Gözlerimi araladım. Yeşil bir tavanla karşılaştım. Bir anda doğruldum. " Ne yeşili bee?" diye adeta bağırdım. Hayatımda gördüğüm ilk yeşil tavan. "Siktir!"diye bir ses duydum.
Çok haklıydı şu anın özeti buydu. Kafamı çevirdiğimde esmer bir çocukla karşılaştım. Saçları üç numara falan olmalıydı. Ama yüzüne yakışan saçları vardı. Elinde bir kahve vardı.
"Ne diye o kadar yüksek sesle bağırdın ki. Kısık sesle söylesen bile anlardım. " dedi esmer çocuk. Ağzımı açamıyorum. Etrafa baktım. Yeşil renklerle döşenmiş bir oda sade ama şık. Çok güzeldi özellikle yeşil sarmaşıklar eşsizdi. Ama konumuz bu değildi.
Ağzımı açtım ve o bilindik repliği söyledim. "Neredeyim ben?" Uzun soruları oldum olası sevmemiştim. Bu sırada elimi tehlikeli bir şekilde esmer çocuğa savurmuştum. Bu hareketin hiç de iyiye işaret değildi. Bir yandan kalkıp yememek için kendimi zor tuttuğum aşırı tatlı kurbağa mumlara bakıyordum. Oturduğum yatağın başlığı koyu yeşildi. Örtüsü ise açık yeşildi.
Odayı incelerken esmer çocuk lafa girişti. "Nerede olduğunu ben değil Asır söyler ama bu odayı sana özel ayarladıonu söyleyebilirim." dedi. Cümlenin sonuna doğru sesi kısılmıştı. "Beğendin mi?"
Evet beni araştırdığını tahmin ediyordum çünkü kiminle karşılaşacağını bilip ona göre önlem alırdı bu çok normal bir durum. Ancak en sevdiğim renge neden ihtiyaç duysun ve neden bana bir oda ayarlasın ki...
Bu adamın amacı farklı mıydı yoksa? "Tövbe tövbe saçma sapan konuşma."diye bağırdım. Esmer çocuk ikinci bir bağırma faciasını kaldıramamıştı ve elindeki kahveyi yere dökmüştü. Ben kirlenen yeşil yuvarlak halıya bakarak üzülmüştüm çünkü rengi çok tatlıydı. "Sen kiminle konuşuyorsun be deli kadın?"dedi korkuyla.
"Kes sesini be keltoş şu an iç savaş yaşıyorum."dedim sesime korkutucu bir tını eklerken. Esmer ise ellerini saçına götürmüş odamdaki etrafı yeşil olan aynaya bakıyordu. Ya kıyamam ya üzülmüştü. "İsmin ne sesin keltoş?"diye sordum. Sonuçta ona hemen samimiyet gösteremezdim.
"İsmim Ayaz."dedi hâlâ aynaya bakarken. Onun için üzülmüştüm ancak üzülecek daha önemli sorunlarım vardı. Ben ayağa kalkmış Ayaz'ı teselli etmek için dudaklarımı aralamıştım ki kapı sakince açılmıştı.
Nedense bu odayı hemen benimsemistim. Benim bir sözüm vardır. İleriyi göremiyorsan şu anı kabullen. Ben de şu an tam olarak bunu yapıyordum ve buradaki ilk arkadaşıma alışma kararı aldım.
İçeri giren kişiyi görünce yüzüm düştü. İşte karşınızda siyah gözlü adam nam-ı diğer salaklığın vücut bulmuş hali.Ben içimde söylediğim şeye kıkırdarken Asır bir anda sert bakışlarını bana çevirdi.
"Bu manyak kadın kiminle konuşuyor Ayaz?"dedi. Bu sayede bir iç ses vakasıyla daha karşı karşıya kaldığımı anlamış oldum. Bu sefer paçayı kurtaramayacağımı anladığım için "Ya ben onu içimden söyleyecektim."diye açıklama yapmak zorunda kaldım.
Asır bu fırsatı kaçırmayarak "Sen içinde bizim hakkımızda mı konuşuyorsun?"dedi. Ben onun bir şeyi daha ne kadar yanlış anlayabileceğini düşünürken kendini kanıtlamak istercesine konuştu. "Siyah gözlü adam mı? Gözlerimi beğendiysen sahibi olabilirsin."dedi. Gözlerimi devirdim.
"Sorularım var."diyerek konuyu değiştirdim. Asır büyük ihtimalle ne yaptığımı anlamıştı ama üstelemedi. Ayaz ile Asır gözgöze geldi. Ayaz kapıya doğru yürürken bana döndü ve "Bağırmamaya dikkat et."dedi.
Gülümsedim.İnanılmaz sayın seyirciler gülümsedim. Neden buraya bu kadar çabuk alışmıştım.
Asır orada olduğunu bilmediğim sallanan sandalyeye oturdu. Tahmin edin sandalye hangi renk? Evet doğru bildiniz. Yeşil...
Her neyse Asır'ın beni bu kadar dikkatli dinlediği bir fırsatı yakalamışken kaçırmamalıyıdım. Evet fırsatı bazen ensesinden yakalamak gerekiyor. Bu sırada aklım başka bir şeye takılmıştı.
Saçmalama ne bu samimiyet Asır senin arkadaşın mı? dedim kendime sitem ederek. Asır hafifçe tebessüm etti. Bu sayede iç sesimi terbiye etmek farz oldu. Garipsemedi aksine içimden söylemek isteyerek dışımdan söylediğim şeyler hoşuna gitmiş gibiydi.
Söylediğim şeyi anladığımda "Yok yani sen değil şey Asır benim şeyim akrabam onun ismi de Asır yani çok şey etme. Onunla da samimi değilim onun sevgilisinin kardeşi de sandalyeleri çok severdi. Sen benim ay yani senin sandalyene oturunca aklıma o geldi ve onun kuzeni yeşili çok se-"diyerek bocalamaya devam ederken kalın sesi beni böldü.
"Sakin ol hepimizin akrabasının sevgilisinin kardeşi sandalyeleri sevebilir sonuçta."dedi alay eden bir tınıyla. Normalde kendinden emin Almila Elçin sıçmıçtı ve sıvamaya çalışıyordu.
"Hem sen ne gülüyorsun şu an bir polisi kaçırdığının farkında mısın? 17 sabıka kaydı-" diyerek üste çıkmaya çalışırken lafımı bölerek "27" dedi. "Ne 27?"diye sordum anlamayarak. "27 sabıka kaydım var."dedi.
"Her neyse 27 sabıka kaydın var. Buna adam kaçırmak dahil mi?"diye sordum. "Hayır değil."dedi dürüstçe. "O zaman artık 28 sabıka kaydın var."dedim üstün bir sesle. "Hayır 27."dedi. Karşımdaki adamın aklından şüphelenmeye başlamıştım.
"O zaman 27 olmuyor yalnız 27 artı bir 28 eder."dedim tabiri caizse salağa anlatır gibi. Zihnimi okumuş gibi "Sana adam kaçırmak dahil değil, dedim. Seni kaçırmak dahil değil demedim. Bu yüzden bana salak muamelesi yapma."dedi.
Beynim yokmuşçasına boş bir şekilde ona bakıyordum o ise otuz iki diş sırıtıyordu. "Sen adam mısın?"dedi sırıtmaya devam ederken.
Adamı cinsiyet olarak mı insanlık olarak mı söyledi anlayamadım. Beynim birazdan ellerime akacaktı.
"Senin o mükemmel dişlerini tek tek sökeceğim."diye bağırdım tükürürcesine. Ben Asır'ın üzerine yürürken kapı aniden açıldı ve içeri telaşlı Ayaz girdi. Önce Asır'ı sonra beni süzdü.
"Asır bir şeyin var mı kardeşim?"diye sordu bir gözü bendeyken. "Siz. Benimle. Dalga. Mı. Geçiyorsunuz."diye bağırdım. Ayaz ellerini kulaklarına götürürken Asır hâlâ ve hâlâ gülüyordu. Delirecektim. Sinirden duvara yumruk atacakken büyük bir el hızlı ve yumuşakça elimi sardı.
Sinirden kuduruyordum ama ona döndüm. İki sonsuz kara deliğe benzeyen siyah gözlere.
"Sakin ol. Sinirlendiğinde kendine zarar verme diye sana bir dövüş odası hazırladım zaten. En azından burada yapma. Kendine zarar verme..."diye fısıldadı yalvarırcasına ve son noktayı koyarak "Lütfen."diye fısıldadı.
Ben sakinleştim o ise bir serseriyi aratmayan siyah deri ceketini ve siyah pantolonu ile ortamı terk etti. Ayaz ise tiyatro bittiği için gitmişti.
Sadece iki kişi kalmıştı. Ben ve hızdan delirmek üzere olan kalbim...
Ben de süzme salak gibi etrafa bakıyordum. Uzun süre olduğum yerde put gibi durduktan sonra aklıma yeni gelmiş gibi etrafı incelerken bir ganimetle karşılaştım. Bir dolap dolusu kalem. Mutluluktan çıldıracaktım.
Akşama kadar odamda dolandım her zerresini inceledim. Kalemleri incelerken o kadar fazla mutluluk dansı yapmıştım ki yorgunluktan ölecektim. Bu yüzden usulca yatağıma uzandım. Burayı hemen benimsemiştim.
Sonuçta ileriyi göremiyorsam şu anı kabullenmem gerekiyor değil mi? Tüm bunları düşünürken gözlerim kapandı ve eş zamanlı olarak kapım açıldı. Ama gözlerimi açamıyordum. Açmak da istemedim zaten. Uyku bedenime dolandı.
🪷
Uyandığımda yeşil tavanı hatırlamam birkaç saniyemi aldı. Sonunda yatağımda doğruldum. Karşımdaki yeşil sandalyede Asır oturuyordu. "Ne bu? Yeni bir fantezi mi Asır Han Karmaşık? Uyurken insanları izlemek falan."
Gün yeni ağarmış sanıyorum ki yatağımın yanındaki komodine baktım ve saatin öğleye yaklaştığını gördüm. "Uyuyan insanları izlemeyi sevdiğim için değil yaşadığından emin olmak için seni izliyorum. Tam olarak 16 saattir uyuyorsun."dedi Asır. "16 mı?"dedim şok olmuş bir şekilde.
Boşverdim. Aklıma kalemler geldi. Koşarak yeşil dolabı açtım. Derin bir oh çektim. O kalemler o kadar güzeldi ki rüya olabileceğini düşündüm. Ama buradalardı ve ben buna hiç üzgün değildim. O kadar fazla kalem vardı ki saatlerce inceleyebilirdim.
Asır'a yüzümdeki mutluluk dolu gülümsemeyle döndüm. O benden daha mutlu görünüyordu. Sebebini bilmiyordum. "Ne düşünüyorsun?"diye sordu. "Neden salak gibi güldüğünü."diye cevapladım dürüstçe.
Bu cevabım mümkünmüş gibi daha da gülmesini sağladı. Sanki gözleri gülüyordu. Siyah parlak gözlerindeki mutluluğun tarifi yoktu. Şimdi birbirimize saçma sapan gülen iki insandık.
"Gel sana evimi gezdireyim."dedi gözleri gülen genç adam. Sarhoş gibiydim her şey gözüme güzel geliyordu. Sakince Asır'ı takip ettim. Burası ev değil adeta saraydı. İki katlı modern bir evdi. Şu an sadece koridorun ortasındaki yuvarlak cam zemininden alt kattaki koridoru görüyordum. Belki başka katları da vardı.
Asır kolumu kavradı. Şaşırdım ama rahatsız olmadım. Beni odamın tam karşısına doğru çekiştirdi. Cam zemine basarken tereddüt etmiştim ama genç adam zeminin güvenli olduğunu kanıtlamak istercesine önden giderek cam zeminin üzerinde zıpladı. Ürkek bir adım attım.
Çok hoşuma gitmişti. Asır'ı takip ederken hiçbir şey düşünmüyordum. Çok rahattım. Utanmasam uzanıp Asır'ı öpecektim. Bu düşünceyle midem bulandı. Asır'ı öpmek. İçimden tekrarladıkça daha garip bir hale geliyordu sanırım kusacaktım. İğrenç.
Bu sırada ilk odaya giriş yapmıştık. Ortada bir boks torbası köşede bir dolap ve yerde birkaç minder dışında başka bir şey yoktu. Benim odamdan daha küçüktü.
Sanırım bu oda Asır'ın benim sinirlendiğimde kendime zarar vermemem için yaptığı odaydı. "Evet."dedi Asır bana bakarak. "Ne evet?"diye sordum ama bakışlarından anlamıştım.
"Benim bu iç sesimi tamir etmem gerekiyor sonuçta özel hayatın gizliliği diye bir şey var. İçimden bile konuşamayacaksam neden varım?" dedim kendime sitem ederek.
Gülümsedi. Utanmasam gülüşünün eşsiz olduğunu söyleyecektim. Ve bam. Asır bir kahkaha patlattı. Korkmaya başlamıçtım çünkü aydan parlak çocuk patlıcana dönüşmeye başlamıştı. Asır'ın kahkahası şiddetlendi.
"Ayaz."diye seslendim nerede olduğunu bilmeden. "Ne?"diye bağırdı öküzce. "Su getirsene bu salak ölecek."diye bağırdım aynı şekilde. Asır ise kahkahasının arasından birkaç kelime söylüyordu. Ben de bu sayede neye güldüğünü anlamış oldum.
"Aydan parlak..."diyordu ve gülüyordu. "Patlıcan..."diyordu ve gülüyordu. "Utanmasam gülüşü eşsiz diye-"diyordu ve gülüyordu. Ben onun sırtına düşmanıma vurur gibi vuruyordum. O ise ellerini dizlerine koymuş ve biraz sakinleşmişti. Ama hâlâ kıkırdıyordu.
Bu sırada Ayaz içeri "Yettim."diyerek girdi. Elinde yarısı dolu bir bardak vardı ve tabiri caizse savaştan çıkmış gibiydi. Büyük adımlarla yanına vardım ve ensesine bir tane yapıştırdım. Elime ıslaklık geldi. "İğrençsin Ayaz köpek gibi terlemişsin."dedim onu koşturan ben değilmişim gibi.
"Ya ne yapayım bu kattaki mutfağı yıktıran oydu. Ölseydi bu onun suçu olurdu."dedi ve elindeki yarım bardak suyu kana kana içti. "Kelsin falan ama iyi çocuksun vesselam."dedim ortamı yumuşatmak isteyerek.
"Kel deyip durma senim yüzünden saçlarımı kız gibi uzatacağım sonunda."dedi üzgünce. Ama ben zerre pişman değildim. O söylenerek odadan çıkarken Asır "Sen iyi alıştın bu Ayaz'a"dedi gülümseyerek.
Şimdi ona dönmüştüm. "Başka çarem varmış gibi..."diye mırıldandım sessizce. Aslında sinirli değildim. Olmalıydım. Ama değildim. İkimiz de oda olayını unutmuş gibiydik.
"Şimdi hangi odaya gideceğiz?"diye sordum sahici bir merakla. Çünkü daha önce giçbir suçlunun evini gezmemiştim. Asır'ın evini sadece bu yüzden merak ediyordum. Evet başka bir sebebi yok.
"Bu odayı beğendin mi?"diye sordu Asır. "Evet ama birkaç değişiklik yapabilirim."diye cevap verdim dürüstçe. "Bu kadar hazırlık yaptığına göre uzun bir süre buradayım değil mi?"diye sordum hızlıca. "Zeki olmanı seviyorum."diyerek gülümsedi. Ben de gülümsedim ve boks odasından çıkarak merdivenlere doğru yürümeye başladık.

