Takır, yangını kontrol altına almak için masadan kalktı. Su Sangtia'sı olduğunu tahmin ettiği bir garsona seslendi ve yangını durdurması için ona emir verdi. Ancak garson korku ve tedirginlikle ellerinden sadece su damlacıkları çıkartabildi. Takır, oğlanı orada başıboş bırakıp depo diye bilinen boş odaya doğru ilerledi.
Yangın her tarafa yayılmaya başlamıştı. Su Sangtia'ları yangını kontrol altına almaya çalışsalar da güçlerini kontrol etme konusunda yetersizlerdi. Ellerinden geldiği kadar güçlerini kullanıyorlardı ancak bunun çok bir fayda ettiği söylenemezdi. Takır ise bunu bildiği halde hiç bir şey yapmıyordu.
Depoya geldiği zaman yangın hala o tarafa sıçramamıştı. İri cüssesi sayesinde kapıyı kırıp açtı. Oda, içki ve çay yapmak için çeşit çeşit kuru bitki ile doluydu. Ancak odanın ortasında duran sarı saçlı çocuk korkmuş yüz ifadesi ile adama bakarken bu bitkileri düşünmek zordu. Odanın kapısı kapattı ve çocuğun yanına eğildi. Kulağına doğru yaklaştı. "Şimdi seni çözeceğim ve sen sesini bile çıkarmayacaksın anladın mı?" Dedi Takır o korkutucu sesi ile. Çocuk kafasını hızlıca salladı. Korkuyordu. Korkuyordu çünkü bu karşısında duran adam ona çok benziyordu. Çünkü karşısında duran adam oydu.
Takır, oğlanın ellerinde ve ayaklarında bulunan ipleri çözdü. Ağzındaki bandı da yavaşça çözdü.
"Ellerime dokun." Diye emir verdi. Her ne kadar fısıltılı şekilde konuştuysa da sesi bağırarak çıkmıştı. Oğlan korka korka adamın ellerine dokundu ve oğlan birkaç dakika önce hissettiği şeyleri tekrar hissetti. Beyninden sanki kıvılcımlar çıkıyormuş gibi oldu. Ayaklarının bağları çözüldü, elleri titremeye başladı, gözleri sanki yuvalarından çıkacakmış gibi oldu. Ve bütün her şey bir anda kesildi. Hissettiği şeylerin hepsi sanki hiç olmamış gibi bir anda yok oluverdi.
Oğlan ellerini adamın üzerinden çekti. Takır'ın kaçmasına izin vermeden elini açtı. Ellerinde küçük siyah benekler oluşmaya başladı. Küçük bir tabanca çiziyormuş gibi hareket ettiler. Oğlan elindeki küçük tabancayı adama doğru tuttu ve bir el ateş etti. Etraftaki korku çığlıkları, tabancanın o iğrenç ve tüyler ürpertici sesini bastırdı ve oğlan sanki o odada hiçbir şey yaşanmamış gibi çıktı gitti.
Yangından sıyrılan oğlan krallığı terk etmek için taş duvarla çevrili alana doğru koştu. Bu taş duvar kara büyüye sahip adamın geri gelmemesi için inşa edilmişti. İki büyücüyü adamın arkasından yollayan kral, onlar gittikten sonra hemen bu taş duvarın yapılmasını emretmişti. Duvarın uzunluğu aşılamayacak derecede büyüktü. Bu yüzden oğlan duvarın dev demir kapısına doğru yaklaştı. Bir kaç muhafız -iki iç girişte, iki de dış girişte bulunan toplam dört muhafız- vardı kapının orada. Hiçbir şey yokmuş gibi ilerledi ve kraliyet sınırları içerisinden çıkmak için muhafızlardan izin istedi.
"Nereye gideceksin?" Dedi muhafız oğlanın sıska cüssesi ile alay eder gibi. Oğlan tüm soğukkanlılığı ile cevap verdi. "Kırda gezeceğim. İzin yok mu?"
Muhafız oğlanı baştan aşağı süzdü. Normal bir kiloda ve uzun boylu bir çocuktu. Saçları sarıydı ve bu ona tatlılık katmıştı. Ancak üzerindeki siyahlar bu tatlılığı engelliyordu.
"Geç!" Dedi muhafız, yanındaki arkadaşına eliyle işaret verdi. Diğer muhafız yanında bulunan büyük kolu döndürdü ve demirden olan kapı açıldı. Oğlan muhafızlara başı ile selam verdi ve Kraliyet sınırlarından çıktı.
O, bar sahibini öldürdüğü için hiç vicdan azabı çekmiyordu. Bunları gördüğü için öldürülmesi gerekiyordu.
Takır katili olan oğlanın kara büyüye sahip olduğunu ve virtus'unun -özel gücü olarak geçiyor- yer değiştirebilme olduğunu öğrenmesi onun aleyhindeydi. Bunları öğrenmesi onun öldürülmesi için gereken sebeplerdi. Oğlan, bu riski göze alamazdı. Zaten varlığından haberdar bile olunmayan bir krallığa giriş yapmıştı. Bu onu suçlu yapardı. Hem de güçlerinin kötü alamet sayıldığı kraliyette ortaya çıkması, kraliyetin kurallarına göre idam edilmesi gerektiğini gösterirdi. Adamın onu ispiyonlamasın göze alamazdı.
Ona verilen görev gereği bu beş kişiyi takip etmesi gerekiyordu. O da ona bahşedilen virtus'u kullanarak onlara fark etmeden yaklaşmıştı. Bunu tekrarlamak zorundaydı. Rapor vermesi gerekiyordu. Emir veren patronu elini sallayarak onu öldürebilecek konumdaydı. Ölmek istemiyordu. Ama mecburdu, O adama mecburdu.