İçeriğe geç

Değiş-Tokuş

Bölüm 27 · 3 dk okuma

Değiş-Tokuş

Bölüm 27

BÖLÜM 27

Sağlık ekipleri Defne’yi tekerlekli sedyeye alıp hızla koridordan dışarı çıkarırken Kaan bir gölge gibi hemen yanlarındaydı. Defne’nin narin eli Kaan’ın avucunun içinde hafifçe kıpırdadı; parmak uçları hâlâ soğuktu ama nabzı düzenli ve kararlı atıyordu.

"Kaan... maça çıkacaksın, değil mi?" diye fısıldadı Defne oksijen maskesinin altından. Sesi zayıftı ama gözlerinde o kazan dairesinde parlayan direnç ışığı sönmemişti. "Finali oynamak zorundasın."

"Final batsın," dedi Kaan, boğazındaki düğümü yutkunarak. "Önce senin iyi olduğunu göreceğim."

Ambulansın arka kapıları kapandığında Zeynep koşarak yanlarına yetişti. Nefes nefeseydi, elindeki çantayı saklamış, gözleri ağlamaktan kızarmıştı. "Kaan, ben ambulansla gidiyorum. Hastanede yanında olacağım, merak etme. Sen burada kalmak zorundasın."

"Ne saçmalıyorsun Zeynep? Kardeşim o benim!"

Zeynep Kaan’ın kolunu sıkıca kavradı; gözleriyle revirin birkaç metre ötesinde, okul kapısının pervazına sinmiş titreyen Melis’i işaret etti. "Melis orada. Bodrumdaki kilidi kırdın, kazan dairesinde patlama oldu. Eğer şimdi okuldan gidersen müdür ve polis doğrudan kazan dairesine inecek. Elektrik panosunu görürlerse ikinizin de başı belaya girer. Olayı örtbas etmemiz ve... o kızın cezasını kesmen lazım."

Kaan durdu. Ambulans sirenlerini açıp bahçeden hızla uzaklaşırken bahçeye çöken sessizlikte sadece Kaan’ın sert nefesleri duyuluyordu. Arkasını döndü.

1.88’lik boyu, geniş omuzları ve gözlerindeki o öldürücü soğuklukla doğrudan Melis’e doğru bir adım attı. Melis iki adım geri sendeledi, sırtı kütüphane binasının duvarına çarptı.

"Kaan... ben... ben öyle olsun istemedim," diye kekeledi Melis. Sesi ilk kez bu kadar cılız, bu kadar acınası çıkıyordu. "Sadece biraz korkutmak istedik... O depoda kilitli kalacağını bilmiyordum..."

Kaan aralarındaki mesafeyi tek bir hamlede kapattı. Elini Melis’in başının hemen yanındaki tuğla duvara öyle sert vurdu ki, eklemlerinden çıkan ses koridorda yankılandı. Melis korkuyla gözlerini kapattı, titremekten ayakta duramıyordu.

"Defne o depoda ölebilirdi," dedi Kaan. Sesi bağırmıyordu; ama o kadar derinden, o kadar keskin bir fısıltıyla geliyordu ki Melis’in dizlerinin bağı tamamen çözüldü. "Sen onunla yıllarca dalga geçtin. Onu bir hayalet gibi köşelere ittiniz, sessizliğini korkaklık sandınız. Ama artık bitti Melis."

Melis gözyaşları içinde başını iki yana salladı. "Özür dilerim... Lütfen koça ya da müdüre söyleme, takımdan atılırım..."

"Müdüre gitmeyeceğim," dedi Kaan, yüzünü Melis’in hizasına eğerek. Gözlerinde daha önce Defne’nin bedenindeyken taşıdığı o çaresizliğin intikamı vardı. "Sen kendin gideceksin. Şimdi, hemen. Müdürün odasına çıkacaksın, o depodaki asma kilidi kırdığını, Defne’yi oraya kilitlediğini ve bilim olimpiyatları evrakını çalmaya çalıştığını tek tek itiraf edeceksin."

"Bunu yapamam... Okuldan uzaklaştırılırım!"

"Eğer o odaya kendi ayaklarınla girmezsen," dedi Kaan, duvardaki elini indirip yumruk yaparak, "ben girerim. Ve sadece müdüre değil; o voleybol federasyonundaki dayına, ailene, o kibirli arkadaşlarına kadar herkese senin nasıl bir zavallı olduğunu anlatırım. Karar senin."

Melis hıçkırıklarını tutamayarak başını salladı, yere dökülen çantasını bile almadan merdivenlere doğru sendeleyerek koştu.

Kaan derin bir nefes alıp arkasını döndü. Bahçenin diğer ucunda Selim Hoca ve okul müdürü telaşla ona doğru geliyordu. Kaan üstünü başını düzeltti; artık karşısında büzülen, başını öne eğen o öfkeli çocuk yoktu. Kardeşinin zekâsını, sabrını ve ağırlığını kendi bedenine katmış, bambaşka bir Kaan vardı.

"Hocam," dedi Kaan, adımlarını dikleştirip müdürün karşısına geçerek. "Kazan dairesindeki arızayı gördüm, yangın çıkmasın diye ana şalteri ben indirdim. Defne depoda kilitli kaldığı için dumandan zehirlendi. Melis de bunu size itiraf etmek için odanıza çıktı."

Müdür ve Selim Hoca donakaldı. Kaan’ın ses tonundaki o mutlak otorite ve mantık dizilimi karşısında tek bir şüphe bile duyamadılar.

Telefonu cebinde titredi. Ekranda Zeynep’ten gelen mesaj vardı:

Hastaneye geldik. Defne uyandı, durumu çok iyi. Doktor sadece tedbir amaçlı serum bağladı. Tek bir şey söyledi: 'Kaan’a söyle, o kupayı buraya getirsin.'

Kaan telefonun ekranına baktı; dudaklarının kenarında haftalardır ilk kez sahici, eksiksiz bir tebessüm belirdi. Ceketinin fermuarını çekti, spor salonunun soyunma odasına doğru yöneldi.

Bu akşam oynanacak o final maçı, sadece bir kupa mücadelesi olmayacaktı; iki kardeşin yeniden doğuşunun sahnesi olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.