"Lamia?"
"Efendim anne!" dedi kız bastıra bastıra. Hala ısrar ediyordu annesi ona. O istediği tişörtü giyse aslında bütün bu tantana biterdi. Ama onun kuşandığı şekle tersti bu tişört. Siyah kızdı okulda o. Siyahın güzel bir renk olduğunu düşünüyordu. Ama annesi giymesinde ısrar ediyordu. "Siyah giyme insanlarda kötü izlenim bırakırsın". Kötü bir izlenim bırakmak istiyordu kız. Kötü olmak istiyordu.
Annesini takmayarak aşağı indi. Onun için hazırladığı kahvaltıdan biraz atıştırdı. Çantasını alıp otobüse doğru yürüdü. Kulaklığını takıp otobüsü beklemeye başladı. O sırada bir şey dikkatini çekti. Gökyüzünde değişik kıvılcımlar vardı. Sarı renkte bir kuşak gökyüzünde şekiller çiziyordu. Ne olduğunu anlamak zordu. Elini havaya kaldırmak istedi, yapmadı. İçindeki duyguyu bastırmaya çalıştı. Kendini tanıttığı imaja tersti bu. Giydiği kıyafet ve zincirler asi bir tavır sergilemesi gerekiyordu ona göre. Havalı duruyordu. Okuldakiler ona hayranmış gibi bakıyorlardı. Ona kendini iyi hissettiriyordu bu durum. Onunla takılmak isteyen oluyordu. Bu yalnızlığına bir çareydi.
Otobüs gelince sırayla otobüse bindi. Gideceği yer çokta uzakta sayılmazdı ama yürüme mesafesi de değildi. Otobüsün içine göz gezdirdi, oturacak bir yer bulup oturdu. Kafasını cama çevirdi. Sarı kurdele havada daireler çizmeye devam ediyordu. Dayanamadı, kolunu yavaşça yukarı kaldırdı. Cama dokunduğu sırada parmağında sarı bir çizgi oluştu. Camdan yansıyan gökkuşağına dokununca elimiz yedi renge boyanır, onun gibi olmuştu işte. O sırada anladı; sarı kurdele gökyüzünde değil, kafasının üzerindeydi. Kafasını insanlara çevirdi. Onların bunu, kafasındaki şeyi görüp görmediğini merak etti. Yanındaki insanlar kendi hallerindeydiler. Müzik dinleyen, uyuyan, telefonuyla ilgilenen, gazete okuyan… Herkes ayrı bir şey yapıyor, o kurdeleyi görmüyorlardı. Tekrar uzanmak istedi, cesaret edemedi. Korkmuştu. Nedeni bilinmez bir korku vardı içinde. Otobüsün durağına yaklaşmasını da bahane etmişti bir de.
Otobüs durmadan ayağa kalktı. İnsanlardan izin istedi, kapının önüne geçip bekledi. Otobüs durdu ve aşağıya indi. Okulu, otobüs durağının oradan gözüküyordu. Yürümeye başladı. Ama içini kemiren bir duygu vardı hala. O sarı kurdele hala kafasının üzerinde miydi? İnsanlar o sarı kurdeleyi görüyorlar mıydı? Telefonunu ayna gibi kullanıp suratına baktı. Oradaydı. O sarı kurdele orada dönüyordu. Daireler, şekiller çiziyordu. Hızlı adımlarla okula girdiği sırada birinin unu tuttuğunu hissetti. "Benimle gel." Dedi bir ses ona. Kafsını çevirdi. Pamir, onu kolundan tutmuş, okulun arkasına sürüklüyordu. Bazılarının göz ucuyla onlara baktığını gördü. Kolunu bir hışımla çekti.
"Ne yapıyorsun?" Dedi kızgın bir biçimde. "Benimle gel." Dedi Pamir tekrar. Kızın kolundan tuttu, çekiştirdi ve okulun arkasına sürükledi peşinden. Ne olduğunu anlamamıştı. Bunu neden yaptığını anlamamıştı. Bir açıklama bekliyordu ondan. "Pamir, bana ne olduğunu açıklayacak mısın?"
Oğlan durdu. Derin bir nefes aldı. "Lütfen, nedenini sorma. Sadece benimle gel."
Beraber okulun arkasındaki kulübeye girdiler. Kulübe karanlıktı. Ama yerdeki kara deliğin mavi-morumsu rengi odayı aydınlatıyordu. Lamia, deliğe bakarken Pamir, kızı ittirdi. Kız daha ne olduğunu anlamadan yere doğru düşmeye başladı. Onu kurtarsınlar diye çığlık atıyordu. Ama orada kimse yoktu. Boşlukta düşüyordu. Aşağıya bakmaya korkuyordu. Bir anlığına kafasını çevirdi. Bir açıklık görüyordu. Kapalı kaydıraktan kayar gibi hissetti kendini. Tek bir fark vardı. Burada düşeceği yeri bilmiyordu.
O açıklığa iyice yaklaştılar. Yere düşüyordu hızlıca. Bir anlığına yere düşüp bir yerlerini kıracağını düşündü. Gözleri kapattı. Acıyı hissetmeyi bekledi. Ama o acı gelmedi. Onun yerine etrafına dolanan sarmaşıkları gördü. Onu yavaşlatıyorlardı. Kollarının arasından geçip onu tuttular. Yavaş bir hareketlerle onu aşağıya indirdiler. Kız çimlere bastı. Bir yerlerinin kırılmadığına mutlu olmuştu.
"Bir daha portalı yukarıya doğru açma." Dedi biri. Ses tanıdıktı. Kafasını kaldırıp bakınca aynı sınıfta olduğu Dünya'yı gördü. Kahverengi ve kıvırcık saçları çok güzeldi.
"O zaman bir dahaki sefere portalı sen açarsın." Dedi başka bir ses. Onu da tanıyordu. Yel idi bu. Etrafına bakınca Ateş'in de burada olduğunu gördü. Onları tanıyordu. Ama neden burada olduğunu bilmiyordu. Neden geldiğini bilmiyordu. Burası neresiydi ki?
"Ne işim var burada?" Aralarındaki kavgaya son verip Lamia'ya döndüler. Dünya kıza yavaşça yaklaştı. "Buraya gelme sebebin…" Cümlesinin devamını getiremeden Ateş araya girdi.
"Kafandaki ışıkları fark etmedin mi?" Kurdeleyi tamamen unuttuğunu fark etti. Aklına gelince ürperdi. Tekrar bir korku kapladı içini. Eğer onlar gördülerse, herkes görmüştür.
"Al sen anlat o zaman. Ben sakince anlatmaya çalışıyorum, sen ise burnunu sokmadan duramıyorsun." Dedi Dünya, Ateş'e sinirle.
"Vakit kaybetmeden gitsek mi?" Dedi Yel. Herkes aynı anda kafasını salladı.
Çimenlik bir yerdeydiler. Etraf yemyeşildi. Bulundukları yerde bir şelale ve döküldüğü bir nehir vardı. Nehrin üzerinde ağaç dallarından yapılmış bir köprü vardı. Lamia, bir an oradan geçeceklerini sandı. Ama onlar şelaleye doğru yürüdüler. Arkalarından gitti. Şelalenin önüne geldiklerinde durdular. Yel, Lamia'yı dürttü. "Sihir görmeye hazırlan." Dedi. Kız ona anlamamış gözler ile baktı. "Sadece Pamir'i izle."
Kız kafasını Pamir'e çevirdi. Oğlan öne doğru çıktı. Elini şelaleye doğru savurdu. Şelale bir perde gibi açıldı. Şelalenin içinde bir mağara olduğunu gördü. Beraber mağaraya girdiler. Mağaranın duvarlarında değişik yazılar, çizimler vardı. Gaz lambalarıyla aydınlatılıyordu. Mağaranın ortasından bir merdiven yükseliyordu. Lamia durdu. Burası gerçekten güzeldi. Ama hala buraya neden geldiğinin cevabını almamıştı ya da buraya neden geldiğinin.
"Lamia, hadi." Kız ismini duyunca irkildi. Peşlerinden gitti onların. Aslında kaçmak istiyordu, ama nereye gideceğini bilmiyordu. Burayı bilmiyordu. Bu muhteşem yer bir rüya bile olabilirdi.
Merdivenlerden yukarıya çıktılar. Sahne gibi bir yerde beş kişi duruyordu. Hepsinin giydikleri cüppeler -öyle görünüyorlardı- farklı renk ve işlemeyle süslenmişti.
"Hoş geldin Lamia." Dedi o beş kişiden biri. Altın sarısı cüppe giymiş olan kadın bir adım öne çıktı. Arkadaşların sana anlatmıştır buraya neden geldiğini." Dedi ve diğerlerine baktı.
Ateş bir adım öne çıktı. "Açıklama gereği duymadık." Dedi ve yerine geri geçti. Bunun üzerine Dünya ileri atıldı. "Ateş Bey yüzünden açıklayamadık. Kendisi portalı yukarıya açınca…" Kırmızı cüppeli kadın (onların öğretmen ya da büyücü olduğunu tahmin ediyordu) elini havaya kaldırınca cümlesi yarıda kaldı.
Kırmızı cüppeli kadın bir adım öne çıkarak kendini tanıttı. "Ben Kraliçe Alya. Vavelya Krallığı'nın kraliçesiyim.