Evde dev bir köpekbalığı vardı ve oraya sıkışmış gibiydi. Bizim götümüz tutuşsa da Çağan ona yardım etmek istiyor gibiydi. Çağan'a;
"Delirdin mi sen gitmemiz gerek kendimize başka ev buluruz" dedim. Çağan ise;
"O benim arkadaşım" dedi. Kahkaha attım resmen. Nasıl olabilirdi.
"Küçüklüğümü onunla geçirmiştim. Ben onunla büyüdüm ama sanırım zamanla unutmuşum. Ona ben gelmeden buradan çıkmayacaksın demiştim ve zamanla onu burada unuttum. Hepsi benim hatam özür dilerim Tsunami" dedi. Biraz şaşırdım çünkü onun ismi nasıl tsunami olabilirdi ki. Köpekbalığı gerçekten çok büyüktü. Zaten evde villa gibi olduğu için az çok anlamışsınızdır büyüklüğünü.
"O da tsunamiyi yaşamış ve orada da benim gibi zamanla ailesini kaybetmiş yani benimle aynı kaderi yaşıyor" dedi.
"Balıklar'ın dilinden anlıyor musun?" Diye sordu Asya.
"Evet size söylemeyi unutmuşum" dedi gülerek Çağan. Ona bozulmuştum çünkü bu o kadar güzel bir yetenek ki ama maalesef bizde yoktu.
Köpekbalığını oradan çıkardıktan sonra başka ev aramaya başladık ve bir ev değilde gemi bulduk. Bir dakika bu bizim gemiydi. İçinde halâ yaşayan varmı diye bakmaya gittik ama kimse yaşamıyordu. Herkes geminin içindeydi ama sadece bir kişi hariç. Kalp krizi sonucu ölen kaptan. Evet kaptan yoktu. Gemiye ve geminin yakınlarına baktık ama hiç bir iz yoktu. Balıklar yedi diye düşünsekte sonradan onun kapalı bir alanda olduğu geldi aklımıza. Gidip oraya baktığımız da kimse yoktu ve camlar dahi kırılmamıştı. Sanki kendisi yürüyüp çıkmış gibiydi. Çağan'a onu bizim gibi yapıp yapmadığını sorduk ama yemin etti yapmadığına. Ne yapacaktık?
Gemide çok fazla kalmadık ve biraz su yüzüne çıkmaya karar verdik. En azından karayı görebilecektik.
Su yüzüne çıktığımızda gözüken tek şey bir dağın ortasına sıkışmış olmamızdı. Kayaya benzer bir hâli vardı. Dağın dışından gülüşme sesleri geliyordu. Sonunda bizi kurtaracak birileri gelmişti. Bağırdık, çığlık attık ama onların dinlediği şu lanet müzik sesinden bir şey duyulmuyordu ki. Sonradan bir anda sesler kesildi. Dağın kenarlarından geçip bakmak için gittiğimizde kimseler yoktu. Anlam verememiştik. 4 kişi halüsinasyon görmüş olamazdık sanırım. Bir kaç kez "hey" "orada kimse varmı?" Diye bağırsakta sanki ıssız bir adadaymışız gibiydik. Kuş bile yoktu resmen. Tamam abarttım bir kaç kuş vardı evet. Korktuğumuz her halimizden belli oluyordu. Ata bir ara yüzmeyi unutup dibe batıyordu. Küçük kayalar vardı gidip onların üstünde biraz oturduk. Herşey kafamızı çok karıştırmıştı ne yapsak bilemedik. Güneş artık kalbimi ısıtmıyor, güneşten serinleyen köpeklerin soğuk betona yatmasını izleyemiyordum. Çok üzgündüm ve artık hiç umudum kalmamıştı. Geceyi ev aramakla geçirdik ama hiç ev yoktu. Bizde eski eve geri dönmeye karar verdik. Yemek olarak normal balıklar gibi besleniyorduk çünkü tadı çok güzel geliyordu(görünüşü ne kadar kötü olsa da). Çağan bize bir çok şey öğretmişti. Ama nedense ondan git gide soğumaya başlamıştım. Neden bilmiyorum ama denizin altında çok farklı davranıyordu. Ah gerçekten şuan düşündüğüm şeyin bu olması utanç verici ve ezikçe.
Yarım saatlik uzun bir yüzüşten sonra sonunda eve geldik. Hemen içine girip uyudum. Çağan yanıma gelip saçımı okşuyordu. Ata ve Asya zaten hemen uyumuşlardı. Çağan benim uyuduğumu sanıp bir kaç şey söyledi;
"Sana nasıl aşık olmuşum anlayamıyorum"
"İnsanken seni nasıl sevmişim ben böyle"
"Çok çirkinsin gerçekten"
"Karadaki ve sudaki anıları eşit şekilde kavrayabilseydim seni hiç sevmezdim" gibi şeyler söyledi. Ağlıyordum ama suda olduğumuz için belli olmuyordu o yüzden mutluydum da.
Nasıl olabilirdi. Denizdeki Çağan beni, bizi tanımıyor muydu? Ama tanıyormuş gibiydi. Yoksa Ata birşeyler mi biliyordu? Ya da beni tanıyormuş gibi mi yapıyordu?
Aahh şu kafamdaki sorular kafama kitlenmiş gibiydi. Bir anda gözümü açıp Çağan'a boş boş bakıverdim. Çağan paniklemişti. Ona sinirli bir bakış attıktan sonra hızlıca kalktım ve evden çıktım. Çağan peşimden gelmek istese de sinirli olduğum için çok hızlı yüzüyordum.
Arkama baktığımda Çağan yoktu. Önüme dönerken bir anda gözlerim karardı ve nefes alamadım. Evet bu kaptanın gülüşüydü. Çok iyi tanırım. Beni ilk gördüğünde de böyle gülmüştü. Bir şeyler biliyor gibiydi. Sonrasını hatırlamıyorum. Tek hatırladığım gözümü bilmedigim bir yerde açmıştım ve Çağan önümde duruyordu.
Buraya nasıl geldim?
Kaptan ve Çağan işbirliği mi yapıyorlardı?
Asya ve Ata neredeydi?
En önemlisi ben neden buradaydım?
(Bu soruların cevabı 4. Bölümde beğenmeyi unutmayınn)
