Fazlasıyla ağır gözlerimi aralamaya çalışırken bir yandan çok uzaktan gelen sesleri anlamaya çalışıyordum."Hiçbir şeyi mi?"diyordu bir ses."Evet.Onu zorlamayın.Bu hastalık sünger gibidir ne kadar sıkarsan sık aynı şekle geri döner.Hatta zarar bile görür. Üstüne gitmeniz ona zarardan başka bir şey katmaz..."diyordu başka bir ses.Daha fazla alakasız muhabbet duymamak için gözlerimi açtım.
Etrafımda belki on belki yirmi kişi vardı ve ben hiçbirini tanımıyordum.Yüzleri tanıdıktı hem de fazlasıyla...
Doktor olduğunu tahmin ettiğim beyaz önlüklü kişi saniyeler içinde içinde bulunduğum hastane odasını boşalttı.Sadece bir kişi kaldı.Siyah gözlü adam...
Kaç dakika geçti bilmiyorum ama siyah gözlü adam bütün yüzümü ezberlemek istercesine iki kara deliğe benzeyen gözlerini bütün yüzümde dolaştırdı. Gözlerine bir duygu oturdu.Ne olduğunu tam olarak anlayamadım belki hasret belki de merhamet...Ya da öylesine duygusuz bakıyordu ki ben siyah gözlerinde duygu aradım,emin değilim.Dudağının kenarı büyük bir şey başarmışçasına kıvrıldı.Yüzü öylesine tanıdıktı ki ünlü biri olup olmadığını düşünmeye başladım.
Bu sırada gözleri gözlerime değdi.Sırtım ürperdi yerimde kıpırdandım. Rahatsız olduğumu sanmış olacak ki gülen yüzü düştü ve bakışlarını kaçırdı.Bu gerginlikten sıkılmıştım.Tam dudaklarımı aralayacaktım ki gözünden bir damla yaş düştü...Kalbimi paramparça,beynimi ise darmadağın eden o sözleri söyledi."Çok özlettin be kızım..."dedi ve beni mahvolmuş iki organımla beraber terkedip gitti...
Düşünmekten yorulup kendimi uykunun sıcak kollarına bıraktım.
-3 yıl önce
Ormandaydım. Bir ses geldi arkamdan. Dal sesi gibiydi. Tüm algılarımı sonuna kadar açtım. Etrafı kokladım. Çam kokusu vardı. Her yer yeşildi. Yerde mantarlar vardı. Birini gördüm ne yakındı ne uzak buradan tek kurtulamayacağımı bildiğim için yavaşça ona doğru yaklaştım. Omuzuna dokundum. Yavaşça bana dönmeye başladı. Bir anda etraf aydınlandı yüzümde bir soğukluk hissettim ve gözlerimi açtım. Görmeye alışık olduğum yüzlerle karşılaştım. Poyraz ve Nida gülerek yüzüme bakıyordu.
Bu haylaz parıltılı gözlere alışıktım. Her gün uyandığımda yüzüme dökülen suya, uyandığımda kahvaltının hazır olmasına, Arda sofraya oturmadan yemeğe başladığı için şiddete uğrayan Poyraz'a, yanyana olan dairelerimizden birinde toplanıp kimin yemek yapacağını tartışıp en sonunda ise bütün yemeği Arda'ya yüklemeye alışıktım. Aslında bunların hepsi benim için normal.
Bu çok normal(!) rutini yapmak beni mutlu ediyordu. Benim evim bu dört kişiydi.Afra, Poyraz, Arda ve Nida... Bir gün giderlerse ne yapacağımı bilmediğim. Bana her zaman arka çıkan sevgilerinden asla ve asla şüphe etmediğim kişiler.
Ve ben işte polis olmayı küçüklüğünden beri hayal eden Almila Elçin. Bugün haftalardır hazırlandığım bir operasyona gideceğim. Poyraz hariç herkes operasyona hazırdı. Poyraz'ın ise önemli bir davası vardı. Erken çıkması gerekmesine rağmen küçükken yaptığı gibi bensiz kahvaltı yapmıyordu. Kızıl kraliçe de onu kahvaltısız bırakmıyordu.
Homurdanarak yataktan kalktım. Yüzümü yıkayıp oyalanmadan mutfağın bitişiğindeki ve sadece benim dairemde olan yemek odasına gittim. Hepimizin sadık oldu bir kurala tekrar uymuştuk. yemek kimin dairesinde ise baş köşeye o kişi otururdu. Anlaşılan kızıl kraliçe ve Arda döktürmüştü.
Bugünün Poyraz'ı ben olmak istedim ve dayanamayarak pankekten bir parçayı bıçakla kesip ağzıma attım. Poyraz ise kendi yarattığı canavarla gurur duyuyor gibiydi. Hatta beni abartılı hareketlerle tebrik bile etmişti. Nida ise bunu görünce ensesine zar zor yetiştiği Poyraz'a bir tane yapıştırmıştı. Böyle şakalardan hoşlanmayan Afra nam-ı diğer kızıl kraliçe bile görmüştüm. Fakat o kadar silik bir şekilde gülmüştü ki kızmış olabileceğini düşünüp odamı toparlamaya koyuldum.
Kirli çorapları ve ders kitaplarımı yerden almaya koyuldum. İçeriden gelen çığlık, isyan, tokat, inleme ve çatal, kaşık seslerini duymazdan gelerek ruhumu dinlendirecek şarkılar dinlemeye başladım diğer yandan da operasyon için bilgilerimi yokluyordum. Bir yandan yaklaşık iki aydır toplamadığım dolabıma girişmiştim. Sonrasında yenildiğimi kabul ederek yüce dolabın huzurundan çekildim. Poyraz'ı Arda'nın insafından kurtardım. Ve benim için çok önemli olan operasyonu onlara belki 1000. kez tekrar anlatmaya başladım. "Asır Han Karmaşık 17 suçtan sabıkası var ve büyük ihtimalle yarısı bilinmiyor. bugün onların yani Asır Han Karmaşık'ın örgütünü çökerteceğiz. 70 kişi olacağız ve beş kademeye ayrılacağız. En önde ben, Arda ve Nida. İkinci kademede kızıl ve altı kişi daha. Üçüncü kademede 15 kişi. Dördüncü kademede 23 kişi ve son olarak beşinci kademede 21 kişi olacağız. Silaha ihtiyacımız olacağını sanmıyorum çünkü bu Asır denen adamın belli kuralları varmış. Silah kullanmak, içki içmek gibi şeyleri yasaklamış." bu bilgileri örgütten ayrılan bazı ucuz adamlardan öğrenmiştik.
Aslında bu örgütün ne yaptığı da pek belli değil belli olsaydı bile üstlerimizin bize söyleyeceğini sanmıyorum. Bugünkü operasyonda sivil olabilecektik.
Sivil derken istediğimiz gibi bir sivilliği kastetmiyorum. Siyah giymek, pantolon giymek ve saçları bağlamak zorunluydu. Bu saç bağlama kuralını kızıl için koymuşlardı. Hoş, zaten açık saç kullanmıyorum.
Kahvaltımı tamamlayıp bulaşıklardan kaçmak için banyoya girdim.Operasyon öncesi bu banyo çok iyi gelmişti.Üstüme siyah, geniş, uzun bir pantolon ve siyah, yarım kol, geniş bir bluz giydim.Altına da bot giymek istedim ama bu operasyonda hata riskini en aza indirmek istediğim için spor ayakkabımı giydim. Üzerime de siyah kot bir ceket attım.Açık kahve saçlarımı kendi haline bıraktım. Ben hazırdım. Ancak tahmin edin kimi bekliyoruz. "On saniye içinde gelmezsen o çok övündüğün kızıl saçlarını tek tek yolacağım Afra Aslı Kızıl." Diye bağırdım somurtarak.Afra her zaman böyle yapıyordu ve ben heyecandan yerimde bile duramıyordum.
Dayanamayarak ayağımı yere vurdum.Fakat kızıl hâlâ süzülüyordu.Kızıl dar, uzun kollu bir bluz ve benim abartı onunsa geniş bulduğu aşırı dar bir tayt giymişti.Dolgun kalçalarını önümde dans ettirerek ayakkabılarını giydi. Bütün ekibi süzdüm. Poyraz her zamanki takımıyla nefes kesiciydı. Nida benim gibi rahat takılmıştı. Arda sıradan siyah bir pantolon bir gömlek giymişti. Günlük giyinmesine rağmen o da etkileyici görünüyordu. Kızıl önden gitmek istese de arabayı ben kullanacağım için yavaşladı ve onun önüne geçtim. Poyraz kendi arabasına ilerlerken ben de doğum günü hediyem olan siyah spor arabama bindim. Yanıma kızıl kraliçe arkayaysa Nida ve Arda bindi.İşte 'Asır Han' operasyonu için hazırdım...
🪷.
İlk defa bir operasyon için bu kadar heyecanlıydım. Bir ara farkında olmadan fazla hız yapmış olacaktım ki Afra elini direksiyonun üzerindeki elimin üzerine dokundurmuş ve bana gülümsemişti. Sakinleştim ve fabrikanın yakınlarında durdum. Hızla arabadan indim. Önümüzde yürünecek yol vardı çünkü sesimizi duymaları bizim için iyi olmazdı. Ekibime göz attım. Biraz yani azıcık heyecanlıydım. 2. kademe de buradaydı. Ama 3. ekibin gelmesine daha vardı.
Hızlı ama sessiz adımlarla fabrikaya doğru yürümeye başladık. Ben önde Arda ve Nida arkadaydı. Kızıl ikinci ekipte olduğu için bizim le gelmedi. Kızıl bana seslendi. Hızlıca ona döndüm. Tedirgin görünüyordu.
Şaşırdım çünkü kızıl böyle konularda benden bile daha soğukkanlıydı. "Dikkat et."diye fısıldadı ince sesiyle. Sakinleşmesi için gülümsedim ve tekrar fabrikaya doğru yola koyuldum. Notmalde yerini asla belli etmeyen Asır Han Karmaşık bu fabrikaya geldiğinden beri özellikle kendisini gösteriyordu ve asıl şaşırtıcı olan bulunduğu yerin yedi yıl önce terk edilmiş bir oyuncak fabrikası olmasıydı. Ben bir suçlu olsaydım oyuncak fabrikası yerine daha değişik bir yer seçerdim hadi ama silah fabrikası varken kim bir oyuncak fabrikası tercih eder.
Bütün bunları düşünürken arka kapıya varmıştık. Üçe ayrıldık. Yavaş ve sessiz adımlarla ilerlerken bir ses duydum. Ardından ensemde bir nefes hissettim. Gözlerimi kapattım nerede olduğunu ve ortalama kaç santim olduğunu anlamaya çalıştım. Analizim bittiğini anda arkama döndüm o ne olduğunu anlayamadan yumruğumu karnına geçirdim. İki büklüm olmasını fırsat bilip önce kasıklarına sonra dizine sert bir tekme attım. O daha bağıramadan ensesine elimi yan şekilde vurup onu bayılttım. "Kolaydı." diye fısıldadım kendi kendime. Yavaş adımlarla devam ettim dar koridorun sonunda bir kapı vardı. Hızlandım ve kapıyı yavaşça açtım. O sırada telefonumu da açmıştım. Kafamı kaldırdım. Etrafta kimsecikler yoktu. Tam ikinci ekip için kısa bir mesaj atacaktım ki gür bir ses duydum. "Hoşgeldin Almila Elçin." Sesi öyle gürdü ki sırtım ürperdi. Siyah gözleri ve siyah saçları vardı. Altındaki sandalyeye ters oturmuştu. Ve beni süzüyordu. Kafasını öne eğdi ve aniden kaldırıp önüne düşen siyah tutamların geriye gitmesine sebep oldu. Şaşırmıştım ama bunun kim oldugunu biliyordum. "Sen..." Diye fısıldadım. Ucuz adamları sayesinde çizilen robot çizmeden dolayı bu kişinin aradığımız Asır Han Karmaşık olduğunu anlamıştım. Etrafta fazlasıyla toz düğmeler oynayan gözler pamuklar vardı.
Gözlerim siyah gözlerine değdi. Sessizlikten sıkılmıştım. Ağzımı açmak üzereydim ki arkamda bir kişi hissettim. Tekrar gözlerimi kapatıp arkamdaki kişinin bana yakınlığını ve boyunu hesapladığım birkaç saniyenin ardından bir anda yere çöktüm. İki elimi yere koydum ve bir bacağımı öne uzatarak kendi etrafımda döndüm. Adam bana çok yakındı bu yüzden yumruğumu veya tekmemi kolaylıkla engelleyebilirdi. Adam afallayarak yere yapıştı. Büyük ihtimalle kafasını yere çarparak darbe almış ve bayılmıştı. Hemen Asır'a döndüm. "Etkilendim."diye fısıldadı sesi öyle kısıktı ki kendi kendine mırıldandığını düşündüm. "Söz veriyorum seni hapse tıkarken daha etkileyici hareketler sergileyeceğim."dedim karşılık olarak. Dudağını kenarı küstahça kıvrıldı. Onu hapse attıracağıma o kadar emindim ki gülümsemesine aynı şekilde karşılık verdim. Gerçi o daha çok sırıtıyor gibiydi ama ben gülümsediğime emindim neyse ki. Çünkü öyle garip bakıyordu ki onu dışarıdan gören biri benim hakkımda edepsiz şeyler düşündüğünü söyeyebilirdi. Ama bunun dikkatimi dağıltmak için olduğunu biliyordum. Böyle şeylerle çok karşılaştım. "Yemezler Asır Han Karmaşık"dedim otuz iki diş sırıtırken. "Bak şuna nasıl da güzel 'Asır Han Karmaşık' diyor. Bir daha söylesene şunu"dedi gülümserken.
Şu an yaşanıyordu sayın seyirciler. Evet böyle şeylerle çok karşılaştım. Fakat böyle gerçekçi rol yapanı ilk defa görüyorum bu oyundan sıkılmıştım. Elime belime tabancayı çıkardım ve ona doğrulttum. "Bak bu olmadı Almila Elçin."dedi yüzünü buruşturken. "Ne yani seninle oyun oynamak için geldiğimi mi sanıyordun?"dedim sesimi yükselterek. Sesim boş odada yankılanmıştı. İşte şimdi ciddileşmişti. İstediğim de buydu zaten oyun oynamak değil savaş istiyordum. Çatışma ve dövüş gerekiyor bana. Evet bende hafif psikopatlık var sanırım.
"Almila Elçin sence sen istediğin için mi buradayız? Yoksa ben istediğim için mi? Ya da şu an adamlarım burayı basarsa tek başına ne halt yiyeceksin bırak ölmeden önce eğlenelim." dedi ciddi bir sesle. Söylediklerini anlamadım ölmek mi? Eğlenmek mi? O mu istemişti? Harbi bu adamın amacı neydi? "Ne?" diyebildim sadece. Ne diyordu bu ya? "Ellerini ka-"tam söze başlamıştım ki arkamdaki kapı açıldı ve Asır'a döndüm "Bunu sen istedin ben sadece eğlenmek istemiştim."dedi somurtarak. Gözlerinde oyunu bozulmuş bir çocuğun hüznü vardı. Ne olduğunu anlamadan ağzım kapandu. Bilincim kapanırken anlamıştım. Dikkatim dağılmıştı ve bu bana pahalıya patlayacaktı...
🪷


