Kız güzel el yazısıyla yazılı defterin ilk sayfasını açtı. "18062004 mi?" Dedi merakla. Ebru omuz silkti. "Annen bana bunu verdiği zaman ilk sayfalarını okumuştum. Ancak bir şey anladığım söylenemez. Belki sen ve arkadaşların," bu kelime biraz garip gelmişti. "Çözersiniz bunu." Kız kafasını salladı. Defteri aldı ve odasına gitti. Defteri yarın bakmak için çantasına yerleştirdi ve geri annesinin yanına döndü. Beraber yemek yediler. Sofrayı beraber toparlayıp salona geçtiler. Lamia salonda ders kitaplarına bakıyorken, Ebru da el işi yapıyordu. Evde başka kimse yoktu. Annesi ve kızı tek başlarına yaşıyorlardı. Lamia'nın bildiğine göre annesi onu doğurduğunda -tabii bu hikaye öğrendiği her şey sayesinde değişiyordu- babası onu istemediğini söylemiş ve çekip gitmişti. Ancak kız, annesi onu doğurduğunda değil de onu bu aileye verdiklerinde babasının onu istemediğini anlamıştı. Tahminince "Ben bu kıza bakmam. Ne kadar riski üzerimize çektiğinin farkında mısın? Ben bilmem ama git sen bak, ben yokum bu iş içinde." demişti babası ve kapıyı çarpıp gitmişti. Sahne aklına geldikçe siniri bozuluyordu, kızıyordu. Getirdiği ders kitaplarının daha ilk kısmını bile okumadan geri kapattı. Annesine sarılıp çok yorgun olduğunu ve uyuyacağını söyledi.
Sıcacık yatağına girdi. Burada annesiyle ne kadar güzel anıları olduğunu hatırladı. Annesinin ona orada okuduğu kitapları, oynadığı oyunları hatırladı. Ne kadarda güzel zamanlar geçirmişlerdi beraber. Hiç tanımadığı ilk annesine dair hiçbir şey bilmiyordu. Ya öz annesine çok benziyorsa? Ya annesi onu geri istemezse? İlk duyduğu zaman aklına gelen sorular tekrar geçiyordu aklından.
Yatağında duvara doğru döndü. Artık uyuması gerekiyordu. Yarının yepyeni bir gün olması gerekiyordu. Bulduğu günlüğü arkadaşlarıyla -hala çok tuhaf- beraber okuyacaktı. Şifreleri çözeceklerdi. Ve belki yarın annesini bile bulabilirdi. Ama hala korkuyordu. Annesinin onu istememesinden korkuyordu. Öz babasını ona anlatmamasından onu sevmemesinden korkuyordu.
"Yarın harika bir gün olacak." Dedi. Gözlerini sımsıkı yumdu ve uyumaya çalıştı. Daha beş dakika geçmemesine rağmen yorgunluktan uyuya kalmıştı.
☀️☀️☀️
Sabah alarmından önce uyandı. Bir anlık heyecan ve korkuyla geri uyuyamadı. Onun yerine kalktı ve ılık bir duş aldı. Duştan çıkınca çalan alarmını kapattı ve üzerini giyindi. Aşağıya annesinin yanına indi. Annesini mutfakta bulacağını düşünerek mutfağa gitti ama annesini orada bulamadı. Yürürken salondaki sesler ile oraya doğru ilerledi. Tanıdığı iki ses salonda konuşuyordu. Birinin annesi olduğunu anlamıştı zaten ama diğer ses her ne kadar tanıdık gelse de Lamia, sesin sahibini anlayamamıştı.
"Günaydın!" Diyerek içeri daldı bir anda. Salondaki üç kişi de ona baktı. Salondaki sıcak sohbeti bozduğu için herkes ona bakıyordu. Dünya içten ve bir o kadar da sıcak bir sesle ona selam verdi. Yel ile beraber onu evden almaya gelmişlerdi. Biraz erken geldikleri için de annesi ile konuşmaya dalmışlardı. Dünya'nın insanlar üzerindeki ilk izlenimi iyi olduğu için Ebru ile şimdiden iyi arkadaşlık kurmuştu.
"Eğer Lamia da hazırsa biz kalkalım Ebru abla. Görüşmek üzere." Dedi ve Ebru'nun cevap vermesine gerek kalmadan iki kızı da kollarından tuttuğu gibi dışarı çıkardı. "Niye bu kadar geç kalkıyorsun?" Dedi Dünya, Lamia'ya imalı bir biçimde. "Erken uyandım aslında." Diye cevap verdi. "Kahvaltı yapamadan çıkardın beni, neden?"
"Çünkü bize anlatacağın şeyler var diye düşündüm. Sanırım annen sana bir şey bırakmış." Lamia, Dünya'ya bakarak kafasını salladı. "Evet, bir günlük. Ama anlamadım. Yani yazdığı şey şifreli, çözmem için zaman olmadı." Dünya kafasını salladı ve okula varıncaya kadar da hiç konuşmadı. Sadece bir ara Lamia'nın acıktığını hatırlayıp yanındaki topraktan bir elma çıkarıp uzattı. Kız elmayı aldı ve kocaman ısırdı.
Okulun kocaman kapısından geçerlerken bile hiç kimse sesini çıkarmadan ilerledi. Okula girilince sağ tarafta bulunan çardakta oturanlar bu üç kıza baktı ve aralarında bakıştılar. Bu bakış Lamia'nın gözünden kaçmamıştı. Onlar ile girdiğim için böyle oldu. Diye düşündü ama kızların konuştuğu şey bu değildi. Normalde kızın kimle geldiğini ne yaptığını okuldaki kimse umursamazdı. Görünmez gibiydi o herkesçe. Ancak önceki günkü olayı herkes fark etmişti. Bir kız, bu olayı gören o, bütün arkadaşlarına; kimse tarafından görünmeyen kızın okulun yakışıklı çocuğu tarafından arka bahçeye sürüklendiğini söylemişti. Ve bu dedikodu bir saniyede üç kişiye çıkmıştı. Şimdi o üç kişi de diğer üç kişiye bu dedikoduyu anlatacaktı. Bu söylenti bir bakteri gibi etrafta dolaşacaktı.
"Dün, Pamir seni arka bahçeye doğru götürürken kimse sizi gördü mü?" Dedi Dünya Lamia'ya. Sesinde biraz sert biraz da planlayıcı bir tavır vardı.
Kız sakince omuz silkti. "Ben bilmiyorum. O sırada Pamir neden beni sürüklüyor diye düşünüyordum." Dünya duydukları karşısında kafasını salladı. "Sanırım biri sizi görmüş." Dedi gözüyle çardakta oturan sarı saçlı cılız kızı göstererek. "Adı Pelin. Zayıflığı güzel fizik zannedenlerden biri. Sanırım o görmüş sizi. Kendisi, bayağı iyi bir dedikoducudur."
"Yani?" Dedi Yel tedirginlikle. Sabahtan beri sesi çıkmamıştı ve bu boğazının ağrıdığından dolayı idi.
"Yani Lamia ile Pamir'i bir şeyler yaptılar zannediyorlar."
"Ne yapacaksın?" Dedi Yel ve ardından çok kötü bir biçimde öksürdü. "Ben buldum yapacağım şeyi." Dedi Dünya ve yanındaki iki kızı da alıp içeri girdiler. Binanın kapısında onlara doğru koşan Pamir ve Ateş tarafından karşılandılar. İki oğlan da şaşkın ve tedirgin bir biçimde kızlara bakıyordu.
"Duydunuz mu?" Dedi Ateş, Dünya'ya bakarak. Acilen bir şey bul. Diye baktı ona. Dünya, Ateş'e bakarak kafasını salladı. "Bana iki dakika verin ve bu müddet sonunda benimle hademe odasında buluşun. Alt kattakinde." Dedi ve koşarak merdivenlerden yukarı çıktı. Ortada kalan dörtlü birbirlerine bakarak yukarıya sınıflarına çıktılar.
İki dakika sonra dördü de hademe odasında Dünya'yı bekliyordu. Merdivenlerden Dünya'nın koşarak aşağıya inişini izlediler. Hademe kapısına giderek kapıyı açtı ve beraber içeri girdiler. Hademe odası normal küçük ve dar bir oda değildi. Alt kattaki hademe odası biraz büyüktü. Normal kimyasallar ve paspas ve kova vardı. Ama diğer tarafına bakılınca kocaman bir elektrik şebekesi olduğunu gördüler. Dünya diğerlerine bakarak gülümsedi. "Planımın son aşamasına geldim. Şimdi bu şebekeyi çökeltmem lazım." Kafasını yan yana duran Yel ve Pamir'e çevirdi. İkisinin de elini aldığı gibi elektrik kutusuna götürdü ve parmaklarını birbirine değdirdi.
Bir anda ne olduğu anlaşılmaz bir kıvılcım koptu. Küçük parçacıklar etrafa yayıldı. O kadar miniklerde ki yangın çıkarmaya bile yetmiyorlardı. Bunun ardından şebekenin çöktüğüne dair bir kaç ses çıktı. Herkes hayret içerisinde oraya bakıyordu. Bu küçük kıvılcımın nasıl bu kadar büyük bir şeye dönüştüğünü anlamaya çalışıyorlardı.
Dünya şaşkın suratlara dönerek gülümsedi. "Bu," dedi "aşk kıvılcımı. Dün anlatmaya çalıştığım da buydu. Aslında göz ile görülemeyecek bu kıvılcım bütün çamaşırları ve bütün bir şebekeyi çökertebilir." Etraftaki herkes şaşırmışlardı. Ama bu iki birbirine sevdiğini söyleyemeyen aşık, Pamir ve Yel, en çok onlar şaşkınlardı. Dünya'nın dahiyane fikrine de şaşırıyorlardı. Ama en çok birbirlerini sevdiklerini öğrendikleri için şaşkınlardı.
Dünya, bu dört şaşkın insanı yavaşça dışarı çıkardı. Dersin başlamasına daha vardı. Beraber çardaklardan birine geçtiler. Oturduklarında Dünya, herkesin aklında olan soruyu açıklamak için hazırlandı, derin nefes aldı. "Size buluşalım deyince koşarak bilgisayar odasına çıktım. Bilgisayar başkanı, namı diğer Kerem, bugün gelmeyecekti. Bana sabah mesaj atmıştı. Benden bilgisayarı açmamı ve hazırlamamı söylemişti. Bende okul haber kolu başkanı olduğum için ve haberlerde bilgisayar tarafından yayıldığı için oranın bir anahtarı da bende vardı. Magazin bölümündekiler dünkü haberi hazırlamışlardı. Ama ben daha açmadığım için kimse bilgisayarlardan haberi okumamıştı."
"Haberin okunmadığını nereden biliyorsun ki?" Dedi Pamir. Kız ona bakarak omuz silkti. "Bilgisayarlarda bir şifre var. Bu şifre haberi okumak için girilen bir kod. Her bilgisayarın kendi özel şifresi var. Bu şifreyi girdiğinizde size haberi gösteriyor. Bunlar girdiği cihaz doğrultusunda doğru veya yanlış diyorlar. Yani eğer sen bir bilgisayar kodunu telefona yazarsan çalışmaz. Sana o haberi açmaz. Ancak o kod o bilgisayara yazılınca açılır. Bende bu doğrultu da ilerledim. Daha kimse okumadığı için şanslıydım. Haberi silebilirdim. Sildim de. Ama ben çıkarken magazine atadıklarımdan biri içeri girdi. Zaten her ihtimale karşı şebekeyi sökecektim. Hem kıvılcımı Lamia'ya göstermek, hem de Yel ve Pamir'e aşklarını haber vermek için. Ama magazindeki kişinin odaya girmesi beni mecbur bıraktı."
Herkes suspus bir biçimde Dünya'yı dinliyordu. Yaptığı şeyler ve akıl ettiği şey karşısında konuşamıyorlardı. Ona baktılar ve bir şey söylemediler. Pamir tam ağzını açacakken zil çaldı ve kelimeler boğazında takılı kaldı.
☀️☀️☀️
Dünya, okul çıkış zili çaldığı anda koşarak Lamia'nın sınıfına gitti. Kapıdan bakınca Toprak Bey'in hala çıkmadığını gördü. Adamın yavaşça yanına yaklaştı. Öğretmenin coğrafya kitaplarını nasıl narin bir biçimde çantasına koyduğunu izledi. Toprak işini bitirince yanında bulunan kıza döndü. Sırtında okul çantasıyla bekleyen Dünya sınıfa göz gezdirmekte meşguldü. "Merhaba Dünya." Dedi gülümseyerek. Dünya Toprak'a bakarak gülümsedi. "Merhaba hocam. Eğer dersiniz bittiyse arkadaşlarımla çıkabilir miyim?"
Adam çantasını koluna takıp kafasını salladı. "Tabii ki de." Dedi ve sınıfın kapısından çıktı. Dünya, adamın çıkmasının ardından koşarak Lamia'nın oturduğu orta sıraya doğru ilerledi. Kız çantasını toplamakla meşguldü. Dünya'nın geldiğini bile fark etmemişti. Ancak kızın kalem kutusunu alıp hızlıca çantaya tıkaması ile Lamia kafasını Dünya'ya çevirdi. 'Ne oldu?' Der gibi kafasını salladı. Ancak Dünya hiçbir cevap vermeden kızı kolundan tuttuğu gibi dışarı attı. Lamia'ya bu aceleye bir şey dememekle yetindi. Merdivenlerden inerlerken Dünya söze girişti.
"Sabah gördüğümüz Pelin var ya." Dedi. "Ona bir şey vereceğiz."
"İyi de ben neden yanında geliyorum?" Dedi kız merakla. Dünya'nın sıkıca tuttuğu bileği iyice morarmıştı. Çekiştirmeye bile yetinmedi. Onun peşinden sürüklenerek dışarı çıktı.
"Çünkü kızın seninle uğraşmaması için ona rüşvet teklif edeceğiz. Yani yanımda olman lazım." Kız mecburiyetten kafa salladı. Baştan beri onlara bulaşmayarak gayet iyi bir iş çıkarıyordu. Ama Pamir'in onu alıp arka bahçeye götürmesi başına dert açmıştı. Daha dün kimse onun farkına varmaz iken şu an neredeyse herkesin dilindeydi. Korkuyordu. Onların yargıları altında kalmaktan, çıkamamaktan korkuyordu. İyice içine kapanmaktan korkuyordu. Onlar ile karşı karşıya gelmemek için her zaman yolunu değiştirip durmuştu. Ama şimdi kolunu tutan kız onu adeta bu korkuya doğru sürüklüyordu.
Okulun kantinine doğru ilerlediler. Kantin büyüktü. İçine bir sürü masa ve sandalye sığıyordu. İsteyen kişiler buralarda yemek yiyebilirlerdi. Her kantinde olduğu gibi fazla çeşit bulunmuyordu. Belli biçimde tostlar ve minik paketlerde kekler; kutu meyve suları ve sular. Arada bir farklı şeyler geliyordu. Onu da bitmeden yakalamak mümkün ise.
Kantinde masaların olduğu yerde oturan Pelin ve arkadaşları koyu bir muhabbete koyulmuşlardı. O kadar koyu bir muhabbetti ki gelen bu iki kızın onları kaldırabilmesi için yanlarına iki sandalye sürüklemesi gerekti. Sandalyeye oturup bu koyu muhabbete mani olan bu iki kız Pelin'in siniri bozmuştu. Ona göre işi olmadıkça yanına kimse gelmezdi. Arkadaşları bile onunla bir çıkar için birlikteydiler. Onların bütün sırlarını biliyordu. Eğer yanındaki arkadaşları ondan ayrılmak için yeltenirse kız, onların sırlarını ve onları açıklayacağı insanları yüzlerine vuruyordu. Etrafında bir arkadaş grubu gerekiyordu. Herkes gibi sevgi ile kurulan bir bağ yerine insanlar üzerinde otorite kurmayı seviyordu. İnsanlar onun için hiçkimseydi.
Pelin hiç istifini bozmadan Dünya'ya döndü. "Ne istiyorsun?"
Dünya elindeki kağıdı uzattı kıza. Kız kağıdı aldığı gibi suratında kocaman bir gülümseme belirdi. Kağıttaki numarayı okudu. Suratındaki gülümseme silinmeden kafasını geri Dünya'ya çevirdi. "Şu an ne istiyorsun?"
"Bütün her şeyi unutmanı istiyorum. Pamir ve Lamia'nın arka bahçeye gittini bilmiyorsun. Anladın mı?" Dedi göz kırparak. Pelin yerinde dikleşti. Bir şey düşünür gibi kafasını yavaşça yana eğdi. Ardından tekrar düzleştirdi. Kafasını salladı.
"Tamam." Dedi. "Pamir ve Lamia normalde arkadaşlar. Sadece arkadaşça bir şeydi. Hem arka bahçeye de götürmedi."
Dünya Pelin'e göz kırpıp kafasını salladı. Ayağa kalkıp Lamia'yı kolundan tutup kantinden dışarı çıktılar.
Kız acıyı tekrar hissederek yüzünü buruşturdu. Elini Dünya'nın elinden kurtaramıyordu. Kız tüm gücünü kullanarak Lamia'nın elini tutmuş ve bırakmıyordu. Onu sabah Pelin ve arkadaşlarını gördükleri çardağa sürükledi.
Çardakta oturan arkadaşları onları bekliyordu. İki kızda çardağa gelince Pamir sabırsızlıkla konuştu.
"Nerede kaldınız?"
Dünya gözlerini devirdi. Banklardan birine oturdu, Lamia da yanına oturunca söze başladı.
"Lamia, annesinin günlüğünü bulmuş." Dedi, kafasını kıza çevirdi. Lamia çantasına uzanıp kırmızı kapaklı defteri çıkardı ve diğerlerinin önüne koydu. Pamir diğerlerinden önce davranarak defteri eline aldı ve sayfaları karıştırmaya başladı. "18092002 mi?" Dedi. Kız sakince kafasını kaldırdı. "Bir tür şifre ile yazılmış olmalı. Bende kimse okumasın diye böyle yazardım."
Herkes aynı anda kıza bakınca omuz silkti. "İkinci cümleyi de okusana."
"225G1617 26N216 124İ17 2İ21 519N2616 1718K241S11 1815D25."
Herkes Pamir'e baktı bu sefer. Okuduğu cümleden -hatta buna cümle bile denemezdi- anlamamışlardı. Garip sayı ve harflerden oluşuyorlardı. İlk cümle ile ikinci cümle arasında bir bağlantı yoktu.
"Bunu size bırakmak zorundayım. Çünkü yarışmaya geç kalacağım. Toprak hocadan azar işitmek istemem şahsen." dedi Dünya ve diğerlerinin yanından koşarak ayrıldı.
Pamir defterin diğer sayfalarını çevirdi. Hepsinde aynı şeyin yazıyor olması bu şifreyi çözmesi için ipucu vermiyordu.
"Bu bende kalabilir mi?" Dedi Pamir Lamia'ya bakarak. Kız bir an tereddüt etti. Annesinden ona kalan tek şey oydu. İlk defa o günlüğü aldığı zaman annesine yakın hissetmişti. Onun hala yaşadığına olan inancı daha da artmıştı. Tam da bu yüzden günlüğü Pamir'e vermeyi kabul etti. Kendisinin çözemeyeceği bir şifreydi bu. Belki de o çözebilir.
Kafasını salladı Pamir'e bakarak. Oğlan kırmızı kapaklı defteri çantasına attı. Aklında şifre hakkında birkaç ipucu oluşmuştu. Ama bunun için uzun bir zaman gerekecek idi. Eğer tüm defteri çevirmeye kalkacaksa bir haftasını buna ayırması gerekecekti.
"Hey!" Dedi Yel herkesin dikkatini çekmeye çalışarak. "Dünya'yı izlemeye gitsek mi?"
Ateş omuz silkerek ona cevap verdi. "Olabilir aslında Burada başka bir şey yapmayacaksak gidelim.
Herkes hemfikir bir biçimde banklardan kalktılar ve okulun arkasına yürüdüler. Kimsenin onları göremeyeceği tek yer okulun arkasındaki gizli odaydı. İnsanların onları göremeyecekleri bir yerde krallığa giriş yapıyorlardı. Ateş, cebinden küçük bir top çıkardı ve yere attı. Cam top kırıldı ve büyük bir girdap açıldı. Önden Yel ve Pamir atladı girdabın içine. Lamia, Ateş'e döndü.
"Korkuyorum." Dedi. Oğlan, kızı nasıl sakin sakinleştireceğini bilemedi. "Bende korkuyorum." Dedi oğlan. "İstersen elimi tutabilirsin."
Kız şaşkınca oğlana baktı. Güvenip güvenemeyeceğini bilemedi. Ama mecburdu. Ailesini bulmak için onlara güvenmek zorundaydı. Ateş'in elini tuttu. Oğlan utancını gizlemeye çalışarak kız ile atladı.
İlk hissettiği şeyleri tekrar hissetti. Boşluktan düşüyormuş gibi oldu. Sonra etrafına dolanan hava akımlarını hissetti. Yel tarafından yavaşça yere indirildi. Kıza teşekkür etti ve onları takip etti.