İçeriğe geç

Değiş-Tokuş

Bölüm 29 · 3 dk okuma

Değiş-Tokuş

Bölüm 29

BÖLÜM 29

Spor salonunun devasa tavanından sarkan hoparlörler anonsçunun cızırtılı sesiyle inliyordu: "Bölge Şampiyonluk Finali! Atatürk Lisesi - Bahçeşehir Koleji!"

Parkede ısınan oyuncuların ayakkabı gıcırtıları, tribünlerdeki binlerce taraftarın tezahüratlarına karışıyordu. Fakat 7 numaralı formasıyla pota altında top sektiren Kaan’ın zihni tamamen kopuk bir frekanstaydı. Topu her sektirişinde bilekleri kendi gücünü hatırlıyordu ama göğsünde taşıdığı o tanıdık hırsın yerini buz gibi bir boşluk almıştı. Gözleri sürekli koridorun çıkış kapısına kayıyor, hakem masasının arkasındaki boş koltuklara takılıyordu.

"Kaan! Odaklan koçum!"

Bora’nın göğsüne çarpan pası güçlükle tuttu. Koç kenardan taktik tahtasını sallıyor, Bahçeşehir’in iki metrelik dev pivotunun açılış baskısına karşı uyarılarda bulunuyordu. Kaan başını salladı ama gözleri yine kapıdaydı. Telefonunu soyunma odasında bırakmıştı; Defne’nin serumunun çıkıp çıkmadığını, nefesinin normale dönüp dönmediğini bilmeden o potaya tek bir top bile fırlatamazdı.

Düdük çaldı. Hakem iki takımın ilk beşini orta yuvarlağa çağırdı.

Rakip pivot, yarı finalde Defne’nin attığı o mucizevi üçlüğün hırsıyla Kaan’ın tam karşısına dikildi. Çocuğun gözlerinde saf bir öfke vardı; Kaan’ın göğsüne doğru hafifçe omuz atıp tısladı: "Geçen maçtaki o şanslı şutun tekrarı olmayacak kaptan. Bu gece o potanın altını sana cehennem edeceğim."

Kaan kaşlarını bile çatmadı. Normalde yumruğunu sıkıp çocuğun üzerine yürüyecek olan o eski kavgacı Kaan yoktu; Defne’nin sessizliğini, o depodaki çaresizliğini sırtlamış, içi yanan bir abi vardı.

Hakem topu havaya fırlattı.

Hava atışını rakip dev kazandı. Bahçeşehir Koleji ilk hücumunda fırtına gibi esti. Topu hızla çevirip Kaan’ın savunduğu bölgeye indirdiler. Kaan rakibin dev pivotunun önüne set çekmeye çalıştı ama adımları ağırdı, zamanlaması tutmuyordu. Rakip pivot sert bir dirsek darbesiyle Kaan’ı geriye itip ters turnikeyle topu panyaya çarptırarak ilk iki sayıyı kaydetti.

Tribünlerdeki rakip taraftarlar ayağa fırladı. Koç kenarda deliye dönmüş, saçını başını yoluyordu: "Kaan! Solunu kapat dedik, solunu! Neredesin sen?!"

İkinci çeyreğin ortalarına gelindiğinde fark sekiz sayıya çıkmıştı. Kaan iki hücumda top kaybı yapmış, hücum faul sınırına dayanmıştı. Zihni Defne’nin olmadığı bir sahada sadece kör bir kaba kuvvetten ibaretti; açıları göremiyor, pas koridorlarını hesaplayamıyordu.

İlk yarının bitimine iki dakika kala Bahçeşehir bir üçlük daha bularak skoru 38-28 yaptı. Koç öfkeyle mola aldı.

Kaan nefes nefese bench’e doğru yürürken başını öne eğmişti. Forması terden sırılsıklam olmuştu ama teri akıtan şey oyunun temposu değil, göğsündeki o ezici yetersizlik hissiydi. Havluyu kafasına geçirip bacaklarını titretmeye başladı.

Tam o sırada, salonun doğu girişindeki ağır yangın kapısı gürültüyle açıldı.

Güvenlik görevlilerini aşarak basamakları hızla inen üç kişi belirdi. Önde babaları, kravatını tamamen sökmüş bir halde yolu açıyordu; arkasında elinde hâlâ hastane bandajı duran, gri hırkasına bürünmüş Defne ve yanında Zeynep vardı.

Defne parmaklıklara kadar koştu. Nefes nefeseydi ama gözlerinde en ufak bir zayıflık belirtisi yoktu. Parmaklıklara iki eliyle yapışıp var gücüyle haykırdı:

"KAAN!"

Kaan başındaki havluyu tek bir hamlede fırlattı. Sesin geldiği yöne döndüğünde kalabalığın arasından parlayan o minyon silüeti gördü.

Defne oradaydı. Ayaktaydı. Kendi bedeninde, kendi berrak sesiyle salondaki binlerce kişinin uğultusunu yırtıp geçmişti.

Defne iki elini kaldırıp parmaklarıyla hızlı bir şema çizdi; sağ elini sol omzunun hizasında kırıp göğsüne vurdu. Bu, bahçede çalıştıkları o gizli koddur: Ağırlık merkezini düşür, rakibin torkunu kır ve kırk beş derecelik açıyı bana bırak.

Kaan’ın göz bebekleri büyüdü. Damarlarındaki tüm kanın aniden alev aldığını hissetti. Göğsündeki o buz dağları bir saniyede tuzla buz oldu; dudaklarının kenarında o tanıdık, vahşi ve yıkıcı Kaan tebessümü belirdi.

Koçun önüne dikildi, su şişesini kenara fırlattı. Kaan’ın sesi bench’teki tüm uğultuyu bastıracak kadar gür ve kendinden emin çıktı:

"Mola bitti koç. Şimdi o potayı onların başına yıkıyoruz."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.