İçeriğe geç

Değiş-Tokuş

Bölüm 17 · 2 dk okuma

Değiş-Tokuş

Bölüm 17

BÖLÜM 17

Bahçedeki eski potanın altı, sonbahar yaprakları ve iki kardeşin nefes nefese kalan sesleriyle yankılanıyordu. Kaan, Defne’nin minyon bedeninde elindeki kronometreyi tutarken parmaklarını kemiriyor, çitlerin kenarında bir aşağı bir yukarı volta atıyordu.

"Dizlerini kır Defne, kütük gibi dikilme!" diye bağırdı Kaan. Defne’nin ince sesi bahçe duvarlarına çarpıp geri döndü. "Merkezin ağırlığını aşağıya vereceksin. Karşındaki adam iki metre, o cüsseyle sana çarptığı an devrilirsen hakem hücum faul çalmaz, seni sahadan süpürürler!"

Kaan’ın dev gövdesinde kan ter içinde kalan Defne, ellerini dizlerine dayayıp derin bir soluk aldı. Kaan’ın ciğerleri inanılmaz derecede genişti ama bu bedeni dengede tutmak, zihnindeki tüm fizik formüllerini aynı anda çalıştırmayı gerektiriyordu.

"Teoride anladım Kaan," dedi Defne, Kaan’ın tok sesiyle ciğerlerini havayla doldurarak. "Ağırlık merkezimi yere ne kadar yaklaştırırsam, rakibin uygulayacağı yatay kuvvetin oluşturacağı torku o kadar minimize ederim. Doğru mu?"

Kaan gözlerini devirdi; Defne’nin narin yüzünde bu hareket yine o küstah ifadeye dönüştü. "Bana fizik anlatma, uygula! Bak şimdi, topu sana atacağım. Göğsünle değil, parmak uçlarınla karşılayacaksın. Ve asla potaya sırtını dönme. Karşıdaki dev adam pivot pozisyonunda sola dönmeyi sever; sol omzunu kapatırsan topu elinden kaçırır. Solunu kapat, sadece bunu yap!"

Kaan yıpranmış turuncu basketbol topunu Defne’nin bedeninin tüm gücüyle savurdu. Top, Kaan’ın bedenindeki Defne’nin göğsüne sertçe çarptı ama Defne bu kez geriye doğru tek bir adım bile atmadı; topu koca elleriyle sımsıkı kavrayıp yere vurdu. Bir, iki, üç sekme...

Adımları hâlâ hantaldı ama o hantallığın altında kusursuz bir matematiksel düzen vardı. Defne zihninde sahayı koordinatlara bölüyor, her adımı milimetrik bir açıya oturtuyordu. Kaan’ın içgüdüsel vahşi gücü ile Defne’nin analitik beyni aynı bedende ilk kez birleşiyordu.

Saat beşi vurduğunda bahçedeki antrenman sona erdi. Akşam göğü kızıla bürünürken iki kardeş verandadaki basamağa yan yana çöktü.

Defne, Kaan’ın koca ellerine baktı; parmak eklemleri aşınmış, avuç içleri toz içinde kalmıştı. "Ben yapamam sanıyordum," dedi Defne sessizce. "Senin bu kadar ağır bir yükü her maçta nasıl taşıdığını şimdi anlıyorum. Herkes senden mucize bekliyor Kaan. Koç, babam, arkadaşların... Sırtında koca bir ordu varmış gibi."

Kaan, Defne’nin narin kollarını bacaklarına doladı, başını dizlerine yasladı. "Senin yükünün yanında hiçbir şey değilmiş. Sen yıllardır tek başına, sesini bile çıkaramadan bütün bir dünyaya direniyorsun. Asıl mucize sensin Defne."

Tam o sırada evin önünde bir araba kornası çaldı. Bora ve arkasından gelen iki takım arkadaşı arabanın camından sarkıyordu: "Kaptan! Hadi atla, salona gidiyoruz! Soyunma odasında koç delirmek üzere!"

Defne ayağa kalktı. Kaan’ın 1.88’lik gövdesi doğruluğunda omuzları artık çökük değildi.

Kaan da Defne’nin bedeninde ayağa kalktı; kardeşinin geniş göğsündeki 7 numaralı formayı iki eliyle düzeltti, yakasını çekti. İki kardeş göz göze geldi; Defne’nin gözlerinde Kaan’ın alev alev yanan öfkesi, Kaan’ın gözlerinde ise Defne’nin kırılmaz sakinliği vardı.

"Sahaya çık ve o devin solunu kapat," dedi Kaan Defne’nin incecik sesiyle ama bir komutan kararlılığıyla. "Ben kenarda, tribünün en önünde olacağım. Gözlerini benden ayırma."

"Gözlerimi senden ayırmayacağım," dedi Defne Kaan’ın gür sesiyle.

İki zıt ruh, tek bir amaç için o devasa spor salonunun kapısına doğru yola çıktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.