İçeriğe geç

Değiş-Tokuş

Bölüm 26 · 3 dk okuma

Değiş-Tokuş

Bölüm 26

BÖLÜM 26

"Hocam! Biri ambulansı arasın! Nefes almıyor!"

Kaan’ın kükremesi okul bahçesindeki tüm uğultuyu bir anda bıçak gibi kesti. Nöbetçi öğretmenler, banklarda oturan öğrenciler ve kurs için gelenler bir anda donup kaldı. Kaan, kollarında başı yana düşmüş Defne ile revirin bulunduğu idari binaya doğru bahçeyi adeta uçarcasına geçiyordu. Ayakları zemini parçalarcasına basıyor, koca bedeni korkudan zangır zangır titriyordu.

Beden eğitimi öğretmeni ve Selim Hoca bahçeden koşarak yanına ulaştı. "Kaan! Ne oldu, neyi var Defne'nin?!"

"Bırakın soru sormayı, nefes almıyor diyorum!" Kaan’ın gözleri kan çanağına dönmüştü. İdari binanın cam kapısını omzuyla itip revire daldı. Defne’yi sedyeye öyle bir özenle, öyle bir korkuyla bıraktı ki, sanki dokunsa kırılacak bir cam parçasıydı.

Hafta sonu nöbetçi olan sağlık görevlisi hızla sedyenin başına geçti. "Çekilin, hava almasını sağlayın!" Görevli Defne’nin nabzını ararken Kaan iki elini saçlarına daldırmış, sedyenin başında bir ileri bir geri dönüyordu.

"Nabız çok zayıf, ritim bozukluğu var. Solunum durmuş!" Görevli hemen Defne’nin başını geriye yatırıp çenesini yukarı kaldırdı, ardından iki eliyle göğüs kafesinin ortasına ritmik ve sert basılar uygulamaya başladı. "Ambulans çağrıldı mı?!"

"Yolda, beş dakikaya buradalar!" dedi Selim Hoca kapı eşiğinden, sesi titreyerek.

Kaan duvara yaslandı; bacaklarının bağı çözülmüştü. Hayatında ilk kez o dev cüssesinin, o övündüğü kaslarının zerre kadar işe yaramadığını hissediyordu. "Benim yüzümden..." diye mırıldandı, tırnaklarını avuçlarına geçirerek. Kendi bedenine kavuşmuştu ama karşılığında Defne’nin hayatını mı vermişti? O narin bedenin o elektrik yükünü kaldıramayacağını hesaplayamamışlardı. Zihninde Defne'nin o depoda çaresizce nefes almaya çalıştığı anlar çaktı.

Sağlık görevlisi otuzuncu kalp masajının ardından suni solunuma geçti. "Hadi kızım... Hadi diren..."

Bir saniye, iki saniye, üç saniye... Zaman revirin içinde katran gibi akıyordu.

Tam o anda, sedyeden kesik, hırıltılı ve derin bir iç çekiş yükseldi.

Defne’nin göğüs kafesi ani bir spazmla havaya kalktı. Morarmış dudaklarının arasından boğulurcasına bir nefes döküldü; küçük parmakları sedyenin beyaz örtüsünü sımsıkı kavradı. Şiddetli bir öksürük kriziyle iki büklüm oldu.

"Defne!" Kaan sağlık görevlisini neredeyse yana fırlatarak sedyenin kenarına yapıştı. Koca elleriyle kardeşinin buz kesmiş yanaklarını kavradı. "Defne, buradayım! Bana bak!"

Defne kirpiklerini güçlükle araladı. Bakışları bulanıktı; tavanın beyaz floresan ışığı gözlerini yakıyordu. Karşısında duran, gözlerinden yaşlar süzülen o tanıdık, sert simayı gördü. Kendi yüzünü değil; Kaan’ın gerçek yüzünü.

Kendi ellerine baktı; açık pembe ojeli, incecik, narin parmaklar.

Boğazı sanki alev almış gibi yanıyordu. Dudaklarını zorlukla araladı; çatallı, fısıltı gibi ama tamamen kendine ait, o berrak ve ince ses tonuyla konuştu:

"Kaan... Kalem tutabiliyorum..."

Kaan bu iki kelimeyi duyar duymaz hıçkırıklarını tutamadı. Başını Defne’nin sedyedeki elinin üzerine koyup koca omuzları sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. "Döndün... Geri geldin bücür. Buradasın."

Tam o sırada dışarıdan ambulansın acı sireni duyuldu. Sağlık ekipleri teçhizatla revire daldığında görevliler Defne’yi kontrol altına alıp sedyeye sabitledi. Kaan bir an bile Defne’nin elini bırakmadı.

Revirin kapısının önünde biriken kalabalığın en arkasında ise bembeyaz bir yüzle olan biteni izleyen biri vardı: Melis.

Kaan sedyenin arkasından çıkarken kapıda dikilen Melis ile göz göze geldi. Melis’in gözlerinde depodaki asma kilidin kırıldığını ve Defne’nin ölümün kıyısından döndüğünü görmenin getirdiği saf bir panik ve suçluluk vardı.

Kaan durdu. Gözlerindeki o çaresiz yaşlar bir anda buharlaştı; yerini Atatürk Lisesi'nin koridorlarında kimsenin görmediği kadar soğuk, karanlık ve mutlak bir intikam kararlılığına bıraktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.