Patronuna vermesi gereken günlük rapor için erken kalkmasına gerek yoktu. O beş kişinin günlük rutinlerini ezberlemişti ve bunu için erken kalkmayacaktı. Kıvırcık saçlı kızın arenada sınavı olduğunu biliyordu. Takım lideri olabilmek için sınava giriyorlardı. Kendisi de isterdi sınava girebilmeyi, gücünün ne kadar kuvvetli olabildiğini diğerlerine gösterebilmeyi isterdi. Ancak yaşadığı yer buna engel oluyordu.
Her ne kadar erken kalkmasına gerek olmasa da yaşadığı şatodaki katı kurallar yüzünden erken kalkıp kahvaltı salonuna inmesi gerekiyordu. Bir seferlik kalkmasa ne olacaktı ki?
Her şey... Eğer şatonun kurallarına uymazsan, belirli cezaları vardı ve o bu cezaları çok iyi biliyordu. En hafifi belli bir süre aç kalmaktı. Ağır olanları o yaşamamıştı ama yaşayanlara bizzat tanık olmuştu. Bazıları bu cezalardan sonra hayatlarını kaybediyorlardı. O da ölmemek için kurallara uyuyordu. Kurallara uy, Patron'a ters düşme, hayatta kal.
Bu devasa şatoda arkadaşı yoktu. Tek başına günlerini geçiriyordu. Şatoda kalan diğer insanlarla iletişim kurmaktan kaçınıyordu. Ondan korkuyorlardı. Patron'un gözdesi oydu çünkü. Patron'un sağ kolu olması ve virtusu diğerlerini korkutmaya yetiyordu.
Kapının yavaşça açılma sesini duydu. Tatlı bir kadın sesi duyuldu açılan kapının ardından. "Uyan artık!"
Oğlan suratını ekşitip yatakta döndü. Dadısı -kadına bu şekilde sesleniyordu- her ona seslendiğini ya da ilgilendiğinde ona karşı şımarıyordu. Etrafta onu seven tek kişi oydu. Her zaman onunla vakit geçiriyordu ve bu onu çok sevindiriyordu.
Annesini hiç tanımamıştı ve babası ile de bağları çok iyi değildi. Patron'u olan babası ona, oğlu gibi değilde sanki bir köle gibi davranıyordu. Baba sevgisini hiç tatmamıştı. Baba sevgisi tatmamış bir çocuk kendini korumayı bilmez. Ama o kendi kendine yetmeyi öğrenmişti. Babasına gerek yoktu.
Dadısı, oğlanın yanına geldi. Onu görünce huysuzlaştığını bilen kadın yine de ona tatlı dille yaklaşıyordu. Yavaşça yatakta yanına oturdu. Dün geceden kalma ıslak saçları dağınık bir biçimde kurumuştu. Kadın, oğlanın saçlarını okşamaya başladı. "Hey, hadi kalk. Bak baban kızacak."
Bir anda yatakta dikildi. Dağınık saçları yüzüne gelmişti. Önündeki tek tutam saça üfledi. Saç teli önce havalandı ve sonra aynı yere geri düştü.
"Günaydın. Hadi hazırlan artık." Dedi kadın ve oğlanın sırtını sıvazladı. Oğlan oturduğu yerden kalktı ve banyoya yöneldi. Kadında odadaki kıyafet dolabını açtı.
☀️☀️☀️
Yemek odası karanlık ve daraltıcı bir atmosfere sahipti. Patron, yemek odasında ışık açılmasını istemiyordu. Sadece pencerelerden gelen gün ışığı vardı oda da. O da siyah ve gri renkli odaya pek bir aydınlık vermiyordu.
Oğlan, dadısının hazırladığı kıyafetleri giymiş ve yemek odasına inmişti. O korkutucu atmosferin içinde kendini çok sakin hissediyordu. Etraftaki korkutucu biblolar, koyu renkli perdeler, değişik tablolar ve uzun masaya alışmıştı. Her sabah ve akşam orada yemek yiyordu. Alışmaktan başka çaresi yoktu.
Herkesten önce masaya oturdu ve beklemeye başladı. Sıra sıra bütün çalışanlar gelmeye başladı. Baş muhafız, baş büyücü, o ve Patron oturuyordu sadece masaya. On altı kişilik masaya sadece dört kişinin oturması, temizlik açısından iyiydi. Sadece sofranın yarısı kullanılıyordu. Ancak etraftaki biblolar ve tablolar temizlik açısını dengeliyordu.
Odaya devasa cüssesi ile giren Patron, yavaş ve ağırbaşlılıkla masaya yöneldi. Masanın en köşesine oturdu. Hizmetçiler gelip herkese kahvaltı tabaklarını koydular ve ortadan kayboldular.
Masadaki uzun sessizliği bozan baş muhafız oldu. Sırıtarak oğlana baktı. Ardından Patron'a dönerek konuştu:
"Cenk Bey, sizin şu beşliye ne oldu? Görevini yerine getirmeyen biri varsa söylemeniz yeterli."
Cenk soğukkanlı bir biçimde baş muhafıza baktı. "Seni ilgilendiren şeyler hakkında konuş!" Sert tavrı yüzünden ondan korkuyor olmasına rağmen soru soran baş muhafız, Cenk'in bağırmasıyla yemeğine geri döndü.
Baş muhafızın bu dediğine kızmış olan Patron yine de oğlana döndü. "Bugün virtusunu kullanma. Gideceğin arenada çok dikkat çekersin."
"Tamam." Dedi oğlan kendini sakinleştirmeye çalışarak. Her ne kadar Patron'un dediklerine uymaya çalışıyor olsa da kendi yapacağı işe karışılmasından nefret ediyordu. Sana soracak değilim. Ukala herif!
"Patron'una ukala diyerek fazla ileri gidiyorsun ama."
Oğlan aniden kafasını kaldırınca baş büyücünün sırıtan suratıyla karşılaştı. Şatodaki herkes ondan nefret ediyordu. En çokta baş muhafız ve baş büyücü. Onlara göre bu çömez oğlanın büyük görevler alması saçmaydı. Ama bunu Patron'larına söyleyemiyorlardı. Ondan bir o kadar korkuyorlardı. Bu yüzden oğlanın açığını buldukları anlarda onu küçük düşürmek ve ceza almasını sağlamak istiyorlardı. Bu yüzden baş büyücü virtusunu kullanarak oğlanı Patron'a şikayet etmişti.
Oğlan sinirle soluyordu. Elinde olsa tam o sırada karşısında duran iki kişiyi öldürecekti. Ama yine de sakin kalmaya çalıştı. Bekledi. Patron'un ona kızmasını bekledi. Sinirli bir şekilde ona bağırmasını ceza vermesini bekledi. Ama beklediği gibi olmadı. Patron sinirli bir biçimde oğlana baktı.
"Artık kalksan iyi olur." Dedi oğlana. Onun tarafını tuttuğu için babasına biraz da olsa minnet duydu ama kısa bir süreliğine. Masadan sakince kalktı ve kahvaltı odasından çıktı.