Spor salonunun kapıları aralandığında yüzlerine çarpan ilk şey sağır edici bir gürültü dalgası oldu. Bando takımının ritmik davul sesleri, tribünleri dolduran yüzlerce öğrencinin tezahüratları ve parkenin üzerinde ısınan oyuncuların ayakkabı gıcırtıları salonun yüksek tavanında uğulduyordu. Bölge gözlemcileri protokol tribününde yerlerini almış, ellerindeki not panolarıyla sahadaki her hareketi izlemeye hazırlanıyordu.
Defne, 7 numaralı Kaan forması içinde soyunma odasının kapısından çıktığı anda babasını koridorun köşesinde gördü. Adamın gözlerinde hem gurur hem de kaçırılmaması gereken bir fırsatın keskin baskısı vardı.
"Gözlemciler burada oğlum," dedi babası, Kaan’ın bedenindeki Defne’nin omzunu iki eliyle sıkıp sarsarak. "İlk periyotta o cüsseni hissettir. Hepsine bu ligin sahibinin kim olduğunu göster!"
Defne yutkundu; koca bedeni o baskının altında sendelemek üzereydi ama tam o sırada saha kenarında, birinci sıradaki parmaklıklara yaslanmış duran silüeti gördü.
Kaan, Defne’nin gri kapüşonlusunun içinde, kolları göğsünde kavuşmuş halde tam karşıdaydı. Gözlerini bir an bile Defne’den ayırmıyordu. Kaan başını çok hafifçe eğip tek kaşını kaldırdı; bu, aralarındaki sessiz dilde "Dizlerini kır, solunu kapat, nefes al" demekti. Defne derin bir soluk bıraktı, Kaan’ın geniş göğsünü öne çıkarıp başını dikleştirdi.
Hakemin tiz düdüğüyle ilk beşler sahaya davet edildi.
Rakip takımın iki metrelik dev pivotu doğrudan orta çizgiye yürüdü. Çocuk bir dağ gibiydi; kolları dövmelerle kaplıydı ve doğrudan Defne’nin gözlerinin içine bakıp alaycı bir sırıtışla dişlerini gösterdi. Defne’nin kalbi göğüs kafesinde delicesine çarpmaya başladı ama Kaan’ın bedeninin sahip olduğu o fiziksel ağırlık, korkunun bacaklarına inmesine engel oluyordu.
Hava atışıyla birlikte top havaya fırlatıldı. Dev pivot topu kolayca takım arkadaşına çeldi ve rakip ilk hücumuna başladı.
Taktik çok açıktı; rakip oyun kurucu topu doğrudan pota altına, iki metrelik dev adama indirdi. Dev pivot topu yakaladığı an Kaan’ın cüssesine doğru sert bir geri adım attı; amacı Kaan’ı geriye itip dengesini bozmak ve arkaya dönerek smaç basmaktı.
Tribünler nefesini tuttu. Kaan kenarda tırnaklarını parmaklıklara geçirdi.
Çarpışma anında kemiklerin birbirine vurduğu o tok ses parkede yankılandı. Defne geriye savrulmadı. Bahçede çalıştıkları gibi dizlerini kırmış, ağırlık merkezini tabana yaymış ve rakibin göğüs hizasına omuz koymuştu. Dev adam duvara çarpmış gibi afallayarak sola dönmeye çalıştı.
Tam o saniyede Defne’nin analitik zihni devreye girdi: Sola dönüş açısı kırk beş derece, sol omuz açıkta.
Defne, Kaan’ın uzun ve kaslı sol kolunu yıldırım hızıyla uzattı; koca parmaklarıyla topu dev adamın ellerinin arasından tek bir hamlede söküp aldı. Ne faul vardı ne de temas; sadece kusursuz bir açı hesaplaması ve mutlak bir zamanlama.
"Top bizde!" diye haykırdı Bora.
Dev adam şaşkınlıkla boş kalan ellerine bakarken, Defne Kaan’ın adımlarıyla topu sektirerek orta sahaya fırladı. Tribünler patlama noktasına gelmişti, babası ayağa fırlamış avazı çıktığı kadar bağırıyordu.
Orta sahayı geçerken Defne saha kenarındaki Kaan’a baktı. Defne’nin yüzünde daha önce hiç görülmemiş o vahşi, muzaffer gülümsemeyle Kaan yumruğunu havaya kaldırdı. İki kardeş, okulun en gürültülü anında, tek bir hamleyle imkânsızı gerçeğe dönüştürmüştü.