Öğle teneffüsünde Atatürk Lisesi'nin koridorlarında tek bir konu konuşuluyordu: Çekingen, sessiz Defne’nin voleybol takımının elebaşısı Melis’e koridorda geri adım attırması ve okulun en hırçın çocuğu Kaan’ın koçun odasından çıkıp tüm öğle arasını kütüphanenin en izbe masasında geçirmesi.
Kütüphanenin en arka sırasındaki masada, 1.88 boyundaki devasa Kaan silüeti iki büklüm oturmuş, önündeki ileri organik kimya ders kitabının sayfalarını koca parmaklarıyla narince çevirmeye çalışıyordu. Defne, Kaan’ın bedeninde olmanın en büyük zorluğunu bu hantal parmaklarda yaşıyordu; tükenmez kalemi her sıktığında plastik gövde çıtırdıyor, not defterine küçük harfler yazmaya çalıştıkça koca elleri çizgileri aşıyordu.
"Yine formül mü çiziyorsun?"
Kütüphanenin kapısı hafifçe aralandı. İçeriye giren minyon kız, elleri hırkasının ceplerinde, Defne’nin bedenine hiç yakışmayan sert ve yaylanan adımlarla masaya doğru yürüdü. Kaan, kütüphane görevlisinin ters bakışlarına aldırmadan karşıdaki sandalyeyi gürültüyle çekip oturdu.
Defne hemen başını kaldırıp fısıldadı: "Kaan, sessiz ol! Burası spor salonu değil, kütüphanedeyiz." Kaan’ın pes ve tok sesi kütüphanenin ahşap tavanında uğuldayınca, görevli sert bir "Şşşt!" çekti.
Kaan gözlerini devirdi; Defne’nin yumuşak kahverengi gözlerinde bu hareket tuhaf bir küstahlık yaratıyordu. "Sabahtan beri koçun odasında ne yaptın sen? Adam seni takım kaptanlığından alacak diye ödüm patladı."
"Tam aksine," dedi Defne, Kaan’ın dudaklarında hafif, zeki bir tebessüm belirerek. "Koç bana rakibin hücum setlerini sordu. Ben de cuma günkü rakip takımın son üç maçındaki hücum şemalarını bir koordinat düzlemi gibi analiz ettim. Hangi oyuncunun sağ kanattan ne kadar açıyla topsuz kat ettiğini ve pas açılarını tek tek tahtaya yazdım. Koçun ağzı açık kaldı. Hatta bana 'Sen basketbol oynamıyorsun oğlum, satranç oynuyorsun' dedi."
Kaan donakaldı. Defne’nin bedeninde öne doğru eğildi. "Sen... sen benim adıma antrenörlük mü yaptın yani?"
"Hayatta kalmaya çalışıyorum Kaan! Bedeninle sahaya çıkıp iki adım atsam topu kendi ayağıma çarparım. Tek bildiğim şey analitik düşünmekti, ben de onu kullandım." Defne sesini daha da alçalttı. Kaan’ın iri yüzünde derin bir endişe belirdi. "Asıl sen bana anlat. Koridorda ne oldu öyle? Bütün okul Melis’e söylediklerini konuşuyor. Melis’in beni... yani seni rezil etmesi gerekiyordu. Sen kıza ne dedin?"
Kaan arkasına yaslanıp Defne’nin narin kollarını göğsünde kavuşturdu. "Sadece hak ettiği cevabı verdim. Yıllardır senin üzerine basıp geçen o ukalaya haddini bildirdim. Bir daha senin yanından geçerken iki kere düşünecek."
"Sen delirdin mi?!" Defne oturduğu yerde öyle bir dikleşti ki masanın bacakları gıcırdadı. "Ben yıllardır o kızlar beni fark etmesin diye görünmez olmaya çalışıyorum! Sen tek bir hamleyle beni okulun ilgi odağı yaptın. Artık herkes bana bakıyor!"
"Çünkü haklıydın Defne!" Kaan aniden fısıltıyı unutup Defne’nin tiz sesiyle tısladı. Gözleri alev alevdi. "Senin bedenine girdiğimden beri koridorda insanların sana nasıl baktığını gördüm. Yanından geçerken bilerek çarpanlar, arkandan alay edenler, seni bir hiç gibi görenler... Sen buna nasıl dayandın bunca zaman? Nasıl tek bir kelime etmeden boynunu büküp yürüdün? O koca sessizliğinin altında ezilmektense, gerekirse herkesle kavga ederim daha iyi!"
Defne donakaldı. Kaan’ın kalın kaşları çatıldı ama bu kez öfkeden değil; Kaan’ın kendi dudaklarından ilk kez böyle bir itiraf dökülüyordu. Kaan, Defne’nin yıllardır taşıdığı o görünmez yalnızlığın ağırlığını sadece birkaç saat içinde iliklerine kadar hissetmişti.
Tam o sırada kütüphanenin koridorundan koşar adım sesleri duyuldu. Takımın forveti Arda kapıyı aralayıp içeri baktı, gözleri doğrudan Kaan’ın bedenindeki Defne’ye kilitlendi.
"Kaan! Buradasın demek," dedi Arda nefes nefese. "Okul müdürü ve fen zümresi seni arıyor. İki hafta sonraki liseler arası bilim olimpiyatları seçmeleri için birinin adını yazmaları gerekiyormuş ve geçen senenin birincisi Defne başvuru yapmamış. Müdür koridorda Defne’yi aramış ama bulamamış; seni görünce 'kardeşini bul, odama getirin' dedi."
İki kardeş aynı anda birbirine baktı. Bilim olimpiyatları, Defne’nin üniversite bursu hayalinin en büyük basamağıydı; ancak o sabahki panik ve beden değişimi yüzünden başvuru süresini tamamen unutmuşlardı.
Kaan kendi ince ellerine, sonra da Kaan’ın cüssesinde oturan Defne’ye baktı. Eğer o odaya Kaan olarak Defne giderse müdüre ne diyecekti? Eğer Defne olarak Kaan giderse, o olimpiyat mülakatını nasıl geçecekti?
Oyun gittikçe tehlikeli bir hâl alıyordu.