İçeriğe geç

Değiş-Tokuş

Bölüm 7 · 2 dk okuma

Değiş-Tokuş

Bölüm 7

Bölüm 7

Spor salonundaki cılız sarı ışıklar uğultulu bir panik havasını aydınlatıyordu. Koç, öğretmenler ve takım arkadaşları hızla ikiye ayrılan kalabalığın arasından sahaya doğru koşuyordu.

"Kaan! İyi misin koçum, kalkabilecek misin?"

Bora’nın koca eli Defne’nin omzuna sertçe indiğinde, Defne yerinden sıçradı. Ama bu sıçrayış kendi minyon bedeninin verdiği o hafif tepki değildi; 1.88 boyundaki kaslı ve hantal bir gövdenin sarsıntısıydı. Bedenin ağırlığı yüzünden dengesini kuramayıp dizlerinin üzerine tekrar çöktü. Başını kaldırıp Bora’ya baktı; gözleri panikle ardına kadar açılmıştı. Bir şeyler söylemek için dudaklarını araladı ama boğazından sadece boğuk, derinden gelen hırıltılı bir nefes çıktı.

"Ben... ben iyiyim," diyebildi en sonunda. Kendi kulaklarına çarpan o pes, çatallı erkek sesi tüylerini diken diken etti. Bu Kaan'ın sesiydi. Kendi zihninin düşünceleri, Kaan'ın ses telleri üzerinden dökülüyordu.

Birkaç metre ötede ise Kaan, Defne’nin bedeninde tam bir şok dalgası yaşıyordu.

Yerden kalkmaya çalışırken bacaklarının tüy gibi hafif olması dengesini tamamen bozmuştu. Hırkanın ceplerine tutunmaya çalışırken ellerinin küçüklüğü karşısında dehşete düştü. Göğsü hızla inip kalkıyor, ciğerlerine giren havanın hacmi bile ona yetersiz, dar geliyordu.

"Defne, tatlım, bir yerine bir şey oldu mu?" Rehberlik öğretmeni yanına diz çöküp elini tuttuğunda Kaan refleksle kadının elini savurmak istedi. Kendi gücüyle savurduğunu sandı ama Defne'nin zayıf kolu havada sadece aciz bir kavis çizdi.

"Bırakın beni!" diye bağırdı Kaan. Fakat o gürleyen, salonu inleten sesi yerine incecik, tiz ve ağlamaklı bir fısıltı duyuldu. Kaan öfkeyle dişlerini sıktı; çene kemiğindeki o narin çıtırtıyı hissettiğinde çıldıracak gibi oldu.

İki beden, etraflarını saran telaşlı çemberin ortasında birbirine kilitlendi.

Defne, Kaan’ın bedeninin içinden kendi yüzüne bakıyordu. Kendi gözlerinde daha önce hiç görmediği bir öfke, vahşi bir şaşkınlık parlıyordu. Kaan ise Defne’nin gözlerinin ardından kendi bedenine bakıyordu; her zaman dik, pervasız ve tehditkâr duran o koca gövde, şimdi omuzları çökmüş, ellerini nereye koyacağını bilemeyen korkak bir çocuk gibi büzülmüştü.

"Revire gidin, ikiniz de hemen revire!" dedi okul müdürü araya girerek.

Defne sendeleye sendeleye ayağa kalktı; 43 numara ayakkabıların içinde ayakları kayıyor, geniş omuzları kapılardan geçerken bir yerlere çarpacakmış gibi hissettiriyordu. Kaan ise arkasından gelirken her adımda Defne’nin uzun atkuyruğu saçlarının omzuna çarpmasıyla hırslanıyor, yumruklarını sıkıp tırnaklarını avuç içine batırıyordu.

Revirin kapısı arkalarından kapandığı ve hemşire bir anlığına malzeme odasına geçtiği saniyede sessizlik bıçak gibi kesildi.

Kaan, Defne’nin ince bedeniyle öne atılıp kendi eski bedeninin yakasına yapışmaya çalıştı ama boyu yetmediği için yukarı uzanmak zorunda kaldı.

"Sen... sen bana ne yaptın lan?!" diye fısıldadı Kaan, ince sesi öfkeden titreyerek.

Defne ise kendi eski yüzünden yükselen bu tehditkâr bakışlar karşısında gayriihtiyari geri çekildi, devasa cüssesiyle ecza dolabına çarpıp camları tıkırdattı. "B-ben bir şey yapmadım! Seni kurtarmaya çalışıyordum!"

Kaan kendi eski, kalın sesini Defne’nin ağzından duyunca ellerini başına götürdü, saçlarını çekiştirdi. "Kafayı yiyeceğim... Bu bir kâbus. Uyanmam lazım. Cuma günkü final... Takım... Ben senin bu çelimsiz kollarınla potaya nasıl top atacağım?!"

Defne koca ellerine, ardından karşısındaki kendi minik silüetine baktı. Gözlerinde ilk kez sadece korku değil, derin bir çaresizlik belirdi:

"Asıl ben senin bu devasa öfkenle, bu koca bedenin içinde nasıl görünmez kalacağım Kaan?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.