Sabahın ilk ışıkları gri bulutların arasından sızarken, evdeki gerginlik havayı adeta kurşun gibi ağırlaştırmıştı. Kaan gece boyunca neredeyse hiç uyumamıştı; koçun cuma günkü maç kadrosundan çıkarma tehdidi, Arda ile yaşadığı kavganın yankıları ve kendi öfkesine yenik düşmenin verdiği eziklik zihninde dönüp duruyordu.
Mutfağa indiğinde Defne her zamanki gibi masanın köşesine oturmuştu. Önünde ıhlamur çayı, yanında ise dün akşam kenarları sudan kırışmış kimya kitabı duruyordu. Sayfaları düzeltmeye çalışırken çıkardığı o hafif hışırtı bile Kaan’ın gergin sinirlerine batıyordu.
Kaan dolaptan sütü alıp tezgâha sertçe çarptı. "Bir kere de şu evde normal bir ses çıksın," diye homurdandı.
Defne başını kitaptan kaldırmadan, "Sadece ders çalışıyorum Kaan, senin gibi etrafı kırıp dökerek varlığımı kanıtlamaya çalışmıyorum," dedi. Sesi kısıktı ama içindeki o iğneleyici ton yerindeydi.
Bu laf, Kaan’ın zaten patlamaya hazır olan öfke fitilini ateşledi. Süt bardağını masaya öyle bir vurdu ki içindeki sıvı kenarlardan taştı. Defne yerinden sıçradı, gözlerinde anlık bir korku parladı ama hemen ardından bakışlarını yine masaya indirdi.
"Ders mi çalışıyorsun?" dedi Kaan, ses tonu alçak ama tehditkâr bir sertlikteydi. Masaya doğru eğildi, gözleri alev alev yanıyordu. "Sen sadece saklanıyorsun Defne. Bütün gün o aptal kitapların arkasına saklanıp dünyanın sana dokunmamasını bekliyorsun."
"Kaan, saçmalamayı kes—"
"Kesmiyorum!" diye böldü Kaan. Dün okulda koça ve takıma haykıramadığı tüm zehri, karşısında savunmasız duran kardeşine kusuyordu. "Dün koridordaki halini görmedim mi sanıyorsun? Kızlar kitabını yere fırlatıp üstüne bastığında bile gıkını çıkaramadın. O kadar korkaksın, o kadar eziksin ki bir 'dur' bile diyemiyorsun! Sessiz kalırsan seni fark etmezler sanıyorsun ama sadece zavallı görünüyorsun. Senin gibi bir silik olacağıma, gerekirse her gün ceza alırım daha iyi!"
Sözler mutfağın soğuk havasında asılı kaldı.
Defne’nin yüzündeki bütün renk çekildi. Kaan’ın haklı olması değil, onu en derin, en çok kanayan yarasından vurmuş olması canını yakmıştı. Dudakları titredi, gözlerine hücum eden yaşları geri itmek için çenesini öyle bir sıktı ki boyun kasları gerildi.
Tek bir kelime bile etmedi. Masadaki kırışık kimya kitabını kucağına aldı, sandalyesini gıcırdatmadan yavaşça kalktı ve çantasını tek omzuna takarak dış kapıya yürüdü. Kapının arkasından gelen hafif klik sesi, Kaan’ın yüzüne koca bir tokat gibi çarptı.
Mutfakta tek başına kalan Kaan, masadaki dökülen süte ve az önce Defne'nin oturduğu boş sandalyeye baktı. Göğsündeki öfke bir anda boşalmış, yerini boğazını düğümleyen zehir gibi bir pişmanlığa bırakmıştı. Ama iş işten geçmişti; o sessizliği sadece bir zayıflık sanırken, en ağır yarayı yine o sessizliğin içine açmıştı.