İyi okumalar :)
"Boşa çabalaman miğdemi bulandırıyor, bücürük."
Gözlerimi açtığımda karanlık bir odada, yatakta uzanıyordum. Nasıl buraya geldiğimi hatırlamaya çalışsam da nafile. En son hatırladığım tek şey bacağımdan vurulmam ve sesi kalın olan askerin bana söyledikleri.
Ayağa kalkıp odayı incelemeye başladım. Odanın bir kapısı yoktu ve bu beni meraklandırmıştı. Odada iki yatak, büyük bir dolap ve küçük bir masa vardı. Dolabı açtığımda içinde bazı kıyafetler ve bir takım eşyalar vardı. Pencere olmasına rağmen oda karanlık ve boğucuydu. Neden iki yatak olduğunu düşünürken pencereden dışarıyı izlemeye çalıştım. Bir ormanın içerisindeymişiz gibi duruyordu. Tabi bu gördüğüm kadarıylaydı çünkü pencere küçük aralıkları olan siyah levha ile kapatılmıştı. Sanki birileri nerde olduğumuzu görmemizi istemiyordu.
Ben düşüncelere dalmışken dijital bi kapı açılma sesi geldi. Odada kapı olmadığına yemin edebilirdim. Hemen arkamı döndüm ve sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım. Dolabın yanında ki boş duvar açıldı ve içeriye elinde büyük bir silahla -asker varsaydığım- biri girdi.
"Uyandığına göre beni takip et."
O an bir ikilemde kaldım. "Sen kimsin? Neden buradayım?" Silahını bana doğrulttuğunda tepki vermemek için kendimi tuttum. Korkak velet gibi gözükmek istemiyordum. "Lafımı ikiletme ve gel. Bu bir rica değil, bir emir."
Karanlık ve dar koridorlarda yürürken duyulan tek ses adımlarımızdı. Yürüdükçe sanki duvarlar üstüme geliyor, ayak sesleri beni boğuyor gibi hissediyordum. Tam nereye gittiğimiz soracakken önümüzde bir kapı açıldı. Derin bir nefes alarak içeriye girdim.
Parlak ışık, karanlığın ardından gözümü yakmıştı. Etrafta masalar ve arabada gördüğüm kişilerin an az iki katı kadar insan vardı. Bazıları yemek yiyor bazılarıysa sohbet ediyordu. Sanki herkes birbirini tanıyormuşta herkes burada yaşıyormuş gibi samimi bir ortam vardı. Ama yinede bana o kadar yabancı gelmişti.
İçeriye girmemle beraber gözler üstüme çevrildi. O an o kadar gerildim ki sanki avluya cezalandırılmak için çıkarılan suçlular gibi hissettim.
Önümdeki asker dönerek bana baktı ve konuşmaya başladı. "Şuradan çorbanı al ve istediğin yere otur. Olay çıkarma." Başımı sallayarak gösterdiği yere gittim. Herkes 'Bu ne alaka şimdi?' der gibi bana bakıyordu.
Hemen çorbamı aldım ve Austin ile arabada gördüğüm ikiliyi aradım. Hala etrafa bakınırken havaya kalkan bir el dikkatimi çekti. "Asena! Buradayım." Seslenen kişi Austin'di. Hızlı adımlarla onun olduğu masaya doğru ilerledim.
Masaya vardığımda Sarah ve Rory'in de orada olduğunu fark ettim. "Siz hangi ara tanıştınız?" Austin'in yanına oturdum ve çorba kasesini masaya koydum. Sarah hızla konuştu. "Kızım asıl sen iki gündür nerdesin? Askerlere senin nerde olduğunu sorduk mala bakar gibi baktılar. Austin seninde burada olduğunu öğrendiğinde seni bulamadığı için kafayı yedi. Hepimizi endişelendirdin. Yani Rory ve ben seni tanımıyoruz ama yinede endişelendik"
Gözlerim kocaman açıldı. İki gün boyunca mi uyuyordum? Ne yaptılar, beni vurdukları şeyin içine ayı ilacı filan mı koydular!
"Ben…bilmiyorum. Sedyeyle taşınırken uyanık olduğumu anladı biri. Bende korkudan kaçmaya çalıştım ama tabiki de beni yakalandım. Uyandığımda bir odada yatıyordum. Gerçekten de iki gün mü oldu?"
Austin bir elini omzuma atarak beni biraz kendine çekti. "Asena beni çok korkkuttun. Eğer bu ikisi beni bulmasaydı senin burada olduğunu bile bilmeyecektim." Sonra üzgün bir nefes verdi. "Keşke olmasaydın da burada, neyse. İş işten geçti." Austin'e bakıp gülümsedim, ardından sorularımı sormaya başladım.
"Peki ben uyurken ne oldu? Bir açıklama yaptılar mı? Neden buraya getirmişler bizi?" Rory tam konuşacakken yanıma biri gelip omzumdan tutup beni kaldırmaya çalıştı. "Hey! Ne yaptığını sanıyorsun?" Elimle onu ittim ve geri çekildim. Beni tutan kişiye baktığımda askerlerden biri olduğunu fark ettim. "Ah...yine mi çabalıyorsun? Gerçekten komiksin bücürük." Tanıdık ses ve konuşma tarzı beni sinirlendirdi. İki gün önce beni fark eden adamdı.
"Benim adım bücürük değil. Asena. Bana sesleneceksen adımla seslen. Hem ne oldu? Neden beni kaldırmaya çalışıyorsun?" Boğuk bir gülme sesinden sonra adam konuştu. "Benimle gel. Başkan sana neden buraya getirildiğini söyleyecek ve sorularını cevaplayacak, bücürük." Son kelimesini bastırarak söylemişti.
Tam ona kızacakken Austin konuştu. "Sana öyle seslenmemeni söylemişti." Adam Austin'e baktı ve silahını ona doğrulttu. "Bir şikayetin mi var?" Panikle hemen aralarına geçtim ve askere bakıp gülümsedim. "Başkana götüreceğini söylemiştin değil mi? Bence hemen götür. Çok sorum var da." Uzun bir sessizliğin ardından asker kolumdan tutup beni götürmeye başladı. Sinirlensemde sakin kaldım ve arkama bakıp Austin ve diğerlerine göz kirptim.
Sanki aynı koridorlarda tekrar tekrar geçiyormuş gibi hissetmeye başlamıştım. Burada ki insanlar nasıl yolu bulabiliyor anlamış değildim. Birde yüzlerinde maske vardı. Hiç sıcak basmıyor muydu bu kıyafetlerin içinde? Ben bakarken daraldım. Artık kolumdan tutmuyordu. Ben düşüncelere dalmışken adamın durduğunu fark etmemiştim. Beni omzumdan tuttu duvara çarpmamı engelledi. "Sen gerçekten uyanık mısın yoksa hala ilacın etkisi var mı?" Sorusuna karşılık olarak sadece göz devirdim. O da bana cevap vermedi. Birden duvara bakmaya başladı. Tam ne olduğunu soracakken duvarda bir kapı açıldı. Aynı odamda olduğu gibi!
"Bunu nasıl yapıyorsunuz?" "Seni ilgilendirmez." Asla gecikmeyen yaratıcı cevap beni hiç şaşırtmamıştı. Yani, nasıl yaptığını bana soracak hali yoktu.
İçeriye girdiğimde sade ama şık bi oturma odası karşıladı beni. Arkamdan kapıya baktığımda adamın benimle içeriye girmediğini fark ettim. Önümde bir çalışma masası ve arkasına dönük biri vardı. "Siz...kimsiniz?" Masaya doğru yaklaştım.
"Asena Margot. 16 yaşında ve bir hastalığı yok. Küçük yaşta hastalıktan anne ve babanı kaybetti ve ev sahibi de onu dışarıya attı. Annesi Türk babası İngiliz. Dışarıda kalırken Austin diye biri ona yardım etti. Kendi yaşlarına yakın ama kendisinden iki yaş büyük. O da hasta annesine bakmak için küçük yaşta işe başlamıştı. Orada kalmak için ona yardım etti fakat bir süre sonra sokağa geri döndü. Ama yinede onunla yardımlaşmaya devam etti. 23 Ekim doğumlu. Bu kişi sensin, değil mi?"
Şaşkınlıklar içerisindeydim. Benim hakkımda bu kadar bilgiye nerden sahipti? "Sen bunları nerden biliyorsun?!" Adam bana döndü. Beyazlamış saçları ve sakalları, gözlükleri ve yüz hatları tontiş bir dedeyi anımsatsada bakışları vahşi bir hayvan gibiydi.
"Ben kimliği olan herkesi tanırım küçük Asena. Sadece sen değil burada ki herkesin hayatını biliyorum. Sence buraya getirdiğim kişileri öylece kalacak bir oda ve bedava yemek verir miyim? Malesef dünyada o kadar iyi insan kalmadı."
Derin bir nefes aldı ve devam etti. "Ama şaşırmakta haklısın. Ben olsam bende bazı şeyleri merak ederdim. Hadi adil davranayım ve bende sana kendimi tanıtayım. Ben John Sylar. Buraya seni ve diğer herkesi ben getirdim. Ben bir bilim insanıyım. Burası da haberlerde gördüğün, deneylerin yapıldığı mistik binanın yedeği."
Adam sanki torununa uyumadan önce masal anlatıyormuş gibi tonlamalar ve mimikler yapıyordu. "Peki neden buradayız?" "Küçükler, büyükler konuşurken dinlemeyi öğrenmeli Asena. Saygısız çocukları kimse sevmez." Biraz sessiz kaldıktan sonra konuşmaya devam etti.
"Sizi buraya sadece iğne yapmak için getirdik. Her gün size veridiğimiz aşıları yapacaksınız karşılığında ise kalacak bir odanız ve önünüze gelicek yemeğiniz olucak. Dışarı ki hayatınızdan daha rahat olacaksınız buna emin ol." İnanamaz bir şekilde baktım.
"Ve sadece bu kadar mı? Sadece aşı olmamızın karşılığında yemeğimiz ve odamız mı olucak?" "Aynen öyle." Kaşlarımı kaldırdım. "Peki o aşılar ne? Bana zarar gelmeyeceğinden nasıl emin olucam?" "Emin olamazsın. Eğer sağlıklı biriysen zarar gelmez." Adamın hazır cevaplılığı sanki bu konuşmaları daha önceden de yapmış gibiydi.
"Ya kabul etmezsem?" "Bir teklif sunduğumu hatırlamıyorum." Bana gülerek baktı ama ürpertici bir havası vardı. "Buradan gitmek istersem bana ne olucak? Bunu bilmeye hakkım var. Bilmediğim bir kuyuya su çekmek için gitmem." Adamın gülümsemesi azalmamıştı ama sabrı için aynı şeyi söyleyemem. "O zaman yanıma gel. Sana göstericem."
Tereddüt ederek adama yaklaştım. "Ne old-" Saçımdan tutup beni arkasında ki pencereye sürükledi. "Hey!" Zorla dışarıya baktırdı ve ben gördüğüm manzara karşısında şok oldum. Ormanın içinde dağınık bir şekilde duran mezar taşları vardı ve yeni bir tane daha ekleniyordu.
"Buradan gidersen, gidebileceğin tek yer onlardan birinin içi olur Asena. Hala gitmek istiyor musun?"
BÖLÜMÜ SEVDİĞSENİZ BEĞENMEYİ VE YORUM ATMAYI UNUTMAYINN! SİZİ SEVİYORUMM💓💖
-1212 kelime-




