Anahtar kilitte iki kez döndüğünde evin girişindeki sarı hol ışığı yüzlerine vurdu. İçeriden televizyonun gürültüsü ve mutfaktan gelen taze demlenmiş çay kokusu yükseliyordu.
Babaları salondan elinde telefonla fırladı, yüzü adeta gururdan parlıyordu. "Geldiniz mi sonunda! Koçla konuştum oğlum, telefonda sana övgüler yağdırıyor. 'Kaan sahada sadece basketbol oynamadı, oyunu baştan yazdı' diyor. Bölge baş gözlemcisi maçtan sonra adını özel listeye almış!"
Adam doğrudan Kaan’ın cüssesindeki Defne’ye sarılıp sırtına iki okkalı tokat indirdi. Defne aldığı darbelerle hafifçe öne sendelese de Kaan’ın sağlam bacakları sayesinde ayakta kaldı.
"Sağ ol baba..." dedi Defne, Kaan’ın tok ve çatallı sesiyle. "Biraz yorgunum sadece."
"Yorulacaksın tabii aslanım, koca maçı sırtladın!" Babası hemen ardından antrenman çantasını Defne’nin omzundan çekip aldı. Tam o sırada arkadan süzülen Kaan’ı, yani Defne’nin bedenini fark etti. Adamın yüzündeki o coşkulu ifade aniden duruldu; gözlerinde alışıldık o kayıtsız, hafif mesafeli bakış belirdi. "Sen de mi oradaydın Defne? İyi bari, abinin zaferine şahit olmuşsun. Git annene yardım et mutfakta."
Kaan’ın göğsünde Defne’nin minik kalbi öfkeyle sıkıştı. Yıllardır babasının iki kardeşe nasıl bu kadar uçurumsal davrandığını, Defne’yi bir gölge gibi köşeye itip sadece sahadaki skorlara odaklandığını ilk kez bu kadar çıplak bir şekilde görüyordu. İçindeki Kaan anında köpürdü; Defne’nin bedeninde öne fırlayıp babasının karşısına dikilmek, "Ben olmasaydım o maçı rüyanızda alırdınız!" diye kükremek istedi.
Fakat tam o anda Defne, Kaan’ın koca eliyle kardeşinin ince bileğini arkadan hafifçe kavradı.
Bu dokunuş sert bir baskı değil, sessiz bir yakarıştı: "Yapma Kaan, sakın."
Kaan dişlerini öyle bir sıktı ki Defne’nin narin çene kemiği sızladı. Başını hafifçe eğip kısık, titrek bir sesle, "Tamam baba, mutfağa geçiyorum," dedi.
Mutfakta anneleri koca bir börek tepsisini fırından çıkarıyordu. Kaan içeri girdiğinde kadın hafifçe gülümsedi. "Tebrik ederim güzelim, abin harika oynamış öyle dediler. Sen de açsındır, geç otur."
Kaan masanın kenarına çöktü, ellerini kucağında birleştirdi. Defne’nin bu mutfakta yıllarca nasıl bir yalnızlıkla oturduğunu, başarısının kimse tarafından kutlanmadığı o akşamları düşündü. Bilim olimpiyatı haberi gelseydi evde börek pişmeyecek, telefonlar susmayacaktı belki de. İki kardeş arasındaki bu adaletsizlik boğazına koca bir taş gibi oturdu.
Yarım saat sonra iki kardeş üst kata çıkıp odalarına kapandıklarında evin alt katındaki sevinç tezahüratları hâlâ dinmemişti.
Defne, Kaan’ın odasında kapıyı sessizce aralayıp karşı odaya geçti. Kaan, Defne’nin masasında başını iki elinin arasına almış, öylece karanlığa bakıyordu.
"Kaan?" dedi Defne fısıltıyla.
Kaan başını kaldırdı. Defne’nin gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarında parlıyordu ama bu yaşlar korkudan değil, saf bir hırstan ve kırgınlıktan akıyordu.
"Babam..." dedi Kaan, sesi boğuklaşarak. "Sana hep böyle mi davranıyor Defne? Bir kere bile 'Sen nasılsın, sınavın nasıl geçti?' demedi mi bu adam?"
Defne yavaşça yaklaşıp masanın kenarına yaslandı. Kaan’ın koca gölgesi odanın loşluğunda bir dağ gibi duruyordu. "Alıştım ben. Sen sahadaki parlayan yıldızdın Kaan, bense sadece sessizce dersini çalışan kız. Senin başarıların evi aydınlatıyordu, benimkiler sadece karnede birer rakamdı."
"Böyle bir şey olamaz," dedi Kaan Defne’nin ince parmaklarıyla masayı yumruklayarak. "Bu evde asıl parlayan sensin. O formülleri yazan, o maçı santim santim hesaplayıp bana kazandıran sendin! Eğer bu bedenleri geri alırsak... Yemin ederim Defne, babamın karşısına önce ben geçeceğim. Seni bir daha kimsenin görmezden gelmesine izin vermeyeceğim."
Defne, Kaan’ın gözlerinin içine baktı. Kendi yüz hatlarında Kaan’ın o hırçın koruma içgüdüsünü görmek, içinde yıllardır donmuş olan bir şeyleri eritti.
"Önce bedenlerimizi geri alalım," dedi Defne, Kaan’ın kalın sesiyle hafifçe tebessüm ederek. "Yarın sabah dokuzda o okulun arka bahçesinde olacağız. Zeynep aletleri getirecek. Ya o akımı tersine çevireceğiz... ya da pazartesi günü sen organik kimya sınavında, ben de antrenmanda batacağız."
İki kardeş, yarın sabah onları bekleyen tehlikeli deneyin eşiğinde, ilk kez birbirlerinin ruhunu bu kadar yakından tanıyarak uykuya daldı.