-İyi okumalar:)
"Buradan gidersen, gidebileceğin tek yer bunlardan birinin içi olur Asena. Hala gitmek istiyor musun?"
Adamın ağzından çıkan her bir kelime zihnime çivi gibi çakıkıyordu. Boş mezara attıkları insana baktım. Kollarında anlam veremediğim tüyler vardı. Uzaktan görsemde üstünün kanla kaplı olduğunu görebiliyordum.
Yavaşça adama baktım. Bana bakarken gözlerinde tehtit, dudaklarında bir gülümseme vardı. Sabırla cevabımı bekliyordu. "Ben...sanırım burada kalıcam." Kafamda ki elini çekti ve benden uzaklaştı. Üstünde ki önlüğü düzeltirken bana bakmayı kesmişti ve o an bir kaç saniyede olsa rahatlayabilmiştim.
"Mantıklı bir seçim Asena." Masasının başına geçti ve koltuğuna oturdu. Eliyle karşısına geçmem için bir işaret yaptı. Son kez dışarıya baktım. Etrafımız kocaman duvarlarla çevriliydi. Sanki bir hapishane gibiyidim. Adamın karşısına geçtiğimde masaya bir kalemle birlikte dosya bıraktı. "Bunu imzala."
Bir dosyaya bir de adama baktım. "Ne bu?" "Kendi isteğinle kaldığını gösteren bir ervak. Şimdi hemen bunu imzala ve yemeğini yemeye geri dön." Kendi isteğimle mi? Açık ara beni tehtit etmiştin yaşlı moruk! Derin bir nefes aldım ve kalemi elime alarak dosyayı inceledim.
Yazılarda sanki ben yazmışım gibi gözüken bir rıza konuşması vardı. Altta ise bazı iğnelerin içeriğinden bahsediyordu. Sayfayı çevirdiğimde kocaman ünlem olan bir yazı başlığı gördüm. Tam okuyacakken adam masaya vurdu. "Hemen imzala." Hemen sayfayı geri çevirip imzaladım ve kalemi bıraktım. Artık nasıl bir etki bırakmışsa üstümde ben bile bu kadar hızlı harekat ettiğime şaşırmıştım. Kalemle dosyayı aldığında gülümseyerek kapıyı işaret etti. "Şimdi çıkabilirsin. Umarım iyi işler yaparız Asena." Ünlemli başlıkta sadece oyun kelimesini okuyabilmiştim. Arkama bakmadan hızlı adımlarla odadan çıktım. Derin nefes almaya çalıştım. Odanın boğucu olduğunu fark etmemiştim ama şimdi, şimdi fark ettim. Titriyordum ama korkudan mı yoksa daha demin öğrendiğim şeylerden mi bilmiyordum. "Yaşamanı beklemiyordum bücürük." Arkamdan gelen sesle irkildim. "Ne öyle alacaklı gibi sessizce geliyorsun? Korkuttun beni." Kısık bir gülme sesi duyuldu. "Ben başından beri burdayım. Cesedini çıkarmak için bekliyordum ama sapasağlam karşımdasın. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim." Kaşlarımı kaldırarak baktım. "Neden ölmemi bekliyordun ki?" "Çünkü müdürle konuşanların hepsi öldü. Galiba senden hoslandı."
O an aklıma dışarda gördüğüm mezarlık ve ceset geldi. Normalde nadir bulanan midem allak bullak oldu. Ve benden hoşlanmış mıydı? Bu benden hoşlandığı haliyse hoşlanmadığı kişileri düşünemiyorum. Büyük bir ihtimal onlarda şuan düşünemiyordur.
"Hadi ilerle. Yemeğini yemen lazım." Gülerek baktım. "Daha demin ölmemi diler gibiydin şimdi de beni mi düşünüyorsun?" Adam ilerlemeye başlamıştı bile. "O odadan sağa çıkan ilk insan filansin herhalde. O yüzden başkan aç kalmanı istemez. Yani senin değil kendi canımı düşünüyorum. Eğer seni yemekhaneye götürmezsem o beni öbür tarafa götürücek." "Tamam hadi inandım bahanene." Derin bir ah çektiğini duyunca yüzümde ki gülümseme büyüdü. Bir nebzede olsa rahatlamıştım.
~*~*~*~ "...işte sonra bir dosya imzalattı ve odadan çıktım." Yemeğimi yedikten sonra herkesi büyük bir alana götürdüler. Dışarının aksine bu yapay alan yemyeşil ve ferah bir orman gibi duruyordu. Tabi bunun yapay bir orman olduğunu sadece ben ve Austin biliyorduk çünkü dışarının nasıl olduğunu kendi gözlerimle görmüştüm.
Sarah ve Rory den ayrılıp Austin'i yanıma almıştım çünkü yeni tanıştığım kişilere güvenemezdim. Bir kenarda olup biteni anlatmıştım. Ama mezar detayını gizlemiştim. Austin de bana ben uyurken olanları anlattı. Askerlerin müdür dediği John Sylar onlara da konuşma yapmış. Bana dediklerini onlara da demiş ve onlara da bazı şeyler imzalatmış. Kabul etmeyenleri ise evlerine göndermiş. Tabi bunlar Austin'in söyledikleri. O insanlar evlerine değil mezarlarına gitmişlerdi.
"Sen neden kabul ettin?" İyiki etmişti ama bu saçma şeyi neden kabul ettiğini merak etmiştim. "Çünkü seni bulmam lazımdı. Eğer burda olmasaydın geri dönmek için kabul etmezdim ama...ama seni tek bıkamazdım Asena. Sen benim ikinci ailemsin. Annemden sonra sen varsın benim dünyamda. Seni kaybedemem." Kocaman gülümseyip bir eliyle saçımı okşadı. O an içimde anlam veremediğim duygular oluştu.
Belki hiç sahip olamadığım aile sevgisini hissettim içimde belki de gerçekten beni önemseyen birinin olduğunu fark ettim. Ne olduğunu bilmesemde o duygunun hep bende olmasını diledim.
"Bayanlar ve baylar. Çocuklar ve gençler. Umarım bu berrak havayı sevmişsinizdir çünkü artık dışarıda böyle bir hava yok. Fakat siz bundan sonra her gün buraya geliceksiniz. Ne güzel değil mi?" Ses Bay John'a aitti. "Şimdi adamlarım sizlere günlük aktivitelerinizi barındıran bir takvim vericek. Onları odalarınıza asabilirsiniz." Önüme gelen asker elindeki takvimi bana uzattı. Hemen aldım ve sayfaları karıştırdım. Yazıları okurken bir an duraksadım. Oyun...oyun! Dosyada gördüğüm yazıyı şimdi anlıyordum. İçimde ki korku ve heyecanla etrafıma baktım. Yapacağımız tek şey aşı olmak değildi.John denilen adamın bahsettiği aşılar normal aşılar değildi. Ve benimle iyi işler yapalım derken öylesine konuşmuyordu. O an aklıma üç gün önce duyduğum haber repliği geldi: "...Bilim insanları deneylerde kullanmak için sokaktan rastgele insanları toplayacaklarını -özellikle fakir kesimlerden- duyurdu..." Kısacası burada sonradan oluşacak hayvanat bahçesinde ya hayatta kalacaktık yada ölücektik. Kendi rızamızla en büyük kumara dahil olmuştuk.
BÖLÜMÜ SEVDİĞSENİZ YORUM ATMAYI VE BEĞENMEYİ UNUTMAYINNN. SİZİ SEVİYORUM AŞKLARIMM💖💖
-760 kelime-