"İlk sorun ne?" Dedi Pamir.
"Öncelikle burası neresi?" Dedi kız merakla, cevabını istediği sorulardan biriydi bu. Yel utangaç bir tavırla ileri atıldı. "Burası kraliçenin söylediği gibi Vaveyla Krallığı. Vaveyla kelimesinin sözlük anlamını biliyorsundur. Çığlık, feryat demek."
"Peki neden buraya böyle bir isim verilmiş ki?"
Dünya elini kaldırıp garsonu çağırdı. Garsonun kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra garson, arka taraftan minyatür bir tiyatro sahnesi getirdi. "Bu, benim küçük kukla sahnem sana hikayeyi bu şekilde anlatacağım. Yel, Ateş bana yardım eder misiniz?"
Yel bir taraftan Ateş ise öbür taraftan minyatür tiyatronun perdelerini açtı. Sahnede küçük bir ırmak ve ırmağın yanında da küçük bir ev vardı. Dünya parmaklarını hareket ettirince ırmağın üzerinde bir kayık ve iki küçük kukla belirdi. Tekrar oynattığında ise evin yanında çamaşır asan iki kukla belirdi. Ardından Dünya anlatmaya başladı.
"Çok eski olmayan zamanlarda buranın bir ismi yokmuş. Hatta buraya bazıları İsimsiz Krallık bile dermiş. Bu krallıkta annesi ile yaşayan bir kız ve babası ile yaşayan bir oğlan varmış. Bir gün bu baba oğul ırmakta balık tutmaya gideceklermiş. Ancak balıkları koymak için kullanacakları kovayı yanlarına almayı unutmuşlar. Pamir?"
Pamir boğazını temizleyip konuşmaya başladı. "Oğlum biliyorsun yaşlılık işte kovayı almayı unutmuşum benim yerime sen alabilir misin?"
Pamir konuşurken Dünya da kayıktaki kuklayı oynatıyordu. Bu Lamia'nın çok hoşuna gitmişti. Bu kukla gösterisi sayesinde hem sorularına yanıt alabilecek hem de aklında kalmasını sağlayacaktı.
"Elbette babacığım." Dedi Ateş. Dünya tekrar söze başladı. "O günde bu annesi ile yaşayan kızımız çamaşırları topluyorlardı." Kız ellerini hareket ettirdi ve kukla eğilip yerdeki çamaşır sepetini aldı. Sepet kızdan daha büyük olduğu için önünü göremiyordu. Derken iki kukla birbiri ile çarpıştılar.
"Çok üzgünüm hanımefendi."
"Sorun değil." Dedi Dünya. Parmaklarını hareket ettirdi ve kuklalar yerdeki kumaş parçalarını toplamaya başladılar. Ve birden elleri birbirine değdi. "Aslında bu olay bu şekilde değil. Normalde buradaki bütün kumaş parçaları yanar. Ancak ben bunu kukla sahnemde anlatamam."
Pamir o sırada söze atıldı. "Bu aslında buralı insanlara özgü bir şeydir. Elektriklenme gibi düşün. Birbirlerine aşık ancak bunu birbirlerine ifade edemeyecek aşıklar eğer parmakları birbirine değerse orada bir kıvılcım kopar. İnsanların birbirleri tarafından elektriklenmesene örnektir. Bir nevi ondan elektrik aldım olayı.
"Teşekkürler Pamir, şimdi biz hikayemize dönelim. Oradaki kumaşlar paramparça olunca bu iki kafası karışık aşık birbirlerini sevdiklerini anlarlar."
Bir anda perde kapandı. Dünya parmaklarını gevşetip tekrar söze başladı. "Günler birbirini kovalarken bu iki aşık birbirlerini uzun bir süre göremeyince birbirlerine daha çok tutulurlar. Bunu fark eden oğlan kâğıt ve kalemi eline aldığı gibi kıza mektup yazmaya başlar. İçini mektuba boşaltan oğlan bulduğu küçük çocuğa bu mektubu alıp kıza vermesi gerektiğini söyler. Çocuk mektubu aldığı gibi bunu kıza ulaştırır ve aralarında bir mektup arkadaşlığı başlar. Oğlan kıza yazdığı bir mektupta 'Sağdıç Ağacı'nın orada buluşmaları gerektiğini yazar. Bizim kızımızda annesine türlü türlü yalanlar uydurarak o gece bu ağacın altına gelir. Birbirleriyle sonunda kavuşan iki aşık o gece orada birbirlerinin olurlar."
Ateş ve Yel tekrar perdeyi açtılar. Bu sefer iki tane yan yana ev gördü kız. Tahminince biri kızın öteki de oğlanın idi. Dünya derin bir nefes alıp tekrar devam etti. "Şimdi gelelim hikayenin en iğrenç ve bir o kadar da saçma kısmına. Şimdi bizim bu iki aşık o gece birbirlerinin oldular. Ancak şunu unutmamak lazım. Oğlanımız bir Su Sangtia'sı ve kızımız da bir Ateş Sangtia'sı. Yani oğlanımız suyu, kızımız da ateşi kontrol edebiliyor. Bu iki element birbiri üzerinde savunmasız kalıyor. Yani..."
Pamir bir anda kızın sözünü kesti. "Yani ateş ve su birbirini dengeliyor. Aynı rüzgar ve doğa gibi. Birbiri üzerinde etki yapamayan elementler birleşir ve kara büyü denilen şeyi oluşturur."
Dünya gülümsedi. Pamir'in yaptığına kızmış görünüyordu ama tepki vermedi. Sabırla soludu ve konuşmaya devam etti. "Teşekkürler Pamir. Nerede kaldım? Heh. Pamir'in de dediği gibi bu ikilinin de kara büyüye sahip bir oğlan çocukları olur. İlk önce bu oğlan çocuklarını saklamaya karar verirler. Hatta anne ve babalarından da. Ama bir gün kızın annesi bu bebeği görür." Dedi Dünya ve parmaklarını hareket ettirdi. İncecik bir kukla bahçeden kucağında küçük bir kukla ile evden dışarı çıktı. Ardından evin kapısında biraz tombul bir kukla belirdi. Dünya parmaklarını hareket ettirdi ve kukla elindeki merdaneyi salladı.
"Hemen çık bu evden iğrenç ve sefil kız. Sen artık benim kızım değilsin!" Dedi Yel. Anlaşılan kızın annesini o konuşturmaktaydı. Bir evin kapısı kapandı. Kukla ne yapacağını bilemeden kucağındaki kukla bebeği ile orada öyle kalmıştı. Bir çare oğlanın kapısını çaldı. Oğlan kapıyı açtı ve kız oğlana bebeği gösterdi. Oğlan babasını çağırdı ve çocuğu ve kızı alıp almayacaklarını sordu. Adam iyi biriydi ve bunu kabul etti. Kızı evine buyur etti.
"Çok teşekkür ederim babacığım. Umarım size baba dememde bir sakınca yoktur."
"Hayır kızım. Bana elbetteki baba diyebilirsin. Torunumu ve kızımı eve almazsam asıl ben çok iğrenç bir insan olurum."
"Ve böylece oğlan ve kız, çocuklarını büyütürler. Bu hikayede ne kadar ancak var saymadım ama bir ancak daha olacak. Ancak çocukları büyüyüp gücünü kontrol etmeye başlayınca işler karışmaya başlar." Tekrar perde kapandı ve bir daha açılmadı. Onun yerine Dünya kendi anlattı. "İlk başlarda bunun bir lanet olduğunu düşünüyorlardı ama şamana gidince bunun kara büyü olduğunu anladılar. Çocuklarının kara büyüye sahip olduğunu kimseye söylemediler. Bu olay o evdeki dört kişi içerisinde sınırlıydı. Tabii şamanda var ama bu şaman en sonunda krala -Ateş'in dedesiydi o zamanki kral- söyledi. Artık şaman bunu nasıl anlattıysa kral bu kara büyüden çok korkar ve çocuğun zindana kapatılıp gözetim altında tutulmasına karar verir. Bu çocuk o küçücük zindanda tek başına kalır. Zamanla içini büyük bir öfke ve umutsuzluk alır. Bu umutsuzluk ve öfkeyle beslenen bu küçük çocuk o kadar süre zarfında daha da güçlenir. Tabi kral rahat oh hareminde keyif çatıyor bu çocuğunda bir tehdit oluşturabileceğini düşünmüyor. Salak kral." Son kelimesini sessiz bir biçimde söylemiş olmasına rağmen Ateş bunu duymuştu. Fakat suratında bir değişiklik olmamıştı. O da dedesi ile ilgili aynı düşünceleri paylaşıyor olabilirdi.
"Her neyse. Bu umutsuzluk ve kin ile beslenen oğlan en sonunda krallığı yerle bir ediyor. Aynı zamanda kralın kellesini de uçuruyor. Bu yüzden krallığın adını Vaveyla Krallığı koyuyorlar. Aynı zamanda yeni kral Ateş'in babası oluyor ve bu bir o kadar garip hikayemizde burada bitiyor." Dedi Dünya ve garsonu çağırıp minyatür tiyatro sahnesini almasını söyledi Garson gidince herkes Lamia'ya baktı. Kızın düşünceli tavrı bir yana anladıklarını sindirmeye çalışıyordu. Birkaç sorusunu bu minik tiyatro gösterisi ile cevaplandırmışlardı. Ancak hala bir sürü sorusu vardı.
"Anladığım kadarıyla küçük zararsız bir aşk hikayesi bir kıyamete sebep oluyor öyle mi?" Herkes aynı anda kafasını salladı. "Tamam. Fakat bu hala neden benim burada olduğumu açıklamıyor."
"Çünkü Dünya hikayeyi yarım anlattı." Dedi Pamir çok bilmiş bir tavırla. Dünya yine hiçbir şey olmamış gibi karşılık verdi. Ama gözlerindeki alev Pamir'e ne kadar kızdığını gösteriyordu. Yine de bozuntuya vermemesi onun ne kadar da sabırlı olduğundan bir örnekti.
"Ateş'in babası tahta geçtikten sonra bu kötüyü tamamen ortadan kaybolması için en iyi iki büyücüyü gönderdi. Bunlarda senin annen ve baban oluyor."
"Aslında tam olarak öyle değil. Yani onların senin annen ve baban olma olasılığı yüksek. Çünkü o çocuğun -aslında o zamanlar çocuk sayılmıyor çünkü yirmi yaşlarında falan- yani adamın peşinden giderken küçük bebeklerini dünya da birine bıraktıkları düşünülüyor. Bırakmaları çok mantıklı. Zaten gittikten sonra geri de dönenmediler. O kötü adamdan da ses çıkmadı. Ama bu geri gelmeyecek demek değil. Ve bu korku dolayısıyla buradaki birçok aile dünyaya taşındı. Yani senin o diğer taşınan ailelerden olma olasılığın da var." Dedi Dünya. Hiç bozuntuya vermeden nasıl yalan söylediğine şaşırmıştı. Çünkü biliyordu o kızın ailesi aslında o adamın peşinden giden aileydi. Ama kızı üzmemek için bir şey söyleyemiyordu. Ailesini neredeyse hiç görememek nasıl bir şeydi biliyordu. Ama onun yaşadığı şeyin kızınkinin yanında sönük kalacağını da biliyordu. Empati yeteneği onu iyi bir lider olmaktan alıkoymuyordu.
"Yani şu anki ailemin aslında gerçek ailem olmama olasılığı var." Hepsi bir anda kafasını salladı. Lamia şok geçirircesine gözlerini açtı. Ellerini saçlarının arasına götürdü. Benim ailem olmayabilir. Onlar ailem olmayabilir. Annesi arasındaki benzerlikleri düşündü bir an. O içine kapanıktı, annesi ise dışa dönük. O yeniliklerden hoşlanmazdı, annesi ise her yeni şeyi ilk onların almaları gerektiğini söylerdi. Annesi inatçıydı, o ise çok uysaldı. Bunca zamandır yaşadığı aile onun ailesi değildi. Bu acıtıyordu işte. Belki ailesinden duysa daha iyi olurdu ama bir başkasından duyması ona daha çok zarar veriyordu.
Anlatmaya başlamadan önce getirdikleri koca bardağın içindeki suyu tek dikişte bitirdi. "Bana," dedi, "daha ağır bir şeyler söyler misiniz? Çünkü bunu ayık kafayla sindiremeyeceğim."
Dünya garsonu çağıracakken masaya birinin oturması ile Dünya'nın sözleri havada asılı kaldı. Gelen kişi tombulca biriydi. Sakallarının karışık ve yağlı olması ve pis kokması onun ne kadar süredir yıkanmadığına bir örnekti. Ayrıca ağzındaki içki kokusu ve yalpalayarak konuşması körkütük sarhoş olduğunun kanıtıydı.
Elindeki koca bira şişesi ile bir sandalye çekerek oturdu. Bardağı masaya öyle bir koydu ki masadaki -kendi de dahil- herkesin yüzü bira ile yıkanmış oldu. Ağzındaki sözleri daha kendi bile anlayamıyorken konuşmaya başladı.
"Sizi buralarda ne zamandır görmüyordum, seni" parmağı Lamia'nın üzerinde durdu. "Seni ise ilk defa görüyorum. Kimsin, kimlerdensin?"
Lamia suratındaki biraya aldırmadan konuştu. "Yeniyim. Arkadaşlarım daha ilk defa getirdi beni buraya." Adam kafasını salladı. "Bende buranın sahibiyim. Adım Takır." Devasa elini kıza uzattı. Koz sakince tuttu ve tokalaştılar. Tokalaşma bitince adam elini hızla çekti ve Lamia'dan başlayıp masadaki herkese baktı. Kafasını Ateş'te durdurdu. Ateş ona bakan devasa ve aşırı derecede korkutucu adamı görmezden gelmeye çalıştı, başaramadı. Adamın ona bakışları netti. Sanki Ateş'in yüz hatlarını tamamen ezberine alıyormuş gibi dikkatliydi.
Oğlan sakince yanında oturan Dünya'yı dürttü. "Dünya, götür şu adamı buradan." Kız kafasını salladı ve dükkanın sahibi Takır Bey'e baktı. "Takır Bey?" Dedi kız ona gülümseyerek, adam sert yüzünü koruyarak kıza döndü ve gülümsedi. "Ee, şey..." Dedi ancak bağrışmalar onu durdurdu. Ateş'in attığını tahmin ettiği küçük kıvılcım yüzünden etraf ateş almaya başlamıştı. Yanlarındaki adam ayağa kalkıp olayla ilgilenmeye başladı. Fırsattan istifade bizim beşli masadan kalkıp kaçmaya başladı. Bardan koşar adım çıktıkları için nefes nefese kaldılar. Yel, yanlarındaki parka gitmeyi önerince hepsi bir banka yığıldılar.
"Ayıp oldu yalnız." Dedi Yel nefes nefese. "En azından yardım etseydik."
Dünya omuz silkip Yel'e baktı. "Oradaki bütün kral düşmanları su prens ve prensesi. Yani sorun olacağını sanmıyorum." Dedi, kafasını Lamia'ya çevirdi. "Sen iyi misin?" Kız kafasını salladı ama gözleri hala kocaman açıktı. Ya endişeden ya da korkudan ne yapacağını bilemiyordu. 16 yıldır ailesi zannettiği kişiler aslında onun ailesi değildi. Sabah annesinin onu çağırdığını düşündü. Yüzünü hatırlamaya çalıştı, kendi suratıyla benzerliklerini düşündü. Benzemiyordu. Aralarında ufacık bir benzerlik bile yoktu.
Kafasını arkaya doğru yasladı. "Bu olamaz." Dedi. "Olamaz!"
"Lamia?" Dedi Yel yanına geldi ve elini bacağının üzerine koydu. "İyi misin?" Kız kafasını olumsuz anlamda salladı. "İyi değilim. Bana ailemin aslında gerçek ailem olmadığını söylüyorsunuz ve iyi olmamı mı bekliyorsunuz?" Dedi sesini yükselterek. Siniri daha fazla artmaya başlamıştı. Yanlış bir şey yapacağından korkuyordu. Sakince oturduğu yerden kalktı, parkın ağaçlık alanına doğru yürümeye başladı. Sırtını bir ağaca yaslayıp cenin pozisyonunda oturdu. Olumlu düşünmesi gerekiyordu. Gerçek ailesi yaşıyor olabilirdi. Onları bulabilirdi. Belki yeni tanıştığı arkadaşları ile beraber çalışabilirdi.
Ellerine baktı. Ona nasıl bir gücü olduğunu açıklamamışlardı. Tahminince herkesin hangi Sangtia olduğunu tahmin ediyordu. Ama ona başka bir şey söylememişlerdi. Ayağa kalktı. Derin bir nefes alıp diğerlerinin yanına geri döndü. "Ben, özür dilerim. Yani öyle davrandığım için."
Dünya yanına yaklaştı. "Sorun değil. Sarılmak ister misin?" Dedi. Lamia kollarını kocaman açarak Dünya'ya sarıldı. Bir anlık kız arkadaşın nasıl olabileceğini hissetti. Hiç arkadaşı olmamıştı. Belki benim ile arkadaşlık kurarlar.
Onları bu özel kucaklaşmadan ayıran Pamir'in sesi olmuştu. "Dünya'nın sarıldığını da ilk defa görüyorum." Dedi. Dünya kızı bırakmadan oğlana seslendi. "Eğer şu an susmazsan bu ilk ve son olur."
Oğlan dudağını bir fermuar gibi çekti ve kollarını yukarı kaldırdı. Lamia kızdan ayrıldı ve bir şey söylemek için hazırlandı. "Ailemin yaşama ihtimali ne?" Dedi. Herkes birbirine baktı ne söyleyeceklerini bilmeden. "Aslında," dedi Yel. "olma ihtimali var. Yani öyle söylüyor."
"Kim?" Dedi herkes bir ağızdan. Kız omuz silkti. "Kayra abla. Arada sırada kardeşimle ona gidip hikaye dinleriz. O da bize Lamia'nın annesinin hala yaşadığını söyledi." Lamia gözlerini kocaman açtı. Bu ailesini bulma ihtimalini arttırmıştı. Bir anlık sevinçle Yel'e sarıldı. Ailesi bulmak istiyordu ve bu onu daha da heyecanlandırıyordu. "Bu demektir ki annem yaşıyor. Annemi bulabilirim."
Ancak bu sevinci Dünya'nın sözleriyle son buldu. "Bak, anneni bulabiliriz. Ama akıl sağlığı yerinde olmayabilir ya da aklıma gelmeyen başka şeyler olabilir. Yani emin misin?" Lamia kendinden emin bir şekilde kafasını salladı. "Evet. Eminim."
☀️☀️☀️
Yeni arkadaşları ile dünyaya giriş yaptılar. Lamia bir sevinçle evine gitti. Bu sevincini annesine anlatmak istiyordu. Eğer Dünya'nın da dediği gibi ailesi kral tarafından o adamın peşinden gittiyse ve ailesi onu şu anki annesine bıraktıysa annesi onları biliyor olabilirdi.
Sakince eve girdi. Seslerden annesinin mutfakta iş yaptığını anlamıştı. Ona kendini belli etmeden geçecekti ki annesi zaten onun geldiğini anlamıştı. "Hoş geldin. Okul nasıl geçti Lamia?" Dedi. Kızın o an başından aşağı kaynar sular döküldü. O okula gitmemişti. Onun yerine diğerleri ile beraber başka bir yere gitmişti. Annesine ne söyleyeceğini düşündü. İyi geçti, diyebilirdi. Ya da her zaman ki gibiydi, de diyebilirdi. Hayatı boyunca hiç yalan söylememişti. Çünkü yalan söyleyecek bir şey yapmamıştı. Ama bu sefer zor durumda kalmıştı. Lanet olsun!
"İyi geçti." Dedi, biraz umursamazca davranmaya çalışmıştı ama annesi onu iyi tanıyordu. Yalan söylediğini anlamıştı.
"Lamia? Okula gitmedin mi yoksa?" Kız kafasını eğdi ve olumsuz anlamda salladı. Annesi yaptığı şeyi bırakıp yanına geldi. Beraber salona gittiler ve koltuğa oturdular. Belli bir süre sessiz durdular. En sonunda annesi -namı diğer Ebru Hanım- söze girişti.
"Ne yaptığını biliyorum. Her şeyi benden öğrenseydin daha iyi olurdu ama cesaret edemedim. Bir an evden çıkıp giderdin ya da benimle hiç konuşmayadabilirdin diye sustum. Özür dilerim." Dedi kadın kızına daha da yanaşarak. Kız annesine hiç sarılmadığı gibi sarıldı. Sanki bir daha hiç kavuşamayacaklarmış gibi.
"Sana bir şey vereceğim." Dedi annesi ve ayağı kalktı. Yatak odasına gitti ve koyu kahve dolabı açtı. Çamaşırlarının altından küçük bir defter çıkardı. Üzeri deri kaplama bir defterdi. Küçük bir kilidi ve çok şık bir kırmızı renge sahipti. Üzerine kırmızı iple Dolunay Çoban yazılıydı. Kız defteri eline aldı ve kilidi açtı. Güzel bir el yazısıyla karşılaştı. Sağ üst köşede de tarih yazılıydı. Bunun bir günlük olduğunu çabucak anlamıştı. Bu gerçek annesinin yazdığı günlük olmalıydı. Kitabı biraz karıştırdı, ardından annesine anlamsızca baktı.
"Bu annenin günlüğü. O tam olarak bilmediğim adamın peşinden giderken sana bırakmıştı. Eğer öğrenirse bunu ona ver, demişti. Madem öğrendin, o zaman bunu sana verme zamanım geldi."