İçeriğe geç

Değiş-Tokuş

Bölüm 14 · 3 dk okuma

Değiş-Tokuş

Bölüm 14

BÖLÜM 14

Müdür odasında yankılanan kelimeler havada asılı kalırken, saatin tik takları bile durmuş gibiydi.

Selim Hoca gözlüğünü burnunun ucuna doğru kaydırdı, sandalyesinde hafifçe dikleşti. Bakışları Kaan’ın 7 numaralı formasının altındaki o koca göğüs kafesine, ardından masaya dayadığı damarlı ellerine kaydı. Bir basketbolcunun ağzından "Le Chatelier ilkesi" ve "esterleşme dengesi" gibi kavramların bu kadar pürüzsüz dökülmesi, okul tarihinde görülmüş şey değildi.

"Kaan..." dedi Selim Hoca, sesindeki şaşkınlığı gizleyemeyerek. "Sen... bunları nereden biliyorsun?"

Defne, Kaan’ın bedeninde anlık bir gaflete düştüğünü fark etti. Fazla kusursuz konuşmuştu; Kaan gibi pervasız, okuldan kaçıp potaya asılan bir tip asla böyle nizami bir dil kullanmazdı. Rolü toparlamak için omuzlarını hafifçe silkti, Kaan’ın o alışıldık küstah tebessümünü yüzüne yerleştirmeye çalıştı.

"Dedim ya hocam," dedi Defne, Kaan’ın tok ve pes sesiyle. "Evde küçük bir dahiyle yaşıyorum. Bütün gece başımın etini yedi bu formüllerle. Sürekli tekrar edip durdu. Ben de cuma günkü maça odaklanamayınca mecburen dinledim, aklımda kalmış. Ama asıl çalışan, sabahlara kadar o defterleri bitiren Defne. Eğer o kontenjanı başkasına verirseniz... büyük haksızlık edersiniz."

Son cümleyi söylerken sesindeki ton o kadar korumacı ve sertti ki, müdür bile gözlerini kırpıştırdı. Kaan’ın okulda kardeşini koruduğu, onun için birilerinin karşısına dikildiği daha önce hiç görülmemişti.

Müdür masadaki evrakı önüne çekti, dolma kalemin kapağını açtı. "Peki madem. Defne’nin akademik başarısına zaten diyecek bir şey yoktu, sadece son günlerdeki içine kapanıklığı bizi endişelendiriyordu. Ama madem arkasında böyle bir motivasyon var..."

Müdür onay imzasını sert bir hareketle kâğıdın altına attı. Kâğıdı masanın ucuna doğru itip Defne’nin bedenindeki Kaan’a baktı: "İmzanı at Defne, resmî kayıt tamamlansın."

Kaan derin bir nefes verip bir adım öne çıktı. İşte en kritik an buydu: Defne’nin minik, düzenli, eğik el yazısını taklit etmek.

Kaan titreyen parmaklarıyla dolma kalemi kavradı. Normalde basket topunu avuçlayan, her şeyi savurup fırlatan parmaklar, bu narin kalemin üzerinde buz kesmişti. Kaan masaya doğru eğildi; göz ucuyla arkasında dikilen kendi eski bedenine, yani Defne’ye baktı. Defne çaktırmadan sol elinin işaret parmağıyla havalı bir kavis çizerek imzanın ritmini hatırlattı.

Kaan dişlerini sıktı, Defne’nin narin bileğini masaya sabitleyip kâğıdın üzerine o zarif imzayı mümkün olduğunca titretmeden kondurdu. Kusursuz değildi ama şüphe uyandırmayacak kadar Defne’ye benziyordu.

"Hayırlı olsun," dedi Selim Hoca. "İki hafta sonra bölge elemeleri var, ona göre hazırlan."

Odadan çıktıklarında ve ağır ahşap kapı arkalarından kapandığında koridorun serin havası yüzlerine çarptı. İkisi de aynı anda derin bir nefes bıraktı.

Kaan, Defne’nin bedeninde arkasını dönüp Kaan’ın bedenindeki Defne’nin göğsüne sertçe bir yumruk indirdi. Fakat Defne’nin narin kemikleri Kaan’ın kaslı göğsüne çarpınca Kaan acıyla elini çekti.

"Ah! Resmen taşa vurmuş gibi oldum," diye homurdandı Kaan, Defne’nin ince sesiyle. Ama hemen ardından yüzünde daha önce Defne’nin ifadesinde hiç görülmemiş vahşi, gururlu bir sırıtış belirdi. "Ama kabul et... fena kotarmadık."

Defne, Kaan’ın koca ellerini ceplerine soktu. Kaan’ın sert yüz hatlarında ilk kez gerçek bir rahatlama, derin bir minnettarlık parladı.

"Teşekkür ederim Kaan," dedi Defne, Kaan’ın kalın ve çatallı sesiyle. "Eğer içeri benimle girmeseydin o kapıdan ağlayarak çıkardım. Burs şansım biterdi."

Kaan bakışlarını hafifçe kaçırdı; Defne’nin gözlerindeki o mahcubiyet, kendi eski bedeninin büyüklüğüyle garip bir tezat oluşturuyordu. "Ödeştik sayılır. Sen de sabahtan beri koçun önünde beni ipten alıyorsun. Hem... dünkü o laflardan sonra, bunu sana borçluydum."

Koridorun sonundan aniden bir gürültü koptu. Basketbol takımının pivotu Bora ve yanındaki üç oyuncu koşarak onlara doğru geliyordu. Bora’nın elinde bir tablet vardı ve yüzü kireç gibi bembeyazdı.

"Kaan! Buradasın, her yerde seni arıyoruz!" dedi Bora nefes nefese.

Defne panikle dikleşti. "Ne oldu Bora?"

Bora tableti doğrudan Kaan’ın bedenindeki Defne’nin gözüne soktu. Ekranda cuma günkü rakip takımın antrenmanından sızdırılmış bir video oynuyordu. Rakip takımın iki metrelik dev pivotu potayı sallayarak smaç basıyor, ardından kameraya dönüp 7 numaralı Kaan’ın formasına küfürler savuruyordu.

"Rakip takım sahada resmen savaş ilan etmiş," dedi Bora öfkeyle. "Koç cuma günkü maçı öne çekti! Yarın akşam oynuyoruz Kaan. Ve maçın açılış taktiğinde sen varsın. Koç diyor ki: 'Kaan yarın ilk beş çıkacak ve o herifi potanın altına gömecek.' Yarın akşam sahadasın kaptan!"

Kaan ve Defne’nin bakışları anında birbirine kilitlendi. İkisinin de yüzündeki kan çekildi.

Yarın akşamdı. Ve o sahaya çıkıp iki metrelik bir devle çarpışması gereken kişi, hayatında eline basketbol topu bile almamış olan Defne’ydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.