Kaan kapının kilidini parmak uçlarıyla, gürültü çıkarmamaya özen göstererek çevirdi. Kapı aralandığında karşısında duran kendi devasa silüeti, loş koridorda garip bir tezat oluşturuyordu.
Defne, Kaan’ın 1.88’lik gövdesini iki büklüm yapmış, parmak uçlarına basarak içeri süzüldü. Adımları o kadar temkinliydi ki, koca ayakları ahşap parkeleri gıcırdatmasın diye adeta havada süzülmeye çalışıyordu. İçeri girer girmez kapıyı kapattı ve sırtını kilitli kanada yasladı. Kaan’ın iri omuzları odayı neredeyse tek başına doldurmuş gibiydi.
"Önce şu duruşunu düzelt," dedi Kaan, fısıltıyla ama Defne’nin tiz sesine rağmen buyurgan bir tonda. "Kendi bedenimi kambur, eli ayağı birbirine dolanmış halde görmeye dayanamıyorum. Karşımda bir dev var ama sanki her an ağlayacakmış gibi duruyor."
"Kolaysa sen bu cüsseyi taşı!" diye karşılık verdi Defne. Kaan’ın tok ve derin sesi odanın içinde bir bas gitar teli gibi yankılandı. Defne hemen koca eliyle ağzını kapattı, gözleri korkuyla büyüdü. "Fısıldarken bile duvarlar titriyor Kaan. Ne kadar çok yer kapladığının farkında mısın sen? Dönüp dolaba bakmak için bile koca bir manevra yapmam gerekiyor."
Kaan çalışma masasının sandalyesine oturdu, Defne’nin narin bacaklarını üst üste attı ama alışık olduğu geniş ve pervasız oturuşu yakalayamadı. Dizleri birbirine çarpınca yüzünü buruşturdu. "Tamam, tartışmayı kes. Yarın sabah ne yapacağız, onu konuşalım. Cuma günkü maç ertelendi ama yarın takımın taktik analizi var. Koç beni yanına çağıracak. Sen basketboldan zerre anlamazsın."
"Sen çok mu kimya biliyorsun sanki?" Defne koca ellerini göğsünde kavuşturdu. Kaan’ın pazıları formanın altında gerildi. "Yarın ilk iki ders ileri düzey organik kimya laboratuvarı. Geçen haftaki deneyin raporunu teslim etmen ve tahtada reaksiyon mekanizmasını yazman gerek. Eğer o tebeşiri eline alıp saçmalarsan öğretmen doğrudan beni... yani seni sıfırla bırakır. Üstelik okul birinciliğim tehlikeye girer!"
Kaan saçlarını geriye itti; Defne’nin yumuşak saç tutamları parmaklarının arasından kaydı. Bu his bile onu çıldırtmaya yetiyordu. "Ben tahtaya çıkıp formül falan çizemem Defne! Ben sahadan, toptan, rakipten anlarım. Senin o minik yazınla not bile tutamam, parmaklarım kalem tutarken titriyor."
"O zaman kuralları koyuyoruz," dedi Defne, Kaan’ın sert adımlarıyla masaya doğru yaklaşıp eğilerek. Bu hareket Kaan’ın kendi yüz hatlarında çok garip, neredeyse tehditkâr bir ciddiyet oluşturmuştu. "Bir: Asla kimseyle gereksiz diyaloğa girmeyeceksin. Biri sana laf atarsa sadece başını eğ ve geç. İki: Dolabımın şifresi 1408. Bütün ders notlarım renklerine göre ayrılmış durumda, yeşil defteri açıp sadece yazılanları tekrar et. Üç: Melis ve yanındakiler yanına gelirse sakın diklenme. Onlar sadece laf atar, cevap vermezsen giderler."
Kaan’ın gözlerinde tehlikeli bir kıvılcım çaktı. Defne’nin yumuşak yüz hatları aniden sertleşti, dudakları küçümser bir tebessümle kıvrıldı. "Bana bak Defne. Senin bedeninde olabilirim ama ben Kaan’ım. O kızlar gelip senin yüzüne gülerken ya da eşyalarını yere atarken öylece duracağımı sanıyorsan çok yanılıyorsun. Kendi bedenimi koruyamıyorsan, ben korurum."
"Sakın!" Defne öne atılıp Kaan’ın bileğini kavradı. Kaan’ın koca parmakları Defne’nin minik bileğini tamamen sardığında, uyguladığı hafif baskı bile Kaan’ın canını yaktı. Kaan hafifçe inleyerek elini çekmeye çalıştı.
İkisi de donup kaldı.
Defne kendi eline, Kaan ise sızlayan bileğine baktı. Güç dengesi tamamen altüst olmuştu. Fiziksel kuvvet Defne’nin ellerindeydi ama o bu kuvveti nasıl kullanacağını bilmiyordu; Kaan ise içindeki o yıkıcı öfkeyi taşıyordu fakat bunu ortaya koyacak hiçbir fiziksel gücü kalmamıştı.
"Beni dinlemek zorundasın Kaan," dedi Defne, sesindeki otorite Kaan’ın kalın tınısıyla birleşince odaya ağır bir sessizlik çöktü. "Eğer yarın bir falso verirsek, sadece okulda rezil olmayız. Her şeyimizi kaybederiz. Sen antrenmana çıkamazsın, 'skorboard çarpması yüzünden kaslarımda spazm var' diyeceksin. Ben de okul bitene kadar senin koca gölgenin arkasında saklanmaya çalışacağım."
Kaan derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. Defne’nin küçük göğüs kafesi bu nefesle hızla inip kalktı.
"Tamam," dedi Kaan, istemeye istemeye. "Ama bir şey olursa... biri senin kılığımdaki bana ya da benim kılığımdaki sana bulaşırsa, kurallar biter."
Gece yarısı odalarına çekildiklerinde ikisi de yataklarında tavana bakıyordu. Defne, Kaan’ın sert ve geniş yatağında kendini küçücük hissederken, Kaan ise Defne’nin yumuşak yatağında sığamıyormuş gibi daralarak sabahın ilk ışıklarını bekledi.
Ertesi sabah okulun kapısı açıldığında, ikisini de hayatlarının en zor, en tekinsiz günü bekliyordu.