitabının arkasından bana bakıp hafifçe gülümsedi. Boztepe’deki o olaylı patlamamdan sonra aramızda kelimelerden öte, gözlerimizle anlaştığımız o kadar tatlı bir bağ kurulmuştu ki, Yaman’ın tek bir bakışı bile masadaki bütün ödev stresimi silip götürmeye yetiyordu.
— Eyşan, —dedi Yaman sesi kütüphane kurallarına uygun şekilde fısıltılı ama son derece yumuşak çıkarak.— Şu kaynak kitaptaki ikinci bölümün özetini bitirdiysen bana uzatır mısın?
— Şey... Bitti, al hemen, —dedim, gözlerinin içine bakarken yüzümün hafifçe ısınmasına engel olamayarak.
Tam o sırada Erva boya kalemlerinden birini yere düşürdü. Kalem yuvarlanarak kütüphanenin geniş dosya raflarının arasına doğru gitti.
— Abla kalemim kaçtı! —dedi Erva fısıltıyla.
— Kal yerinde ufaklık, ben alırım, —dedim gülümserek.
Sessiz adımlarla dosya raflarının arasındaki koridora süzüldüm. Yere düşen kırmızı boya kalemini almak için eğildiğim an, kütüphanenin arka bahçeye bakan o küçük, buzlu camlı penceresinin önünde bir gölge belirdi.
Buzlu camın arkasındaki karaltı hareket ediyordu. Biri pencerenin pervazını zorluyordu!
Zihnimdeki fotografik hafıza anında devreye girdi. O el... O kadın eli! Tırnaklarındaki soyulmuş kırmızı ojeler, bileğindeki o gümüş kaplama ince zincir... Bu Songül’dü! Üstelik elinde siyah bir dosya kılıfı tutuyordu.
Songül polisin her yeri aradığını bildiği için kanıtları kendi üzerinde taşıyamıyordu. Tatil boyunca kütüphanenin kimsenin girmediği eski arşiv dolaplarına bu dosyaları saklayıp, tatil bitene kadar orada emniyette tutmayı hedeflemişti!
Gözlerim panikle açıldı. Hemen geriye doğru adımlayıp fısıltıyla masadakilere seslendim:
— Yaman... Kübra, Arda! Çabuk buraya bakın!
Yaman bir an bile tereddüt etmeden masadan fırlayıp yanıma geldi. Arda ve Kübra da merakla peşinden seğirtti.
— Ne oldu Eyşan? —dedi Yaman endişeyle.
— Arka pencerede biri var... Songül! —dedim buzlu camı işaret ederek.— Elinde bir dosya var. Polis her yerde aradığı için dosyaları imha etmek yerine tatil bitene kadar kütüphanenin arşivine zula yapmaya gelmiş!
Arda’nın gözleri parladı:
— Kadındaki kurnazlığa bak ya! Okulu depo olarak kullanacak aklınca!
— Erva masada kalsın, biz hemen arka bahçe kapısına dolanıyoruz, —dedi Yaman kararlı bir sesle.— Bu sefer yakalayacağız!
Kübra’yı Erva’nın yanında bıraktık. Yaman, Arda ve ben kütüphanenin yangın çıkışından hızla okulun arka bahçesine açılan o dar koridora koştuk. Kapıyı sessizce aralayıp dışarı çıktığımızda, Songül Hemşire kütüphanenin havalandırma penceresinden içeri o siyah dosyayı tıkıştırmaya çalışıyordu. Saçları darmadağındı, göz altları mosmordu.
— Songül Abla! —diye bağırdım, sesim bahçede yankılanırken.— Okul kütüphanesini emanet deposumu sandın?!
Songül Abla sesimizi duyduğu an elektrik çarpmış gibi sıçradı. Elindeki dosyayı pencerenin aralığına düşürdü! Bizi karşısında görünce yüzü dehşetle kasıldı.
— Siz... Yine mi siz?! —diye kükredi Songül.— Bırakın peşimi artık!
Yaman öne doğru bir adım attı, gövdesiyle bizi koruyacak şekilde durdu:
— Polisten kaçamayacaksın Songül Abla, o dosyaları buraya saklamana da izin vermeyiz!
Songül Abla panik içinde arkasına baktı. Arka bahçenin paslı demir kapısına doğru hamle yapmaya çalıştı ama Arda bir anda çevik bir hareketle kapının önüne geçip yolu kesti:
— Hop! Trafik kapalı abla, geçiş yok!
Songül Abla köşeye sıkışmıştı. Bir Arda’yla kapatılan kapıya, bir de Yaman’la bana baktı. Tam o sırada gözleri benim arkamdan, kütüpane kapısının aralığından merakla dışarı bakan küçük Erva’ya kaydı.
Songül’ün yüzünde hastalıklı bir ifade belirdi. Erva’ya doğru bir adım atmaya yeltendi:
— Erva... Gel buraya kızım!
O an içimdeki o canavar tekrar uyandı. Yaman’ın yanından ok gibi fırlayıp Songül’ün önüne dikildim.
— Sakın! —diye kükredim, gözlerimin içine oturan o Trabzonlu hırsıyla.— Sakın o kıza bir adım bile yaklaşayım deme! Bir daha onun adını ağzına alırsan seni bu bahçeye gömerim!
Songül benim o gözü kararmış halimi görünce korkudan geriledi. O sırada kütüphanecinin ayak sesleri koridordan duyulmaya başladı:
— Orada kim var?!
Gelen sesleri duyan Songül Abla dosyayı orada bırakıp panikle alçak duvarın üzerine sıçradı ve arka sokağa doğru atlayıp kaçtı!
Nefes nefese kalmıştık. Yaman hemen havalandırma penceresinin arasına sıkışan o siyah dosyayı çekip aldı.
— Dosyayı alamadan kaçtı, —dedi Yaman gözlerinde zafer dolu bir tebessümle.— Tatil bitene kadar saklayacağı kanıtlar artık bizim elimizde!
Kütüphaneye geri döndüğümüzde Erva bana sarıldı. Onu kucağıma alıp saçlarını okşadım. Yaman yanıma gelip elimi sımsıkı tuttu.
Arda yerdeki dosyaya bakıp sırıttı:
— Valla Fen ödevi yapmaya geldik, Songül'ün gizli arşivini ele geçirdik!
Ortam eski haline döndükten beş dakika sonra telefonuma gelen mesaj bildirimi ile sarsıldım:
—Bana bak Eyşan, eğer ki polise giderseniz öyle şeyler yaparım ki Erva'yı bir daha asla göremezsin!