İçeriğe geç

Değiş-Tokuş

Bölüm 28 · 3 dk okuma

Değiş-Tokuş

Bölüm 28

BÖLÜM 28

Şehir Hastanesi’nin 3. katındaki özel odada, serum hortumunun ritmik damlama sesi dışında çıt çıkmıyordu. Defne, yatağın başlığına yaslanmış, kucağındaki kimya çalışma föylerini nihayet kendi narin parmaklarıyla çeviriyordu. Tırnaklarında hafifçe dökülmüş açık pembe ojesi vardı; eline aldığı pilot kalemin o tanıdık ağırlığı parmak uçlarına tarifsiz bir huzur veriyordu.

Kapı hafifçe tıklandı. İçeriye Zeynep girdi; elinde iki kutu meyve suyu ve yüzünde devasa bir sırıtış vardı.

"Haberler bomba," dedi Zeynep kapıyı kapatıp sandalyeye otururken. "Melis az önce ailesiyle birlikte müdürün odasından çıktı. Kaan’ın dediğini harfiyen yapmış. Disiplin kurulu pazartesi toplanıyor; okuldan iki hafta uzaklaştırma ve voleybol takımından süresiz men cezası yolda. Artık koridorda burnunu bile çıkaramaz."

Defne derin bir soluk aldı. Boğazındaki o kuru yanma hissi neredeyse geçmişti ama zihnindeki o kazan dairesi karanlığı tamamen silinmiş değildi. Yine de bir fark vardı: Artık korkmuyordu. O karanlığın içinden Kaan’ın kollarıyla, kendi iradesiyle çıkmıştı.

"Kaan nerede?" diye sordu Defne, gözlerini duvardaki saate kaydırarak. Saat 17.30’du. Bölge Finali saat 19.00’da başlayacaktı.

"Soyunma odasındadır herhalde," dedi Zeynep pipeti kutuya batırırken. "Bora aradı, takım ısınıyormuş. Ama koçun suratından düşen bin parçaymış; Kaan sabahtan beri tek bir şut bile atmamış, kimseyle konuşmuyormuş."

Odanın kapısı bir anda sertçe aralandı. İçeriye babaları girdi; nefes nefeseydi, kravatı gevşemiş, ceketi koluna asılmıştı. Şirketteki toplantıyı yarıda kesip hastaneye koştuğu her halinden belliydi. Bakışları doğrudan hasta yatağındaki Defne’ye kilitlendi.

"Defne!" Adam telaşla yatağın kenarına adeta çöktü, kızının iki elini birden avuçlarının arasına aldı. Yüzünde daha önce Defne’nin hiç şahit olmadığı türden saf, çıplak bir panik ve pişmanlık vardı. "Kızım... iyi misin? Doktorla konuştum, ucuz atlatmışsınız dedi. O depoda ne işin vardı senin? Neden kimseye haber vermedin?"

Defne babasının titreyen ellerine baktı. Yıllarca bu adamın gözünde görünmez bir ayrıntı olmanın kırgınlığı göğsüne oturdu ama sesini titretemezdi; artık Kaan’ın göğsünde taşıdığı o dimdik cesaret kendi ses tellerine de kazınmıştı.

"İyiyim baba," dedi Defne, tane tane ve gözlerinin içine bakarak. "Kaan zamanında yetişmeseydi iyi olmayacaktım. Beni o depodan Kaan çıkardı."

Babası yutkundu. Bakışlarını kaçırmaya çalıştı ama Defne’nin gözlerindeki o keskin ciddiyet buna izin vermedi.

"Biliyorum..." dedi adam fısıltıyla. "Kaan beni aradığında sesi öyle bir çıkıyordu ki... Hayatımda onu ilk kez ağlarken duydum Defne. 'Eğer kardeşime bir şey olursa o sahaya bir daha adım atmam, her şeyi yakarım' dedi bana. Ben... ben sizin aranızdaki şeyin bu kadar koptuğunu, senin bu kadar tek başına kaldığını fark edemedim kızım. Hep Kaan’ın maçları, ligi, bursu dedik..."

"Çünkü sen sadece skorbordu izliyordun baba," dedi Defne usulca. Kırıcı olmayan ama gerçeğin ta kendisi olan bir tonla. "Benim kazandığım madalyalar duvarda asılı kalırken, Kaan’ın her sayısı evde bayram oluyordu. Ama o sahadaki Kaan’ı ayakta tutan şey sadece kasları değildi. Bunu ikimiz de ancak birbirimizin yerine geçince anladık."

Babası başını eğdi, kızının alnına uzun, titrek bir öpücük kondurdu. "Özür dilerim Defne. Gerçekten özür dilerim."

Odanın köşesindeki küçük televizyonda yerel spor kanalının yayını başladı: Atatürk Lisesi - Bahçeşehir Koleji Bölge Şampiyonluk Finali Canlı Yayını.

Ekranda spor salonunun tribünleri görünüyordu; her yer sarı-lacivert bayraklarla donatılmıştı. Kamera soyunma odası tüneline döndüğünde, 7 numaralı formasıyla Kaan belirdi. Yüzü asıktı, gözleri boşluğa bakıyordu; sanki bedeni oradaydı ama zihni bambaşka bir yerde kilitli kalmıştı.

"Gitmemiz lazım," dedi Defne aniden serum hortumunu işaret ederek.

Zeynep şaşkınlıkla ayağa fırladı: "Ne?! Defne doktor taburcu evrakını henüz imzalamadı, delirdin mi sen?"

"O maçı bensiz kazanamaz," dedi Defne yatakta doğrulup ayaklarını yere basarak. Başının hafifçe dönmesine aldırmadı. Babasına döndü, gözlerinde Kaan’ın o boyun eğmez kararlılığı vardı: "Baba, arabayı hazırla. Kaan o sahada tek başına kaldığında ne yapacağını bilemez. Ona koordinatları vermem gerek."

Babası bir an tereddüt etti; ardından kızının gözlerindeki o sarsılmaz iradeyi görünce tek kelime etmeden ceketini sırtına geçirdi: "Hemen hemşireyi çağırıyorum. Çıkıyoruz."

Salonda maçın başlamasına sadece on beş dakika vardı ve iki kardeşin hikâyesi, başladığı o lanetli parkede son ve en büyük savaşını vermek üzereydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.