Asır gözlerime bakarken kafamda deli fikirler vardı. Bu akşam buradan kaçacaktım. Hadi ama Almila Elçin'in kaçırılmayı bu kadar çabuk kabulleneceğini mi sandınız? Evet mi? Yazıklar olsun size. Ben sadece iyi bir oyuncuydum.
Her neyse. Ben bu evin kapısının nerede olduğunu bile bilmiyordum. Hava kararmaya başlamıştı. Benim acilen kapının nerede olduğunu bulmam gerekiyordu. Bir yandan planımı çaktırmamam gerekiyor. Yapay bir şaşkınlıkla ağzımı açmıştım ki Asır'ın mutfağını ilk defa görmüş gibi incelemesi dikkatimi çekti.
Dikkatim hemen dağılmıştı. Ne soracağımı unutarak "Sen bu evi yeni mi aldın?"diye sordum kaşlarımı kaldırarak. Biraz bekledi. Cevap vermeyeceğini sandım ama o beni şaşırtarak "Senin için almıştım. " dedi. Yüzümün kızardığına emindim. Boğazımı temizledim.
"Ama bunlar anlamsız. Bu oda, bu ev, bu ilgi saçma. Sebepsiz. Asır bunlar hoşuma gitmiyor. En azından bu durumda gitmiyor. Bu yaşananlar normal değil." dedim ve çenemi dikleştirirken derin bir nefes aldım. "Bu ev benim için olsa bile buraya zorla getirildim. Sen bir suçlusun, kaçaksın, belki de bir fuhuş çeten var."dedim nefesimi vererek. Gözlerini yerden kaldırmıyordu.
Devam ettim. "Ben senin amacını bilmiyorum. Buraya asla alışamam. Bu olanlar normal değil. Güldüm diye seni sevdiğimi mi sandın? Doğrusunu söyleyeyim Asır Han Karmaşık senden nefret ediyorum. Anladın mı? Senden. Nefret. Ediyorum. Beni arkadaşlarımdan ayırdığın için." Nefes nefese kalmıştım.
"Senin yüzünden Poyraz'ın yerine Ayaz'ı koymaktan. Afra yerine iç sesimle tartışmaktan. Nida yerine odamdaki peluşlara sarılmaktan. Arda yerine duvarlarla dertleşmekten. Buradaki birkaç gün benim için çok önemliydi. Sen onları benden çaldın. Biliyor musun dün Poyraz'ın doğum günüydü. 7 Temmuz." Hatırlayınca tekrar gözlerim doldu ama ağlayamazdım ağlamadım.
"Ben onun doğum gününü tek başıma kutladım ama o beni arıyor biliyorum. Uyumadığına yemek yemediğine eminim. Sadece bu yüzden bile olsa seni hapse ben tıkacağım. Bu cümlemi hiç unutma Asır. Seni yani yıllardır aranan uluslararası suçluyu ben yani birkaç yıllık polis Almila Elçin hapse tıkacak. "
Sonlara doğru Asır'a öyle yüksek sesle bağırmıştım ki sesim boş mutfakta yankılanmış ardından kulaklarımda çınlamıştı. Sözlerim başladığından beri kafasını yerden kaldırmayan Asır bir anda gözlerime baktı. Siyah parlak gözleri dolmuştu. Gözlerinde kırgınlık vardı.
Ağzını açtı ve kalbimi titretecek bir sesle "Yarın seni fabrikaya olduğun gibi ger bırakacağız Almila Elçin."dedi. Arkasını döndü kapıya geldiğinde yüzüme bakmadan "Görüşmemek üzere."dedi.
Ben ise kalbimde bir hüzünle buzdolabından bir şeyler atıştırdım. Ardından odama geçerek kalemlerimle vedalaştım. İçimde bir hüzün kalbimde bir çatlak vardı. Yatağıma son kez uzandım vedalaşırcasına uykuya daldım.
🪷
Gözlerimi açmadan vücudumu çok keskin bie sızı sardı. Gözümü açtığımda şok olmuştum. Hemen doğruldum. Burayı tanıyordum. Burası Asır'ı ilk gördüğüm yerdi. Burası fabrikaydı. Bilgiler kafama usulca geri döndü.
"Allah kahretsin. İnsan bir battaniye falan bırakır. Adamın köşkü var bana bir battaniyeyi çok görmüş."diye kendi kendime sitem ettim. Gerçi o sözlerden sonra pek de haksız sayılmaz. Etrafıma baktım. Silahım yanımdaydı.
Telefonumdan önce silahıma bakmıştım çünkü bu bana Poyraz'ın ilk resmi hediyesiydi. Daha önce de küçük hediyeleri olmuştu ama bu ilk maaşıyla aldığı hediyeydi. Benim için şanslı bir tılsım gibiydi. Poyraz'ı düşününce kalbime bir ağrı saplandı.
Poyraz'ım meleğim hayatımın temelini oluşturan adam abim kardeşim annem babm herşeyim herkesim... Onu çok özlemiştim. Hemen aradım. Telefon sadece bir kere çaldı.
Ardından onun telaşlı sesini duydum. "Almila?"demişti sorarcasına. "Buyurun benim?"dedim kıkırdayarak. Ancak o çok gergindi. "Nerdesin çabuk söyle!"diye bağırdı. Biraz fazla gergindi ama yapacak bir şey yoktu. Biz de onu böyle kabullenmiştik.
"Almila acele iç sesinle konuşmayı bırak ve yerini söyle."dedi yüksek sesle. Ona paptya tarlası önermeyi düşündüm ama sakince fabrikanın ismini söyledim.
Tahminen 10 dakika içinde tekerleri ağlatan bir fren sesi duyuldu. Korkusu beni gülümsetti. Birden fazla adım sesi duydum. Sanırım diğerleri de gelmişti. Ardından onu gördüm.
Poyraz'ı. Koşarak boynuna sarıldım. Ayaklarımın yere değdiğinden emin bile değildim. Belimi bıraksa yere düşerdim ama biliyordum bırakmazdı. Hiç bırakmamıştı. Kokusunu özlemiştim. Bana saatler gibi gelen birkaç dakikanın sonunda usulca belimi bıraktı. Ben de boynunu.
"Çok özlettin be kızım."dedi yorgun sesiyle. Kaybolduğumdan beri uyumadığına emindim. Güzel gözlerinin altı çökmüştü. Çok sevdiğim saçları darmadağındı. Üstündce son gördüğüm takım duruyordu.
Ceketini nereye fırlattığını bilmediğine kalıbımı basardım. Kravatı yoktu. Gömeliğinin üç düğmesi açıktı ve bize güzel bir görsel şölen sunuyordu uzanıp iki düğmesini kapatıp üstünü düzelttim. Nida'nın ofladığını duymuştum. Gülümsedim.
Gergin sessizliğin sonunda "Beni aradığını biliyordum ama keşke banyo yapsaydın be adam bana da yazık."dedim kıkırdarken. Sonra kızıla döndüm. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Çok hırpalanmıştı. Güzel kızıl saçları dağılmıştı.
Onun üstündekiler değişmişti. Daha geniş daha rahat giymişti. Ona da sarıldım. Saçımı çekti. İnledim. "Bence sen hiç konuşma köle. Senin yüzünden bakım randevumu ertelemek zorunda kaldım."dedi sesi titrerken.
"Kraliçem söyleseydiniz kaçırılmazdım."dedim saygıyla eğilerek. Gerçek bir kraliçe görseydim ancak bu kadar saygı gösterirdim sanırım. Ardından Nida'ya döndüm. Güçlü görünen tek kişi oydu. Güçlü değildi güçlü görünüyordu. O gayet temizdi.
Saçları nemliydi. Banyoda ağlamıştı. Yine. Eline gelenin su mu gözyaşı mı olduğunu anlamamıştı. "Geleceğini biliyordum."dedi gururla. "Ben olmazsam kim sizin çobanınız olacak ki?"dedim gülüyordum. Ama bu son damlaydı. Karşımdaki güzel kıza sarıldım.
Omzunu ıslatana kadar ağlamıştım. Nida'nın da benden pek bir farkı yoktu. Nida'dan ayrılıp Arda'ya döndüm. Bir söz etmeme bile gerek yoktu. Gözlerime bakması bile yeterliydi beni anlaması için. Ona da sıkı sıkı sarıldım. Kalın kolları beni sardı. Sonunda ondan da ayrıldım.
Çok açtım ve bunu yeni farketmem çok ironikti. Ben bunları düşünürken bir ses iç sesimi ikiye böldü ve "Almila şu iç sesini sal eve gidiyoruz yürü."dedi Poyraz. Huzurlu görünüyordu.
Ben de huzurluydum ama bunun yüzüme yansımadığına emindim. Çünkü iç sesimle kavga ederken ya kaşlarım çatık oluyor ya da yüzümü buruşturuyordum. Bunu Poyraz'ın galerisinden de anlayabilirdik.
Neden bilmiyorum ama Poyraz bütün çirkin yüz ifadelerimin fotoğrafını çekiyordu. Tıpkı şu an yaptığı gibi. Belki onun da bana bir ifşa hesabı vardır. Benim var. Bunu düşününce kıkırdadım. Poyraz yüzüme tek kaşını kaldırarak baktı. Benim 'Poyraz Sarsar İfşa' diye bir İnstagram hesabım vardı.
Amacım Poyraz'a aşık kadınların ondan uzaklaşmasıydı ve bu hesap açıldığından beri Poyraz'ın etrafındaki kadınlar o kadar azalmıştı ki anlatamam. Takipçim dudak uçuklatacak seviyedeydi. Ne mi paylaşıyorum. Tabi ki Poyraz hakkında yalan bilgiler.
Geçen gün -yani kaçırılmadan önceki gün- Poyraz uyurken öektiğim bir fotoğrafı atmış altına ise 'ayak fetişi var ama yakışıklı...' yazmıştım. Sanırım biraz kötü bir insanım. Bu hesap aşırı işe yaramıştı. Poyraz'ın etrafımda sadece bir kadın vardı. Nida... İmkansız aşk.
Her neyse. Bunları düşünürken arbamın önüne gelmiştim. Poyraz sorgulamadı. Nida benden biraz daha ayrı kalamayacağını söyledi. Ancak araba sevdamı görünce çok üstelemedi. Arabama bindim.
Gözlerim yol çizgilerini takip ederken flaşıma ne zaman attığımı bilmediğim bir şarkı çaldı. Melodisi hoşuma gitmişti. Şarkıyı birkaç kere dinledim. Tekrar başa sardım.
Şarkının ismine baktım. 'Siyah Gözlerin'. Duyduğum nakaratı tekrar ettim. "Bakışları derin derin." Sol şeride geçtim. "O siyah gözlerin." Sola döndüm. "Aşktır senin her yerin." Sonraki sözleri hatırlamaya çalıştım ama gözlerini hatırladım.
Kadın devam etti. "Hele kirpiklerin..." Şarkıyı tekrar ve tekrar başa sardım. Gözlerimi kapattım.
🪷